Çok zor bir karar değildi. Bana yaşattıklarını düşünüp arkama bile bakmadan kaçmam gerekirdi. Neden hala olduğum yerde dikiliyordum hiç bir fikrim yok.
İki adamın yanıma gelip kollarımdan tutmasıyla artık düşünmenin bile anlamsız olduğuna kanaat getirmiştim.
Siyah bir minibüse tıktıkların da ellerimi önden bağladılar. Behcet Aslanın ellerini arkadan bağlayıp bizi yan yana otutturdular.
"Sana kaç kere dedim kaç diye neden dinlemiyorsun beni. Deli misin? !"
Cevap veremedim. Bende bilmiyorum neden gidemediğimi.
İkimizde konuşmadan uzun bir yol sürmüştü. Minibüsten indiğimizde
Tahtadan yapılmış iki katlı küçük eski bir evin önünde durduk. Ağaçlarla kaplı ıssız bir ormandaydık.
İki adam Behcet Aslanın kolundan tutup içeriye soktuğun da yanımdaki uzun boylu esmer adam beni arkalarından ittirdi. İçerisi çok tozlu olduğu için öksürük tutmuştu. Odayı fazla aydınlatmayan sarı lambayı açtılar.
İkimizide yan yana sandalyelere bağladıkların da ellerimi ipten kurtarmak için uğraştıkça bileklerim acımıştı.
"Diyar korkma tamam mı? Kurtulacağız korkma!" başımı sallasamda çok korkuyordum.
Kapı gıcırtıyla açıldığın da içeriye bugün mağaza da gördüğümüz Azat Goyan girdi. Elleri ceplerinde aheste aheste yürüyüp karşımıza geçti.
"Hoş geldiniz Behcet Ağa ve onun güzel karısı..."
Gözleri benim üzerimdeyken güldü.
"Şerefsiz piç eceline mi susadın yine... Çek o pis gözlerini karımın üzerinden."
Artık Karım kelimesi ağzına yapışmıştı sanki her fırsatta karım diyordu. Gözlerimi devirdim. Bu durumda bile beni sinir etmeyi başarıyor.
"Behcet Ağa... Bu gün hesaplaşma günü ve sen yaptıklarının bedelini tek tek ödeyeceksin." beni sürükleyen adama bakıp ikiside iğrenç bir şekilde güldüler.
"Azat Goyan Karımı bırak hesabı erkek erkeğe kapatalım yoksa seni doğduğuna pişman ederim." dişlerinin arasından tısladı.
Azat Burun kemerini sıkıp bana baktı. Bir süre düşündü. Aklına bir şey gelmiş gibi kahkaha atmaya başlayınca korktum. Delirmiş gibi güldü.
Sandalyelerden birini alıp Aslanın önüne ters koyup oturdu.
"Karısına bile sahip çıkamayan bir adamdan ağa olur mu?"
Benim kaçmaya çalıştığımı biliyor du galiba öyle imalı konuşmuştu.
Başını çevirip bana baktı.
"Duyduğuma göre bu adamdan kurtulmak için kaçmaya çalışmışsınız. Ne yazık ki becerememişsiniz ben size bu şansı vereceğim. Siz istediğiniz yere gidebilirsiniz Hanımefendi. Benim derdim Behcet Aslanla."
Gözlerim Aslana kaydığın da hiç bir tepki vermedi. Bana bakmadı bile. Ne yani öylece beni bırakacak mı?
" Halil, Hanımefendiyi çöz. "
Halil denen adam ellerimi çözdüğünde öylece sandalyede kaldım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Aklım, mantığım buradan gitmek istiyor bu son şansın seni tekrar yakalayacak biri yokken kaç kurtar kendini dese de, kalbim onu böyle çaresiz bir başına nasıl bırakıp gidersin diyor.
Şaşkınlıkla sordum. " Nasıl yani gidebilir miyim? "
Eliyle kapıyı işaret ettiğinde yerimden kalktıp Behcet Aslana baktım. Kurtulmak istediğim sahte kocam elleri bağlı savunmasız orada öyle duruyor bana bakmıyordu bile.
Azat'a yaklaştığım da çeketinin cebindeki telefonu fark ettim. Yapacağım şeyde emin değildim. Yakalanırsam sonuçları ne olur onuda kestiremiyorum ama yapacaktım.
Gözlerimi oradan çekip yavaş adımlarla ona yaklaştım.
"Çok teşekkür ederim size." Cilveli konuşmaya çalıştığımda bir an kendimden tiksindim. Ani bir kararla kollarımı beline sardım.
Azat goyana sarıldığım da adam ne olduğunu anlamadan ellerini yana açtığın da elim cebine kaydı. Kalbim korkudan o kadar hızlı atıyordu ki kalp krizi geçireceğimi sandım. Ellerim titreyerek elimi çeketin cebine attım.
"Diyar napıyorsun sen çekil o herifin yanından Diyar... Diyar!"
"Çek o pis ellerini Karımın üzerinden. Diyar o heriften uzaklaş hemen!" Yeri göğü inletircesine bağırıyordu.
"Laaaannn.........."
Behcet Aslanın ettiği küfürler havada uçuşuyordu. Ama kalbim o kadar hızlı atıyordu ki yüzümde hiç bir mimik kıpırdatmadan telefonu alıp elbisemin cebine attım. Yüzüme sıcak bastığında yanaklarım yanmaya başladı.
Behcet Aslana bakamıyorumdum bile. Azat Goyan ne olduğunu anlayamamıştı. Böyle bir şey beklemediği için şaşkınlıkla bakarken ben arkamı dönüp kapıya yaklaştım. Şaşkınlığın verdiği hisle telefonunu aldığımı fark etmemişti.
"Gideceğini hiç tahmin etmemiştim akıllı kadınsın."
Başımı çevirip güldüm. Evet akıllı kadındım en azından ondan daha akıllıydım.
"Sevmediğim bir adam için burada ölmeyi bekleyemem dimi."
Gözlerimi Behcet Aslana değdirmeden Azat Goyana baktım.
" İsterseniz adamlarım sizi istediğiniz yere götürsün şuan kocanızla ufak bir işim var o yüzden ben götüremiyorum ama en kısa zaman da görüşmek isterim sizinle."
Başımı salladım. Daha fazla konuşmamak için kapıyı açıp çıktım. İçeriden Aslanın bağırma ve küfür sesi Kulağıma iliştiğinde kalbim sızladı.
Evin önündeki 10 dan fazla adamın bakışları altında oradan uzaklaştım.
Ev tamamen gözden kaybolduğun da telefonu cebimden çıkarttım. Titrek ellerle 155 tuşlayıp bekledim. Nefesimi düzene sokmaya çalıştıkça nefesim kesiliyordu.
Silahlı adamlar tarafından kaçırıldığımızın ihbarını verdiğimde yerimi tesbit ettiler.
5 dakika geçmişti telefonla konuşalı, evin çevresinde dolaşmaya başladım. Evin arkasına geldiğim de bir el silah sesiyle elimi ağzıma kapattım. Aslana birşey yaptılarsa. Kalbim o kadar çaresiz hızla atıyordu ki evin arkasında ki bir camdan içeriye bakmaya çalıştım. Polis biraz daha geç gelse belkide çok geç olabilir.
Adamların dikkatlerini dağıtmam gerekiyordu. Ama nasıl? aklıma Kemal Sunalın bir filmi geldiğinde sinsice güldüm. Hemen telefonu elime alıp silah sesi ve polis siren seslerini indirdim alarmı kurduğum da evin 2 metre uzağına bıraktım. Koşarak evin arka tarafına geldiğim de camı kırık eski pencereden içeriye atladım. Kolumu kırık cam parçası çizerken akan kanı umursamadan içeriye girdim. Kapıya yaklaştığım da içerideki sesleri dinledim.
"Bu izi hatırlıyor musun Behcet Ağa... Aynısını şimdi sana yapacağım bana yaptıklarının aynısını sana yapacağım."
"Elinden geleni ardına koyma. Aklın varsa beni öldür yoksa ben seni öldürmekten beter edeceğim."
Kapı gürültüyle açıldığın da soluk soluğa biri girdi.
"Abi kaçmamız lazım polis!"
"Allah kahretsin... Aaaahhhh... Seninle işim bitmedi Behcet Ağa işim bitmedi görüşeceğiz."
"O günü sabırsızlıkla bekliyorum seni bulacağım Azat Goyan dua et benden önce ecelin bulsun seni."
Aslanın son sözleriyle kapı kapandı.
Kapının sesiyle hemen içeriye girdim. Aslanın gözleri beni bulduğunda şaşkınlıkla baktı.
Benim gözlerim gögsünden akan kana kaydığında hemen yanına koştum. Ellerini arkadan çözmeye çalıştığım da onun kısık sesiyle başımı çevirdim.
"Sen... Gitmemişmiydin?"
Gögsünden kırmızı sıvı akıyor o hiç bir acı belirtisi olmadan yüzüme bakıyordu. Yüzünün her bir karesinde kızarıklar vardı. Kaşından akan kırmızı sıvı yanağını yol yapmış akıyor dudağının kenarı patlamıştı. Onu böyle gördüğümde kalbim sızladı.
"Gitmedim."
"Neden? Neden sevmediğin bir adam için geri döndün?"
Boğazıma balık kılçığı kaçmış gibi tıkanıp kaldım. Tek bir cümle çıkmadı dudaklarımdan yutkunamadım.
Ellerini çözdüğüm de eli gögsüne gitti. Tamamen eli kana bulanmıştı.
Kapının gürültüyle açılmasıyla Azat Goyan ve iki adam girdi. Korkuyla bir adım gerilediğim de Azat elindeki polis sireni sesi çalan telefonu kafama fırlattı. Aslanın ani bir refleksiyle telefon onun eline çarptı.
"Aklınca beni kandırabileceğini mi sandın küçük şeytan."
Adamlardan her ikiside silahı Aslana doğrultup benim çözdüğüm iple tekrar bağladılar.
"Seni öldüreceğim lan seni siktimin evine gömeceğim şerefsiz.........."
Aslanın küfürlerini aldırmadan yanıma yavaş adımlarla yaklaştı.
"Sana akıllı kadınsın demiştim ama sen aptalın teki çıktın."tamamen önümde durduğunda sağ elimi çekti." Söyle bakalım hangi elinle aldın o telefonu. "
" Azat ona sakın dokunayım deme yemin ederim öldürüm lan seni dokunma ona. O ellerini tek tek kıracağım şerefsiz çek ellerini karımdan. "
Azat yine kahkahalarla gülerken ben elimi elleri arasından çıkartmaya çalışıyordum.
" Halil bu Behcet ağa bana ilham verdi görüyormusun? Hele sen şu işe bak bu güzel parmaklara yazık olacak şimdi. "
Tek tek parmaklarını ellerimin üzerinde gezdirdiğin de elimi çekmeye çalıştım. Korkuyordum ne kadar belli etmesem de çok korkuyordum.
"Aslan bir şey yap." sesim titremişti. Onun bakışları gözlerime kaydı. Çaresizdi eli kolu bağlı.
"Yiyorsa gel bana yap ne yapacaksan sakın karıma bir şey yapayım deme!"
"Lan piç korkak çöz lan elimi sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereyim."
Baş parmağımın ani bir hareketle burkulmasıyla çığlığım tüm odada yankılandı. Parmağım dan çıkan o ses kulaklarımdan asla silinmeyecek o acı asla unutulmayacaktı. Gözlerimden art arda inen yaşlarla hıçkıra hıçkıra ağladım.
" Şerefsiz öldüreceğim lan seni bırak gel lan gel bana yapsana yiyorsa gel bırak karımı."
"Bu güzel parmaklarla daha zevkli oluyor hem düşündüm de şuanda yaşadığım hazzı seni vurduğum da yaşamadım hiç acı çekmedin. Oysa şimdi gözlerinde o acıyı görüyorum."
Orta parmağımın kırılma sesiyle çığlığım tüm odayı inletti. Tekmelerimi adama savurmaya çalıştıkça dizleriyle ayaklarımı ezdirip tutmaya çalışıyordu.
Diğer iki adam da gelip beni tuttuklarında tek tek 5 parmağımı kırdı.
Acı tüm bedenimi etkisi altına almış gibi acıyla kıvrandım. Gözlerim sımsıkı kapalı hıçkıra hıçkıra ağladım. Parmaklarım o kadar acıyordu ki onlara dokunamıyordum.
Yere cenin pozisyonunda yattığımda sağ elimi iki bacağımın arasına sıkıştırıp acıyı unutmaya çalıştım. Etrafımdaki sesleri duymuyor olayları göremiyordum.
Yazarın anlatımı.
Kadın acılar içinde kıvranırken onunla aynı durumu elleri bağlı olarak yaşayan Behcet Aslan vardı. İpleri koparmak istiyordu. Çıldırmış gibi Azat Goyana küfürler ederken yerde acıyla ağlayan Hasrete bakıp bir şeyler söylemek onu teselli etmek acısını almak istiyordu.
Kapının açılıp içeriyi polislerin sarması Azat ve adamlarının etkisiz hale getirilmesi saniyeler sürmüştü.
Behcet Aslanın elleri çözüldüğünde yerde Yatan Karısının yanına çöktü.
Hasret acısından hiç bir şeyi fark etmemişti.
O el bebek gül bebek anne babasının kanatları altında yaşarken hiç acı keder yokluk görmemişken şimdi kendini acının göbeğinde bulmuştu.
Ambulans geldiğin de görevliler kanlar içinde ki Behcet Aslan'ın yanına koştular.
"Ben... Ben iyiyim karıma yardım edin parmakları kırıldı."
Zar zor cümlesini tamamladığın da bir sağlık görevlisi kadını otutturdu. Diğeri ise Behcet Aslanın yarasına bakmaya çalıştı.
"Ben iyiyim bırakın beni Diyar o çok acı çekiyor karıma yardım edin."
"Tamam sakin olun onun durumu iyi sizinle ilgilenmem lazım."
Kadın acı içinde başını kaldırıp Behcet Aslana baktığın da kırmızıya bulanan ela gözleri Behcet Aslanın yarasına kaydı.
Üzerindeki beyaz gömlek tamamen kana bulanmıştı.
"Aslan..."
Ağlamaklı sesiyle konuştuğunda Behcet Aslan, kadına yaklaştı.
Perişandı karısı gözleri önünde kıvranıyordu. Hiç birşey yapamadan bakmak onu delirtiyordu.
"Çok acıyor mu?"
"Evet ellerim kırıldı."
"Bundan sonra sözümü dinlersin sana kaç kere kaç dedim neden dinlemiyorsun beni." Asıl kızgınlığı kemdineydi. Koruyamamıçtı karısını.
"Sende bir karar ver bir kaç diyorsun birde kaçmayacaksın diyorsun."
Behcet Aslanın artık akacak kanı kalmamıştı. Gözleri yavaş yavaş kapandığında cevap veremeden sedyeye yatırdılar.
Behcet Aslan ambulansa alınırken zavallı kadın acısına rağmen onu bırakmadan ambulansa atladı.
İkisi içinde zor bir gündü. O kaçmak kurtulmak isterken o gün kaçamadığını Behcet Aslanı o halde bırakmadığını fark etti. Bu olayı sadece zor bir anında bırakmak istemediğine yordu.
Karabeyler konağına acı haber duyulmuştu. Behcet Aslan ağa ve karısı kaçırılmış Behcet Aslan ağa vurulmuştu.
Hastaneye toplanan aile oğullarından iyi bir haber bekliyorlardı. 8 saat sürmüştü hala ameliyathaneden ne o nede bir haber çıkmıştı. İyi veya kötü tek bir bilgisiz hastene koridorlarında merakla bekliyorlardı.
Hasret alçıya alınmış elini kucağına koyup, ela gözlerini ameliyathanenin kapısına dikti.
Gözlerinin önünden o kanlı hali gitmiyordu. Artık elinin ağrısını bile unutmuş yüzünün rengi solmuştu.
Haşmet ağa bastonundan destek alıp öfkeyle ayağı kalktığın da ortanca oğlu Bedire baktı. Aralarında ikisinin de anlayacağı bir dilde bakıştılar.
Bedir denileni anlayıp başını salladı. Ardından hızla koridorda yürüdü.
Hanımzer Hanım ameliyathaneye en yakın koltuğa oturmuş hem ağlıyor hemde çok sevdiği oğlu için elindeki yasin-i şeriften dualar okuyordu.
Behcet Aslanın ameliyatı iyi geçtiğin de doktoru kapıdan çıktı. Onun çıkışıyla herkes ayaklandı. Herkes doktorun iki dudağı arasından çıkacaklara odanlanmıştı.
"Korkulacak şimdilik bir şey yok durumu gayet iyi gögüs boşluğuna gelmiş kurşunu çıkarttık. Fazla kan kaybetmiş BRpozitif kana ihtiyacımız olacak."
Behram hiç düşünmeden doktorun sözünü bile bitirmesini beklemeden araya girdi.
"Benim benim kan grubum uyuyor ben verebilirim."
"Tamam sizi böyle alalım."
Behramın kanı Behcet Aslana şifa olmuştu.
Hasretin anlatımı
Elimizde olmadan hayat bizi öyle yerlere sürüklüyor ki bazen ipin ucunu kaçırıp nereye geldiğimizi neler yaptığımızın farkına bile varmıyoruz.
Filmlerde izlediğim kitaplarda okuduğum gerçek dışı hikayelerin içinde bulmuştum kendimi. Bir evlilikten kaçarken hiç tanımadığım bir adamla evli buldum kendimi.
Dipsiz bir kuyudaymışım ve çıkışını kaybetmişim gibi hissediyorum.
Hiç tanımadığım bir kadının hayatını yaşıyorum. Hiç tanımadığım görmediğim bana benzeyen Diyarın kocasının baş ucunda onun uyanmasını bekliyorum.
Kapının açılmasıyla başımı koyduğum koltuktan kalktım. İçeriye Haşmet ağa girdiğin de oturması için koltuğu gösterdim.
"Kızım hadi sen eve git biraz dinlen 2 gündür buralarda heba oldun."
"Yok Efendim ben iyiyim böyle Aslan uyansın giderim."
Gözleri elime kaydığın da iç çekti.
"Elin acıyor mu kızım?"
İstemsizce benim gözlerimde alçılı elime kaydı.
"Biraz ağrıyordu, sabah iğne vurdurdum geçti."
Kapı tekrar açıldığın da içeriye Behram, Bedir ve Hanımzer Hanım girdi.
Hanımzer Hanım oğlunun yanına gittiğinde yanaklarından öpüp saçlarını okşadı.
"Aslanım oğlum..."
Günlerdir Hanımzer Hanım içli içli ağlıyor oğlu için dualar ediyordu. Onun bu haline hiç alışkın değildim.
"Neden hala uyanmadı?"
Gözlerinde çaresizlik vardı. Bakışlarını Haşmet ağaya çevirdi.
"Başka bir doktor getir bir şey yap böyle elimiz kolumuz bağlı mı duracağız."
Behram annesinin yanına gidip omzuna elini koydu.
"Sultanım doktor dedi ya narkozun etkisinden uyur diye hem ameliyattan çıkalı daha kaç saat oldu. Korkma ona bir şey olmaz doktor durumu iyi dedi."
Bedir de ona eşlik edip devam etti.
"Kötü bir şey olsa normal odaya almazlar anam sen merak etme uyanır."
Bedirin sözü biter bitmez Aslan mırıldanmaya başladı. Ellerini hareket ettirip ağzındaki havayı çıkardı. Gözlerini araladığın da kalbimin üzerinden bir yük kalktı.
Uyanmıştı herkes sevinçle yanına giderken ben ayak ucunda ayakta öylece dikildim. Onunla iyi zamanım geçmemiş zorla evlendirilmiş bile olsam içten içe üzülüyordum. Gözlerini açması beni rahatlamış mutlu etmişti.
"Oğlum iyi misin?"
"Sonunda abi ya ne uyudun az kalsın Hanımzer Sultan bizide uyutacaktı."
"Aslanım oğlum nasıl hissediyorsun.?"
Hepsi o kadar mutluydular ki gözlerinden okunuyordu. Kendimi orada o kadar fazladan yanlız hissettim ki. Gözlerimin önüne Annem Babam geldi. Benim bu halde olduğumu bilseler onlarda ne kadar üzülürlerdi.
Annem ve Babamı çok özlemiştim. Kim bilir şuan ne yapıyorlar. O telefonda konuşan benim yerime geçen kimse onu kızları sanıyorlar hayatlarına devam ediyorlar beni aramıyorlar bile.
Nerden bilsinler ki bazen ben bile kendimi hastaymışım hepsi benim hayal üzünümmüş gibi gelirken onlar bana benzeyen benim yerime geçen birini nasıl anlasınlar.
"Yenge... Yenge..." Behramın sesiyle başımı çevirdim.
"Hı..."
"Abim seni soruyor daldın gittin sesleniyorum duymuyorsun."
Gözlerim onun mavi ve yeşillerinde buluştuğun da yaz geldi çimenler açtı gökyüzü göründü. Tüm kötü düşünceler uçtu gitti. Yatakta oturur pozizyona geldiğinde bir eli yarasında yüzünde ufak acı bir mimik oluşurken benim bakışımla yüzü güldü.
Gözleri bu defa elime kaydığı da gözü seyridi. Kendini sıktığını sinirlendiğini fark ettim.
"Elin... Elin nasıl oldu iyi misin?"
"Sadece parmaklarım kırılmış ama acımıyor iyiyim."
Behrama baktığında öfkeliydi.
"Nerede o it?"
"Polisler götürmüş bugün duruşması vardı adam kaçırmak kasten yaralamaktan içeriye aldılar."
Aslan dişlerini sıktı. Bu onu tatmin etmemiş gibiydi. Gerçi beni bile mutlu etmemişti. Parmaklarımı tek tek kırmıştı. Polisler gelmese yüzündeki izin aynısını benim yüzüme de yapacağını söylemişti.
O anlar gözümün önüne geldiğinde acıyla yutkundum.
" O hapis haneye girmeyecek Bedir o iti bana getir!" Sözleri keskindi. Benim gözlerim ardına kadar açılırken benden başka tepki veren olmadı. Hapishaneden adam kaçırmak da nedir. Polis yakalamış cezasını verecek sen kanunmusun sen kim oluyorsun.
Tam bir şey söylemek için ağzımı açtığımda Bedirin uyarıcı bakışları ve sözleriyle sustum. Ama şimdilik.
" Diyar sende annemlerle git 2 gündür perişan oldun hiç uyumadın biraz dinlen." Olumsuz anlamda başımı salladım.
Hanımzer Hanım ve Haşmet ağa ayaklandığın da Haşmet ağa elini sırtıma koydu.
"Hadi kızım gel biz gidelim sende biraz dinlen Bedir bekler başında sonra yine Behram getirir seni."
Haşmet ağanın babacan tavrıyla zoraki tebessüm ettim.
"Yenge merak etme kocanı kaçırmazlar buradan yine gitirim ben seni."
"Behram!"
"Behram!"
Aslanla aynı anda Behrama kızdığımızda elini ağzına götürüp fermuarladı.
"Tamam sustum. Siz de karı koca birbirinize benzemeye başladınız."
Benim yüzüm kızarırken Aslan, Behrama kızgın bakıyordu.
Odadan tek tek herkes çıktığın da Bedir ve ben kalmıştık benim Aslana baktığımı fark edince Bedirde odadan çıktı.
"İyi misin?"
"İyi misin? "
İkimizde güldük.
"Canının istediği bir şey var mı?"Yüzüme uzun uzun baktı. Burnunu çekip başını salladı.
"Var desem yapacak mısın?"
Kaşlarım kalktı. Yapmayacak olsam neden sorayım ki.
"Tabi yaparım ne istiyorsun."
Bir süre yüzüme baktı düşündü.
"Eee... Evet canım kızarmış içli köfte birde Lebeniye çorbası istiyor yapabilir misin?"
Gülmek istiyor kendini tutuyor gibi bir hali vardı. Gözlerim kısıldı benimle dalga geçiyordu yapamayacağımı düşünüyordu.
Doğru düşünüyordu nasıl yapacaktım ben bunları Lebeniye çorbası nedir ya daha adını bile ilk defa duyuyorum. Başımı dikleştirdim.
"Tabi neden yapamayacağım yaparım."
Başını salladı. Dudaklarını birbirine bastırdı.
Arkamı döndüm odadan çıkarken onun sesiyle durdum.
"Yanlız et suyuyla yaparsan sevinirim."
"Neyi?"
"Çorbayı tabi ki! Yoksa bilmiyor musun?"
Gözlerimi kaçırdım.
"Tabi ki biliyorum."
"Hı hı o kahvaltıdan sonra pek emin olamadım tabi yapamazsan Meryem Ablaya söyle oda yapabilir."
Kaşlarımı çattım. Yüzünde muzur bir ifade vardı. Aklınca benimle dalga geçiyordu benimde adım Hasretse o çorbayıda yemeğide yapacağım ben güleceğim sana.
"Yaparım." ona bakmadan konuştum. Arkamı tekrar döndüğüm de bu sefer keskin ve bir o kadar öfkeli sesini duydum.
"Bir daha sakın başka bir adama sarılma öleceğimi bilsen bile hiç bir erkeğe dokunma!" Onun gözleri önünde Azata sarılmam aklıma geldiğinde yüzüm buruştu. Sırf telefonu ala bilmek için böyle bir hamle yapmıştım pişman değildim böyle yapmasam belkide kurtulamazdık ikimizde ölmüş olurduk. Cevap vermeden kapıyı açıp ardımdan kapattım.