İkinci kattaki sedirlere oturup avluya bakıyordum. Sabahtan akşama Hanımzer Hanım çalışanlara illallah dedirtti. Kızı gelecek ya artık hazırlıklar yaptırıyor mutfaktan çıkmıyordu. Ortalarda görünmemek için Hanımzer Hanımdan kaçıyordum resmen.
Akşam karanlığı çökmüş günler bir birini kovalıyordu bense bir günümü daha Karabeylerin konağında geçirmiştim. Evden çıkmama izin verilmiyordu. Dilandan telefon istedim ama onunda telefonu yokmuş annesi Meryem ablanın telefonunun olduğunu biliyordum ama bana yardım edemeyeceğini ederse bu konaktan atılıp işsiz kalacaklarını söylediklerinde çok fazla üstelemedim. Kimseyi zor durumda bırakmak istemiyorum kendi çabalarımla buradan çıkacağım.
Masada bir ben eksiktim türlü türlü yemekler içecekler tatlılar konağın ortasındaki uzun büyük masaya kondu. Bende buradan gittikten sonra annem benim içinde böyle ziyafet verirdi eminim. Hayatıma çok karışır müdahale ederdi ama bir o kadarda çok sever beni. Evet yememe içmeme benden çok o benim yerime dikkat ederdi. Ona o kadar kızardım ki özgürce istediğimi yiyemiyorum diye ama şimdi bu hallerini bile özledim.
Konağın kapısı açıldığında önde Diyarın babası ve annesi arkasında 3 ağabeyi ve en arkada Berçem ve büyük abisinin hanımı konağa girdi.
Gözleri ışıl ışıl parlıyordu Berçemin sevdiği adama kavuşmuş sevdiğiyle annesinin evine ziyarete gelmişti.
Yıktığı hayatı görmezden gelerek etrafa gülücükler saçıyordu. Konağın kapısı tekrar açıldığında içeriye Behcet Aslan ve Bedir girdi.
Merdivenlerden inen Behram kardeşi Berçemi annesinin kollarından çekip sıkıca sarıldı.
Üç erkek, Berçemi herşey den korurcasına sahiplenip sardılar. Benimde abim olsaydı beni böyle korurmuydu. Oysa ne kadar şanslıydı Berçem. Yaptığı hatayı görmezden gelip ona kucak açan ailesi vardı.
Başımı duvara dayayıp onları izledim. Konuşmaları pek duyamıyordum ama Diyarın annesi etrafa bakıyordu. Diyarını arıyordu belkide.
Diyarında üç tane abisi vardı ama onlar diyarı korumak yerine kurban etmeyi seçmişlerdi. O kadar yalnızım ki burada ki insanların yanında saksıdan farkım yok. Bir yabancı gibi izliyorum onları.
Omzumda bir el hissettiğimde başımı kaldırıp baktım.
"Burada ne yapıyorsun sen? Ailen geldi özlemedin mi? Annemi görmek istiyorum diyordun gelsene." Behcet Aslanın elini omzumdan ittirdim. Ne zaman çıktı bu yukarıya. Burun kıvırıp tekrar aşağıya bakarak konuştum.
"Onlar benim ailem değil gelmeyeceğim. Görmek isteyorum kimseyi."
Kolumdan tutup ayağı kaldırdı.
"Sinirlerimi bozuyorsun. Artık kendine gel saçma sapan şeyler yapmayı kes terbiyesizliğin anlamı yok herkes seni bekliyor yürü..."
Beni kolumdan tuttuğu gibi merdivenlerden sürüklemeye başladığında ayaklarım bir birine girdi.
"Canımı acıtıyorsun bırak." Sözlerimi duymazdan gelip yürümeye devam etti. Aşağıya indiğimizde tüm gözler bize döndü. Diyarın annesi gözleri dolu dolu yanıma gelip sarıldı. Bense hiç bir tepki vermedim kızı da olabilirdim ben onun. Oysa o oğlunu korumak için kızını gözden çıkarmıştı böyle bir anneye sarılmak istemedim.
"Yavrum nasılsın yüzün solgun duruyor hasta mısın?"
Bakışlarımı ondan çekip Derzana çevirdim. Beni hasta olarak gösterip kimsenin bana inanmamasına o sebep olmuştu. Tiksinircesine baktım.
"Evet hastayım sayenizde deliriyorum."
"Diyar." Diyarın babasının öfkeyle bağırmasıyla yerimde dahada dikleştim.
Tam bir şey söyleyecekken Haşmet ağanın sözleriyle sustum.
"Diyar kızım bak ailen seni görmeye geldi şimdi tatsızlık çıkmasın yemeklerinizi yiyelim tamam mı?"
Öyle naif konuşmuştu ki buradaki tüm herkesi köprüden atıp Haşmet ağayla yemeği yiyesim gelmişti. Başımı salladığım da Sofraya oturduk. Belki susmaz tartışmayı büyütürdüm ama sırf Haşmet Ağanın benimle böyle konuşması hatırına sustum. Nede olsa bana insan muamelesi yapan kişilerden biri.
Yemek boyu Gözlerimi kırpmadan Berçem ve Derzana baktım. Psikolojik baskı uyguladım üzerlerinde. İkiside deli görmüş gibi çekinerek bana bakıyorlardı. Berçem aslında onun için donatılmış masada pek bir şey yiyemedi bana korkuyla bakmaktan.
Masada kendi aralarında muhabbetler dönüyor bense hiç birini duymuyordum. Yemekler yenip çaylar içildiğinde erkekler üst kattaki sedire oturdular kadınlar ise avluda.
Diyarın annesinin konuşma çabalarını görmezden geliyor kısa cevaplar veriyordum.
Sıkıntıyla yerimden kalktığımda Diyarın annesi elimden tuttu.
"Kızım nereye?"
Elimi elleri arasından çektim.
"Mutfağa su içmeye."
Yanlarından ayrılıp yürümeye başladım. Merdiven altından geçip mutfağa gidecekken elimden birinin tutmasıyla durdum.
"Kızım bana kızgın mısın? Neden yüzüme bile bakmıyorsun."
Kadının gözleri dolmuştu. Dudaklarımı birbirine bastırıp sustum kötü bir şey söylememek için sustum.
"Annem ben istermiydim hiç böyle olsun ama elimden bir şey gelmedi. Güzel yavrum annene yüzünü çevirme."
Ellerini yüzüme koyup kendine çevirdiğinde ellerini yüzümden çekip tuttum.
"Bakın hanfendi ben sizin kızınız değilim. Siz bir annesiniz hissedersiniz bana bir bakın ben sizin kızınız değilim. Benim gerçek bir ailem var annem babam istanbulda ben buraya iş için geldim ve kendimi burada buldum. Benim adım Hasret yalvarırım bari siz inanın bana. Oğlunuz deli gibi gösterdi kimse inanmıyor bana bari siz yapmayın inanın bana. Şuan annem babam deliye dönmüştür. Onlara, bana bunu yaşatmaya hakkınız yok siz söyleyin bari beni bıraksınlar. Yada yardım edin kaçayım gideyim buralardan. "
Benim gözlerim dolarken onun gözleri ardına kadar açıldı. Bana tepeden tırnağa baktı baktı. Başını iki yana salladı.
" Bu olamaz... "
Ellerini daha sıkı tuttum.
" İnanması güç biliyorum bende bu benzerliğe inanamadım ama doğru söylüyorum kızınız belki bana çok benziyor o yüzden bunlar başıma geldi bilmiyorum ama tek bildiğim ben o değilim ben Hasretim. Yada kızınızı bulun belkide başına bir şey gelmiştir yada bu hayattan kaçtı bilmiyorum hiç bir şey bilmiyorum sadece tek istediğim ait olduğum yere gitmek. "
Kadın hiç bir cevap vermeden öylece bana bakarken artık tutamadığım göz yaşlarımı akıttım.
" Yardım edin bana... "