İstiyor musun

1553 Words
“Düzgün ver kahveyi!” Helin irkildi. Eli hafifçe titredi. Fincanın içindeki kahve biraz taşarak tabağa döküldü. Salonda kısa bir gerginlik oluştu. Helin hemen geri çekildi ve başını eğdi. Babasının öfkesinin büyümesinden korkuyordu bir şey oldu. Mardinli genç adam fincanı masaya koydu ve sakin bir şekilde konuştu: “Sorun değil.” Sonra Helin’e bakarak ekledi: “Gayet güzel.” Salonda yine sessizlik oldu. Helin ilk kez biri tarafından bu şekilde korunuyormuş gibi hissetti. Bir süre sonra büyükler birbirlerine baktı. Sohbet artık asıl konuya gelmişti. Mardin’den gelen ailenin büyüğü konuştu: “Biz kızınızı oğlumuz için istemeye geldik.” Helin’in kalbi bir anda hızlandı. O an herkesin gözü babasına çevrildi. Çünkü son söz ona aitti… Ve babasının vereceği cevap Helin’in kaderini belirleyecekti. Salonda herkes sessizce Helin’in babasına bakıyordu. Çünkü Kandemir Konağı’nda son söz her zaman ona aitti. Babası ağır ağır doğruldu, Mardin’den gelen aileye baktı. Salonun içindeki hava bir anda daha da gerginleşti. Birkaç saniye kimse konuşmadı. Sonunda babası sert bir sesle konuştu: “Kızım kolay verilen biri değildir.” Mardinli ailenin büyüğü sakin bir şekilde başını salladı. “Biz de bunun farkındayız,” dedi. “O yüzden buradayız.” Babası bir süre daha düşündü. Sonra herkesin beklediği o kelimeyi söyledi: “Olur.” Salonda bir anda hareket başladı. Kadınlar birbirine bakıp gülümsedi, büyükler memnuniyetle başlarını salladı. Ama o an Helin’in içi sıkıştı. Herkes mutlu görünüyordu… ama kimse ona ne düşündüğünü sormamıştı. Helin sessizce başını eğdi. Gözleri dolmuştu ama belli etmemeye çalıştı. O sırada Mardin’den gelen genç adam Helin’e baktı. Onun üzgün olduğunu fark etmiş gibiydi. Bir süre sonra büyüklerden biri konuştu: “Gençler biraz konuşsun isterlerse.” Salonda kısa bir sessizlik oldu. Bu teklif herkes için beklenmedik değildi ama yine de önemliydi. Helin’in babası kısa bir süre düşündü. Sonra sertçe konuştu: “Uzun sürmesin.” Böylece Helin ve genç adam konağın avlusuna doğru yürümeye başladılar. Avluda akşam rüzgârı esiyordu. Birkaç saniye ikisi de konuşmadı. Sonunda genç adam Helin’e bakıp sakin bir sesle sordu: “Bu evliliği gerçekten istiyor musun?” Helin o soruyu duyunca ilk kez ne söyleyeceğini bilemedi… Çünkü hayatında ilk defa biri ona gerçekten ne istediğini soruyuyordu... Tamam, Baran’ı daha net bir karakter tanıtımıyla yazalım: Baran Karabey… Mardin’in en güçlü ailelerinden biri olan Karabey ailesinin büyük oğluydu. Uzun boylu, sert bakışlı ve ağır duruşlu bir adamdı. İnsanlar onu gördüğünde hemen saygı duyardı. Çünkü Karabey soyadı bölgede güç ve söz sahibi olmak demekti. Baran küçük yaşlardan beri sorumlulukla büyümüştü. Ailesini, adını ve onurunu korumayı öğrenmişti. Sert görünürdü ama adaletsizliğe asla tahammül edemezdi. O gün Kandemir Konağı’na geldiğinde aklında sadece bir evlilik meselesi vardı. Ama Helin’i gördüğü anda bir şey fark etti. Helin’in gözlerinde bir korku vardı… sessiz ama derin bir korku. Baran bunu fark eden tek kişiydi. Ve o an içinden bir düşünce geçti: “Bu kızın hayatında bir şeyler doğru değil.” Helin birkaç saniye Baran’a baktı ama konuşamadı. Dudakları titredi, sonra yine başını eğdi. Baran onun bu halini görünce daha da emin oldu. Helin’in içinde sakladığı bir korku vardı. “Korkmana gerek yok,” dedi Baran sakin bir sesle. Helin yavaşça konuştu: “Ben… alışığım.” Bu iki kelime Baran’ın dikkatini çekti. “Neye alışkınsın?” diye sordu. Helin hemen cevap vermedi. Gözleri avlunun taşlarına takıldı. Sanki söylemek istediği şeyler vardı ama kelimeler çıkmıyordu. Tam o sırada konağın kapısı açıldı. İçeriden Helin’in babasının sert sesi duyuldu: “Helin!” Helin irkildi. Baran bunu fark etti. Bir insanın sadece bir sesle bu kadar korkması normal değildi. Helin hemen başını eğdi. “Babam çağırıyor,” dedi sessizce. İkisi tekrar salona doğru yürümeye başladı. Salona girdiklerinde herkes onların yüzüne baktı. Büyükler çoktan kendi aralarında konuşmaya başlamıştı bile. Mardin’den gelen ailenin büyüğü gülümseyerek konuştu: “Gençler birbirini görmüş oldu.” Helin’in babası ise sertçe başını salladı. “Nişanı fazla uzatmayız,” dedi. Bu söz Helin’in kalbini sıkıştırdı. Ama o anda Baran sessizce Helin’e baktı. Çünkü artık aklında tek bir soru vardı: Helin gerçekten bu evliliği istiyor muydu… yoksa bir şeylerden mi kaçıyordu? Salona geri döndüklerinde herkes yerini almıştı. Büyükler kendi aralarında konuşuyor, kararlar neredeyse verilmiş gibi görünüyordu. Helin sessizce annesinin yanına oturdu. Başını yine eğmişti. İçindeki sıkıntı giderek büyüyordu. Bir süre sonra Baran’ın babası konuştu: “Biz kızınızı oğlumuz Baran’a istemeye geldik. Eğer siz de uygun görürseniz bu işi hayırlısıyla tamamlayalım.” Salonda derin bir sessizlik oldu. Helin’in babası ağır ağır başını kaldırdı. Sert bakışlarını önce Helin’e, sonra Baran’a çevirdi. “Kızım bizim sözümüzden çıkmaz,” dedi. Bu söz Helin’in kalbine ağır bir taş gibi oturdu. Çünkü yine kimse ona ne istediğini sormamıştı. Ama o sırada Baran dikkatle Helin’e baktı. Onun gözlerinde saklanan üzüntüyü açıkça görüyordu. Birkaç saniye düşündü. Sonra beklenmedik bir şekilde konuştu: “Ben de bir şey söylemek istiyorum.” Salondaki herkes ona döndü. Baran sakin ama kararlı bir sesle devam etti: “Bu evlilik olacaksa, Helin de bunu istemeli.” Bu söz salonda kısa bir şaşkınlık yarattı. Helin’in babasının yüzü sertleşti. Ama Baran gözlerini Helin’den ayırmadan konuştu: “Çünkü zorla kurulan bir yuva kimseye mutluluk getirmez.” O anda Helin ilk kez başını kaldırıp Baran’a baktı. Belki de hayatında ilk defa biri onun tarafında duruyordu… Ve bu, Helin’in kaderinde yeni bir kapı açabilirdi. Baran’ın sözlerinden sonra salonda ağır bir sessizlik oldu. Herkes birbirine baktı. Böyle bir şey kimsenin beklediği bir durum değildi. Helin’in babasının yüzü bir anda sertleşti. Kaşları çatıldı. “Ne demek istiyorsun?” dedi sert bir sesle. Baran sakinliğini bozmadı. “Sadece şunu söylüyorum,” dedi ağır bir şekilde. “Bir yuva kurulacaksa iki taraf da bunu istemeli.” Salonda gerginlik büyüyordu. Kadınlar sessizce birbirine bakıyordu. Helin başını eğmişti ama kalbi hızla atıyordu. Çünkü ilk kez biri onun için böyle konuşuyordu. Babası sert bir şekilde Helin’e döndü. “Söyle bakalım,” dedi. “Bir derdin mi var?” Helin’in elleri titremeye başladı. Salondaki herkes ona bakıyordu. Annesi endişeyle kızına baktı ama bir şey söyleyemedi. Helin dudaklarını araladı ama kelimeler çıkmadı. O anda Baran Helin’in ne kadar zorlandığını fark etti. Ve beklenmedik bir şey yaptı. Baran ayağa kalktı. Salondaki herkes şaşkınlıkla ona baktı. Baran kararlı bir sesle konuştu: “Helin’i üzmek istemiyorum. Bu evlilik olacaksa, ona saygıyla olacak.” Bu söz Kandemir Konağı’nın salonunda büyük bir gerginlik yarattı.Baran’ın sözlerinden sonra salon tamamen sessizleşti. Kandemir Konağı’nda kimse Helin’in babasına bu şekilde karşı çıkmaya cesaret edemezdi. Helin’in babası ağır ağır ayağa kalktı. Yüzündeki öfke saklanacak gibi değildi. “Demek bana nasıl davranacağımı öğretiyorsun?” dedi sert bir sesle. Salondaki herkes gerilmişti. Kadınlar endişeyle birbirine bakıyor, kimse konuşmaya cesaret edemiyordu. Baran ise yerinden kıpırdamadı. Bakışları sakindi ama kararlıydı. “Size saygısızlık etmek istemem,” dedi. “Ama Helin’in de bir sözü olmalı.” Bu söz Helin’in babasını daha da sinirlendirdi. “Benim kızımın ne söyleyeceğini ben bilirim!” diye bağırdı. Helin korkuyla irkildi. Elleri titremeye başladı. Baran bunu fark etti. O an Helin’in korkusunun sebebini daha iyi anladı. Tam o sırada Helin’in annesi sessizce konuştu: “Belki… Helin de konuşabilir.” Salonda herkes şaşkınlıkla ona baktı. Çünkü Helin’in annesi genelde hiç karışmazdı. Helin’in babası kısa bir an ona baktı, sonra tekrar Helin’e döndü. “Konuş bakalım,” dedi sertçe. Helin’in kalbi hızla atıyordu. Salondaki herkes ona bakıyordu. Yavaşça başını kaldırdı. Gözleri kısa bir an Baran’a kaydı. Baran ona sakin bir bakışla bakıyordu. Helin derin bir nefes aldı. Ve hayatında ilk kez kendi için konuşmaya hazırlanıyordu… Ama söyleyeceği şey herkesin beklediğinden çok farklı olacaktı.Helin derin bir nefes aldı. Ellerinin titrediğini hissediyordu. Salondaki herkes ona bakıyordu. Babasının sert bakışları üzerindeydi. Annesi ise endişeyle kızına bakıyordu. Helin dudaklarını araladı. “Ben…” diye başladı ama sesi çok kısık çıktı. Bir an gözlerini kapattı. Sonra tekrar konuştu. “Ben kimseyi utandırmak istemem,” dedi yavaşça. Salonda yine sessizlik oldu. Helin başını kaldırıp ilk kez herkesin gözünün içine baktı. “Ama…” dedi, “korkuyorum.” Bu söz salonda beklenmedik bir etki yarattı. Helin’in babasının yüzü sertleşti. “Neden korkuyorsun?” diye sordu. Helin cevap vermedi. Çünkü gerçeği söylemenin sonuçlarını çok iyi biliyordu. Tam o sırada Baran konuştu. “Belki de ona biraz zaman vermek gerekir,” dedi sakin bir sesle. Helin kısa bir an Baran’a baktı. O an ilk defa içinde küçük bir umut hissetti. Ama Helin’in babası bu sözden hiç hoşlanmamıştı. Sert bir şekilde konuştu: “Bizim evimizde kararlar uzatılmaz.” Sonra büyüklerin olduğu tarafa döndü. “Eğer uygun görüyorsanız, nişanı yakında yaparız.” Salondaki büyükler başlarını salladı. Helin’in kalbi bir anda sıkıştı. Çünkü o an anladı ki… Hayatı hakkında verilen karar çoktan alınmıştı.Salondaki konuşmalar yavaş yavaş dağılmaya başladı. Büyükler kendi aralarında nişan tarihini konuşuyor, kadınlar mutfakta hazırlıkların ne kadar güzel olduğunu anlatıyordu. Ama Helin için zaman sanki durmuştu. Sessizce yerinden kalktı ve kimse fark etmeden salondan çıktı. Uzun koridordan geçip odasına doğru yürüdü. Kapıyı kapattığı anda gözlerinden yaşlar süzüldü. Yatağın kenarına oturdu ve elleriyle yüzünü kapattı. Birkaç dakika sonra kapı yavaşça açıldı. İçeri annesi girdi. Annesi Helin’in ağladığını görünce hemen yanına oturdu ve onu sarıldı. “Ağlama kızım,” dedi yumuşak bir sesle. Helin başını annesinin omzuna yasladı. “Anne… ben korkuyorum,” dedi titreyen bir sesle. Annesi kızının saçlarını okşadı. “Biliyorum,” dedi sessizce. Helin başını kaldırıp annesine baktı. “Ya hayatım daha da kötü olursa?” diye fısıldadı. Annesi bir süre sustu. Sonra yavaşça konuştu: “Belki de bu evlilik senin kurtuluşun olur.” Helin bu sözleri duyunca düşüncelere daldı. Çünkü avluda Baran’ın ona söylediği sözleri hatırladı. “İstemiyorsan bunu söyleyebilirsin.” O an Helin ilk defa Baran’ı gerçekten düşünmeye başladı. Belki de… Baran Karabey onun kaderinde sandığından daha büyük bir yere sahipti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD