28.bölüm

2790 Words
Nesiller boyu kadın erkek eşit, eşit değil tartışması sürüp gitmiştir. Bence hiç bir zaman kadınla erkek eşit değildir. Kadın narin, kırılgan, çiçektir erkek bu çiçeği kurutmamak için onu sulamalı sevgi göstermelidir. Evet hukuki yollarda yaşam biçiminde tabiki eşit şartlarda yaşam sürmelidir. Kalkıp bir erkekle kavga ediyormuş gibi kadınla kavga edemezsin bir erkeğe sinirlendiğinde belki vura bilirsin çünkü karşındaki senin hemcinsin o dayağın altından kalkar. Ama kadın senin gücünün altında ezilebilir. Gücü bir tek kadına yeten şehir magandaları çoğaldıkça kadınlarımız hep bir basık ve arka planda kaldı. Ve şuan daha iyi anlıyorum ki bir erkek eşini aldattığında erkek adam yapar bir şey olmaz affet. Eee erkek eşi tarafından aldatıldığın da tüm kötü sözler o kadına asla affedilme lüksü yok cezası çok ağır. Yanlış iki taraf içinde geçerli değil mi? Neden her zaman erkek adam yapar. Çocukluktan böyle yetişmiyor mu? Erkek adam bebeklerle oynamaz, göster pipini oğlum amcaya. Ve buna benzer türlü saçmalıklar. Behcet Aslan ağa, karısını aldatsın konağı metresi bassın ama hırpalanan hor görülen ben olayım. Benim sözlerimle konaktan çıt çıkmadı. Behcet Aslan yanıma yaklaştığında başımı çevirdim. Ona o kadar kızgın ve öfkeliydim ki... Beni böyle iğrenç bir duruma sürüklediği için ilk kurbanımı şuan burada gösterecektim. Yanıma geldiğinde elini belime koymasıyla irkilip uzaklaştım. Bu kez elimden tutup beni çektiğinde elimi elleri arasından kurtardım. "Bırak beni ya bıktım kafasına esen beni oradan oraya sürüklüyor gelmeyeceğim bırak." Derin bir nefes aldı sanki tüm havayı içine çekmek ister gibi,sonra sinirle annesine baktı. "Diyar hadi evimizde konuşalım bunları annenleride daha fazla üzmeyelim." Gözlerimin içine bakıyor uzatmamam için gözleriyle onay bekliyordu. "Bırak ya onlar be..." Son anda söyleyeceklerimi yuttum. Onlar benim ailem değil dersem yine başa sararım kendime gelmem sinirlerime hakim olmam lazım. Başımı salladığım da elimden tutup kapıya doğru yürümeye başlamıştık ki Hanımzer hanımın sesiyle durduk. " Oğlum sen napıyorsun bu..." Behcet elimi bırakmadan arkasına döndüğünde bende onunla birlikle döndüm. "Anne kalbini kırmak istemiyorum daha fazla uzatma!" "Ama..." "Anne bu mesele karımla benim aramda sen dahil kimsenin haddi değil karışmak. Bir daha asla karıma bu muameleyi yapma. "Doğru duyup duymadığıma emin olmak için başımı hızla Behcet Aslana çevirdim. Gözlerini annesinden ayırmıyordu. Ben dahil herkes çok şaşkındı. Böyle birşey söylemesini asla beklemiyordum. Kapıda Behram ve Bedir bize yol açtıklarında yanlarından geçtik. Hala üzerimdeki şaşkınlığı atamıyordum. "Annemi alın biz Diyarla gidiyoruz. Bedir sende Diyarın ailesiyle konuş bir yanlış anlaşılma olmasın." "Tamam abi." Arabaya bindiğimiz de emliyet kemerini yapıp arkama yaslandım. Elim ayağım titriyordu sinirimi hala atamamıştım. Birde üstüne Behcet Aslanın söyledikleri eklenmişti. Bu adam neden durduk yere beni korudu. Ne gerek vardı. Keşke oda onlarla birlik olsaydı en azından ona karşı daha çok öfkeli olurdum. Rahatlamaya ve sakin kafayla düşünmeye ihtiyacım var. Nefes alamadığımı boğulduğumu hissettim. . Sinirlerim bozulmuştu. " O konağa gitmek istemiyorum. Gitmeyeceğim." cevap vermedi. Onun sessizliği sinirimi bozmaktan başka birşey yapmıyor. "Dur." Bakışlarını yoldan çekip bana çevirdiğin de tek kaşı soru sorar şekilde kalktı. "Durdur... Arabayı." Ondan hala bir tepki gelmediğinde öfkeyle bağırdım. "Nefes alamıyorum durdur arabayı!" Ani bir frenle durduğunda emliyet kemerini açmaya çalıştım ama elim titriyor bir türlü açamıyorum. "Tamam sakın ol sakin ben yaparım." Elimi çektiğimde tek bir hareketle emliyet kemerini çıkarttı. Onun üzerimdeki bedenini ittirip dışarı attım kendimi. Tüm havayı tek seferde solumak ister gibi nefes alıp verdim. Gözlerimi kapattım. İyi şeyler düşün evet sakin ol. Burada değilim evimdeyim ailemin yanında annem babam ben birlikte kahvaltı yapıyoruz. Çok mutluyum. Evet arabama binip sahil kenarına geldim. Esen rüzgar denizin tuzlu suyunu yağmur taneleri gibi üzerime sıçratıyor. Uzun sarı saçlarım rüzgarla birlikte özgürce dans ediyor. Ben çok mutlu ve huzurluyum. Bu yaşadıklarım kötü bir kabus uyanacağım ve hiç biri olmayacak. "Diyar korkutuyorsun beni cevap verir misin? Diyar iyi misin? Doktorunu aramamı ister misin?" Her şey kötü bir kabus olamayacak kadar gerçek. Gözlerimi açtım. Karşımda bana endişeyle bakan adamdan uzaklaştım. "Diyar..." cevap vermememle önüme geçti. Elini telefonunu aldığında öfkem körüklenmişti. Birde doktorumu arayacakmış. "Ne ne Diyar Diyar adımımı ezberliyorsun." "Neler oluyor. Annem neden seni öyle götürdü? Söylediklerini kulağın duyuyormu senin. Öldürürüm ne demek. Kendine gel artık." Burnumdan nefes alıp verdim. Saçlarımı geriye atıp Aslana öfkeyle baktım. "Çok net duyuyor merak etme sen. Hiç bir suçum yokken sırf senle aynı yatakta yatmadım seninle birlikte olmadım diye sürüye sürüye annen beni kapı dışarı ediyor güya ben terbiyesizim ama oğlunun yaptıklarına bakmıyor. Metresi evi basıyor kapı dışarı edilen ben. Daha ne olduğunu anlamadan sormadan O adam bana tokat atıyor ben susayım öyle mi eee bunlar büyük ben susayım beni dövsünler öyle mi? Sırf ailem oldukları için bu hakkı onlara vereyim öyle mi? " El kol hareketleriyle hararetli bir konuşma yaptığım da kaşları çatıldı. İşaret parmağını kaldırdı. " Bir dakika kim vurdu sana? " Burnumdan soluyup ellerimi göğsüm de bağladım. " O kadar şey söyledim buna mı takıldın yani." Alt dudağını dişlerinin arasına alıp ısırdı. "Kim vurdu sana dedim." Ellerimi iki kenara sinirle açıp konuştum. "Ne önemi var senin yüzünden başıma bunlar geliyor." Gözleri kısıldı. "Nasıl benim yüzümden?" "Eğer sen göründüğün gibi biri olsaydın böyle olmazdı." kaşları yay gibi kıvrıldı. "Nasıl görünüyormuşum ben?" sorusuyla bakışlarım yüzünde gezindi. Gözlerine baktım. "Güvenilir, sadık, mert..." gözlerinden dudaklarına kaydı bakışlarım nefes alıp devam ettim. "yalan söylemeyen, dürüst, karısını aldatmayacak..." Benim onu övdüğümü düşünüp dudağının kenarı kıvrıldığında sesimin tonunu yükseltip devam ettim. "Biri gibi görünüyorsun ama değilsin zampara, yalancı, güvenilmez birisin!" Yüzü durgunlaştı. Sanki oksijensiz kalmış gibi başını havaya kaldırıp nefes aldı. Sonra tekrar gözlerime baktı. "Biz evlendikten sonra Nevrayı iş dışında görmedim görüşmedim. Vurulduğu mu duyduğun da gelmiş bir anda elimi tuttu ben daha onu kendimden uzaklaştıramadan o an sen geldin yanlış anladın. Kaç gündür anlatmaya çalıştım dinlemiyorsun. Zaten ben onunla tüm bağımı kestiğim için çıldırmış konağı bastı böyle bir şey olacağını tahmin etmedim seni zor duruma soktum haklısın özür dilerim. " Gözlerim ardına kadar açıldı. Behcet Aslan Karabey benden özür diledi vay bee... Dudaklarımı dilimle ıslattım. "Görüşmüyorsun madem o gece neden arabandaydı?" Kaşımın birini kaldırıp sorumun cevabını bekliyordum. Onun gözleri kısıldı sanırım hatırlamamıştı bile. Bir an dudakları açıldı. "Hı o gece... O günde söylediğim gibi şirkette bir anda fenalaştı hastaneye götürdüm. Hastaneden çıktık evine bırakacaktım senin kaçtığını duyunca aklım başımdan gitti onu bırakmadan direk otogara bakmaya gelmişim. Sonrada seni buldum fırsatım olmadı." Alçılı elim kaşınmaya başladığında diğer elimle kaşıyıp konuştum. " Senden başkada hastaneye götürecek yoktu kesin yoktu dimi tesadüfün böylesi zaten böyle zamanlarda asla olmaz illa sen götürecektin çünkü. Nede olsa sevgilin yani eski sevgilin bırakamamışsındır tabi koşa koşa hastaneye götür." Gülmeye başladığında baş parmağı ile burnunun ucunu kaşıdı. Birde pişkin pişkin gülüyor. " Sen... Sen beni kıskandın! "bu öylesine bir cümle değildi. Bir tesbit gibi emin gibi. Gözlerim açıldı. Hemen ondan uzaklaşıp arabaya doğru yürüdüm. Yok canım ne saçma şey ben niye onu kıskanayım. Kıskanmamışımdır. Kıskanmadın kızım sakin ol. " Ne kıskanacağım seni ben yaa... "Ensemden ter basmıştı. Arabaya bindiğim de kapıyı kapattım. Camdan ona baktığımda arabaya dayanıp bir süre güldüğünü gördüm. Resmen rezil olmuştum. Gözlerimi sinirle kapatıp ayaklarımı yere vurdum. Ben onu ne kıskanacağım o kim... Arabanın kapısı açıldığın da nefesimi tutup hareketsiz kaldım. O hala gülüyordu. Başımı hemen cama çevirdim. Arabayı çalıştırdığında yolu izlemeye başladım. Sarılı yeşilli bahçelerin arasından hızla geçiyorduk. Bahçedeki insanlar, ağaçlar, hızla gözden kayboluyordu. Güneşin gözlerime vurmasıyla elimi kaldırıp güneşliği indirdim. Güneş tüm ihtişamı ve kızıllığı ile tam tepede öyle güzel parlıyorduki. Hayran olunacak bir görüntüydü. Araba durduğunda camdan dışarıya baktım. Konağa gelmemiştik. Büyük demir kapı açıldığında içeriye girdik. Çam ağaçlarının arasındaki yoldan geçtiğimiz de 3 katlı büyük bir konağın önünde durduk. "Neresi burası?" Kapıyı açıp dışarı çıktığın da bende arabadan indim. "Sen demedin mi konağa gitmek istemiyorum diye?" "Evet ama burası neresi?" Etraf yeşilliklerle kaplı konağın tahtadan büyük merdivenin kenarları pembe güllerle çevrili camlardaki rengarenk saksılar ve onlara uygun çiçekleri o kadar şirin ve güzel bir görüntüydü ki iç çektim. "Ağam hoş geldin..Hoş geldiniz Gelin Ağam." yanımıza koşarak gelen tombul orta boylu kadın ve yanındaki beyaz bıyıklı adama baktım. Elleri önlerindeydi. Kadın başındaki oyalı beyaz yazmayı düzeltip konuştu. "Ağam haber verseydiniz hazırlık yapardık.Ben hemen bir şeyler hazırlayayım, yorgunsunuzdur. İstediğiniz bir şey var mı?" "Siz arka bahçeye atıştırmalık bir şeyler hazırlayın biz geliyoruz." Erkek olan konuştu. "Ağam başka gelecek var mı? Ne kadar kalırsınız ben şehre inip bir şeyler alayım mı?" Behcet adama bakıp başını salladı. "Yok İsmail abi sadece ikimiz olacağız sen dolabı doldur. Bir kaç gün buradayız." "Tamam ağam." Adam ve kadın yanımızdan uzaklaştıklarında Aslan eliyle evi gösterdi. Ben önde o arkada merdivenlerden çıktık. Kapıyı açtığında içeriye girdik. Büyük güzel bir salon karşıladı bizi. Tavanları tahtalarla oyularak süslenmiş büyük iki camı odayı aydınlatmış. Beyaz perdeler odaya ferah bir görüntü veriyordu. Odanın en sonunda şömine onun önünde minderler ve biraz ilerisinde gri kanepeler vardı. Kapının hemen yanında ahşaptan bir merdiven vardı. Salonun sol tarafında ki kapıya başımı uzattığım da mutfak olduğunu fark ettim. Burası bizim çiftlik evine o kadar benziyordu ki kendimi orada gibi hissettim. Koltuklardan birine bedenimi bıraktım. "Ben üstümü değiştirip geliyorum sende istersen Berçemin bir kaç kıyafeti olacaktı değiştire bilirsin." Başımı salladığım da o üst kata çıkmaya başladı bende onu takip ettiğimde 2. katta durdu. Odalardan ilk başta ki olanı eliyle işaret edip konuştu. "Burası Berçemin odası sen hazırlan sonra bahçeye inersin." "Tamam." Karşımdaki odaya girdiğinde arkasından öldürücü bakışlar gönderdim. Bende odaya girdiğimde beyaz perdeleri açıp camları açtım. Oda uzun zamandır kullanılmadığı için epey tozlu ve havasızdı. Ortada beyaz büyük bir yatak onun sağ tarafında bir dolap ve yatağın ucunda makyaj masasından başka bir şey yoktu. Kapının yanındaki kapıyı araladığım da banyo olduğunu fark ettim. İçeriye girip elimi yüzümü güzelce yıkadım. Sabah sabah evden geceliklerimle çıkmıştım. Yüzümü yıkayacak vakit bile bulamamıştım. Sabah olanlar aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor. Banyodan çıkıp Berçemin dolabını açtım. İçindeki kıyafetlere göz gezdirdiğim de Dilan ve Elifin giydiği şeylerden vardı. Şalvardı sanırım adları.Kırmızı üzerinde rengarenk minik çiçeklerin olduğu şalvarı altıma giyip üzerime beyaz kolsuz gömlek giydim. Berçem benden zayıf olacak ki birazcık dar gelmişti. Sonuçta benden 4 yaş küçük ondan biraz kilolu olmam normal. Yazmaların olduğu yerden büyük oyaları olan kırmızı yazmayı alıp başıma bandana gibi taktığımda oyalar anlıma düştü. Zor bela tek elimle giyinmiştim. Dolabı kapatıp kendime baktığım da bir süre güldüm. Bambaşka bir ben olmuştum. Şu halimi arkadaşlarım ailem görse asla ben olduğuma inanmazlar. Ama işin garibi çok hoşuma gitmişti bu kıyafetler saçlarımıda yandan örsem tam bir köylü güzeli kezban olacağım. Neyseki saçlarımı saldım. Kapıdan çıktığımda aşağıdan gelen kokularla koşa koşa merdivenlerden indim. Karnım acayip acıkmıştı. Salona indiğimde açık olan cam kapıdan geçtim. İp gibi dizilmiş ağaçlar ucu görünmeyen bir bahçeye bakıyordu. Ortada gördüğüm masayla gözlerimi ağaçlardan çekip masaya diktim. Masada bir ben eksiktim. Kokuyu burnuma çekip nefes aldım. Dudaklarımı yalayıp masadaki inciri alıp ağzıma attım. Tam arkamı döndüğümde onun bedeniyle donup kaldım. Ağzımdaki lokma büyüdü de büyüdü yutamadım. O kadar yakınımdayken bırakın lokmamı yutmayı nefes alamadım. Çiğnemeden lokmamı zorla yuttum. Gözleri sarı saçlarım arasında ki kırmızı yazmada oradan anlıma düşen oyalardan sonra gözlerime kaydı. En son durağı dudaklarım olurken orada durdu. Son duraktı sanki başka bir yere gitmedi gözleri. Vücuduma basan sıcakla elimi kaldırıp yelpaze gibi salladım. "Bugünde çok sıcak havası." Ondan uzaklaşıp rasgele bir sandalyeyi çekip oturdum. "Evet çok sıcak." Oda tam karşıma oturduğun da bakışları hala üzerimdeydi. "Çok açıkmışım." Göz teması kurmadan çatalımı ortadaki menemene attım. Ağzıma atıp çiğnemeye başladığım da onun dalgın bir şekilde bana baktığını fark ettim. "Çok güzel olmuş yesene."Bendeki bakışlarının gitmesi için attığım lafla başını sallayıp gözlerimin içine baktı. "Çok güzel görünüyor kesinlikle yemem lazım." Sanki menemenden değilde başka bir şeyden bahsediyor gibiydi. Ben niye saçma şeylere yoruyorumsam menemene diyordur. Resmen iştahım kaçmış gibi çatalımı kenara bıraktım. Karnıma kramplar girmişti. Kahvaltımız bittiğinde bizi girişte karşılayan abla çaylarımızı tazeleyip kahvaltı masasını toplamıştı. Bahcet Aslan tam karşımda çayımı yudumlamaya başladım. Kuş sesleri, rüzgarın esmesiyle oluşan yaprakların hışırtısı bir melodi gibiydi. İnsana huzur veren cinsten. Gözlerimi bir süre yumdum. İstanbuldan buraya geldiğim günden beri en güzel anım şuandı. Çok huzurluydum. Şehrin gürültüsü, bunaltıcı pis havası yok. Huzur kokan kuş seslerinin cıvıltısı vardı. Emekli olup şehirden kaçıp memleketinde köyünde yaşayan insanları şimdi anlamaya başladım. Gerçekten kendini içine çeken İstanbuldan kaçıp böyle yerlere gelip yaşamaları çok doğru bir tercih. Gözlerimi araladığım da onun gözleriyle karşılaştım. "Neden öyle bakıyorsun? " Gözleri koyulaştı. Oturduğu yerde dikleşip masadan bana doğru eğildi. Gözlerini kırpmadan konuştu. "Nasıl bakıyorum." "Sanki karnın ağrıyor da tuvalete gidemiyor gibi." Bir anda dudakları kıvrıldı ardından kahkaha atmaya başlayınca bende ona ayak uydurdum. "Çok farklı olmuşsun. Yani demek istediğim çok güzel görünüyorsun. " Onun ağzından çıkan sözcüklerle gülmem durdu dudaklarım yavaş yavaş şaşkınlıkla açık kalırken ne diyeceğimi bilemedim. Sanki ömründe o hiç bir kıza iltifat etmemiş gibi konuşurken bende hiç ömrümde iltifat duymamış gibi heyecanlandım. Ne denir ki yanaklarım yanmaya başladığında ensemden bir sıcak bastı. Neden hala öyle bakıyor gözlerini çekse artık benden. Masada ki suyumu alıp bir seferde diktim. Bakışlarımı ondan çekip bahçedeki incir ağaçlarına çevirdim. "Biraz gezelim mi bahçeyi?" Masadan kalktığım da bana eşlik etti. "Olur." Sıra sıra incir ağaçlarının yanından yürümeye başladık. Bir ağacın dibinde durduğum da oda elleri ceplerinde durdu. Ağacın dalındaki incirlerden iki tane kopardım. Birini ağzıma atarken diğerini onun ağzına götürdüm. Ellerim dudaklarına temas ettiğinde ateşe dokunmuşum gibi yandı. Gözlerini gözlerimden çekmeden elimi tutup inciri ağzına attı. Gözleri insanı farklı bir yere götürüyordu. Neden bu kadar güzel gözleri var. Hayatımda gördüğüm en güzel gözlere hasip bu adam. Öyle koyu mavi koyu yeşil değil durgun açık mavi yeşil öyle çimen yeşili kötü bir renk değil aksine daha açık bir yeşil, bir birini tamamlayan iki renk onun gözlerinde hayat bulmuş. Gözleri bir dere gibi içinde boğulasın o suda kaybolasın geliyor. "Diyar..." Boğuk sesini aramıza giren melodi sesiyle elimi elleri arasından çektim. Sıkıntıyla nefesini dışarı verip pantolonunun cebinden telefonu çıkarttı. "Efendim... Tabi buyrun..." işaret parmağını kaldırıp bana baktı. Telefonun avizesini eliyle kapatıp konuştu. "Bir yere ayrılma hemen geliyorum." "Peki." Arkasını dönüp telefonla konuşarak gittiğinde bende etrafıma bakındım. Buradan nereye gidebilirim ki. Demek ki hala bana güvenmiyor. Yanımdaki ağaca baktığımda üst dallarda ki iri incirlerle gözlerim kocaman oldu. Kahvaltı da bir tabak inciri ben yememişim gibi hala gözlerim ağacın en ucunda ki incirlerdeydi. Ağacın çok uzun olmayan gövdesi ve sık dalları vardı. İçimdeki ağaca çıkma isteğimi bastıramayıp tırmanmaya başladım. Elimin kırık olması işimi zorlaştırsada en sonunda çıkmıştım. hayatım da hiç bir ağaca çıkmamıştım yüksekten korkmuyorum elbet ama böyle farklı şeyler yapmakta hoşuma gitmiyor değil. Dallardan birine oturduğum da ayaklarımı sarkıtıp kopardığım incirleri yemeye başladım. "Diyar... Diyar..." Aslanın sesiyle aşağı baktım. Bakışları her yerde telaşla beni arıyordu. Bu halini içten içe güldüm. "Diyarrr..." Yüzü kas katı kesildi. Kaşları çatıldı. Buradan çok komik görünüyordu. "Allah kahretsin... Yine mi kaçtın." Tam gidecekken elimdeki inciri kafasına attım. Başına düşen incirle aniden başını kaldırıp bana baktı. Gözleri beni bulduğun da nefesini bıraktı. "Ne işim var senin orada düşeceksin!" Omuz silktim. "Kaçtım mı sandın?" "Hadi gel tutayım in oradan." İnmek için ayağımı alttaki dala koyup konuştum. "Merak etme kaçmadım." henüz kaçmadım ama en yakın zamanda inşallah. Ayağımın boşluğa gelmesiyle ağaçtan havalanarak yere çakıldım. Her şey o kadar ani olmuştu ki. Tutmaya çalıştığım dal ve bastığım dal bana ihanet edip kırılmıştı. Dudaklarımın üzerinde hissettiğim sıcaklıkla gözlerimi açtım. Behcet Aslanın üzerindeydim dahası onun dudaklarına temas eden dudaklarımla öyle kıpırtısız durdum. Bedenlerimiz iç içeydi onun gerginleşen kaslarının üzerinde ki bedenim titredi. O sıcacık iri, kırmızı, dudaklarının tam üzerinde dudaklarım nefes alıp vermekten acizdi. Dudakları kıpırdadığın da dudaklarım dudaklarının arasında kaldı. "İstesen de kaçamazsın bırakmam artık seni." Dudakları dudaklarıma kapandığında belime ellerini sardı. Gözlerim karanlığa hükmeder gibi kapandı. Karşılık veremeyecek kadar kendim de değildim. Kalbinin sesini benim kalp atışlarım eşlik ediyor bir biriyle yarışıyordu. Vücudumdaki kan ters yöne ilerliyor gibiydi. Son baharda savrulan bir yaprak gibi titredim. Yeni yanmaya başlamış bir çıra gibi ateş aldım onun kollarında. Öpüşlerine karşılık vermezken onun öpüşleri sertleşti. Gözlerimi araladığım da nefes alamadım. Dudaklarını dudaklarımdan ayırdığında burunlarımız bir birine temas etti. Onun teninden rüzgara eşlik eden kokusu burnuma doldu. Acı kahve ve tarçının bir birine giren kokusu benliğime geçti. Sanki bir daha o kokuyu alamayacak gibi soludum. Kendime gelmeye çalışıp elimi göğsüne koyup ittirdim. Yerden destek alıp kalktım. Kalbim delice atıyor karnıma ağrı girmişti. O da kalktığın da yüz yüzeydik ilk öpücüğümü verdiğim sahte kocamdan bakışlarımı çekmedim. "Bu neydi şimdi. Neden böyle bir şey yaptın?" demek istediğim kalbimden geçenler bumuydu cidden. Ben bu adamdan kurtulmak kaçmak isterken buna nasıl izin veririm. Adımları bana yaklaştıkça ben geriledim. Sırtım ağacın sertliğiyle buluştuğun da gidecek bir yerim kalmamıştı. Bedenini bana yasladığın da ağırlığını biraz bana verdi. Ellerini ağacın kenarlarına koyup ağaçla arasına hapsetti. "Karımı öpemez miyim?" Öyle keskin fısıltıyla konuştu ki cümleler yarım kaldı. Dudaklarımı ıslatıp onun az önce öptüğü kırmızı dudaklarına diktim. Gözlerimi dudaklarından çekemiyordum az önceki öpüşü dudaklarımdan silinmeden aklımdan kazınmadan ben kendime gelemeyecektim. Benim ona kızmam gerekiyordu ama içimdeki susturamadığım ses arsızca bir kere daha öpmesini istiyordu. "Ben senin karın değilim." Bu sefer içimi ısıtan dudakları yanağımda gezindi. Oradan boynumda durduğunda titriyordum. Nefesi boynuma nüfus ettikçe derimin altına kazınıyordu. "Sen benim Karımsın benim." "Biz sadece kağıt üzerin..." Dudaklarıma kapanan dudaklarla sözcükler çıkmadı. Donup kaldım. Onun hırçınca dudaklarımı emişine karşılık veremiyordum. Nefes almakta bile güçlük çekiyordum ama o bir türlü bırakmadı dudaklarımı dişlerine geçirip hırçınca öptü. Ağzımdan kaçan küçük bir inlemeyle alt dudağımı uzunca emdi. Rüzgarın geçebileceği kadar boşluk bıraktığında fısıldadı. "O zaman kağıt üzerinde olmasın evliliğimiz Karıcığım."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD