31.bölüm

1612 Words
Selamınn aleykümm?✨ Aynanın karşısına geçtiğimde Üzerimdeki yeşil elbiseye baktım. Benim tarzım olmayan, görsem merak edip bakmayacağım kadar gösterişli taşlı kısa kollu bir elbiseydi. Taşlarının ağırlığından taşıyamadığım elbisenin birde onun uzun kollu boydan çepkenini giydim. Sözde kayınvalidem ve eşimle bir düğüne davetliymişiz. Çiftlik evinden gelir gelmez kayınvalideciğimin! Verdiği bu elbiseyi giydim. Elbisenin ağırlığı yetmez gibi birde kuyumcu vitrini gibi bilezikler setler zincirlerle süslenmiştim. Odadan Elif ile birlikte çıktığımızda merdivenlerden avluya indik. Karşımda gördüğüm 3 erkek birbirinden yakışıklı olmuşlardı. Behram gri bir takım elbise giyerken Bedir açık kahve rengi takım elbise giymişti. Gözlerim en arkada duran uzun boyuyla dikkat çeken Behcet Aslana kaydı. Giydiği siyah takım beyaz gömleği ve kravatıyla tam bir salon erkeği görünümündeydi. Kim derdi ki bu adam Mardinin ağası. "Yenge beklediğimize deydi. Belli bugün gelinden çok sen parlayacaksın." "Ee sonuçta Ağa'nın karısıyız olsun o kadar havamız." Saçımı hafif savutturduğum da herkes gülmeye başladı. Behcet Aslanın bile yüzünde güller açtı. Biz Behram la şakalaşmaya devam ederken avlunun köşesindeki sedirde oturan Hanımzer Hanım ve Haşmet Ağa ayaklandı. " Haydin geç kaldık gidelim artık. " Hanımzer Hanımın sesiyle hepimiz kapıya yöneldik. Behcet Aslanın arabasına ikimiz binerken diğerleri Bedirin arabasına binmişlerdi. Çiftlik evinden geldiğimizden beri hiç konuşmamıştık. Aramıza benim koyduğum bir duvar vardı artık. Dar sokaklardan ilerleyen arabayla eski ama restorasyon yapılmış evlere baktım. Yolculuğumuz sessiz geçmişti. Düğün yerine geldiğimizde bizim konak kadar olmasada yine de büyük bir konağa gelmiştik. Pardon az önce bizim konakmı dedim. Hasret kendine gel toparla kızım kendini saçma sapan kelimeler kullanma. Gün geçtikçe buradaki her şeyi benimsemeye başlamıştım. Bununla yüzleştikçe tüm ruhumu acı kaplıyor kalbim sızlıyor. "Bir yere kaybolma annemin yanından ayrılma!" Gözlerimi devirip Behcet Aslana baktım. O bilmesede arama büyük bir mesafe koymuştum. "Emredersiniz ağam başka özel bir emriniz var mı?" tıpkı benim gibi gözlerini devirip kadınların olduğu yeri gösterdi. Avlunun ortasınında halay çeken kızlar ve onları izleyen orta yaşlı kadınlar vardı. "Fazlada herkesle konuşma hele o deli saçmalıklarından hiç kimseye bahsetme!" gözlerim şüpheyle kısıldı. Bu hala benden şüpeleniyor mu? Yine başa sarmıştık anlaşılan. "Neden bahsetmeyeceğim Ağanın Deli Karısı demeleri egonumu sarstı." "Ne demek o?" "Herkes delirdiğimi düşünüyormuş arkamdan ağanın deli karısı diyorlarmış duymadın mı?" Sıkıntıyla nefes verdi. Tam ağzını açtığında, yanımıza gelen kadının sesiyle sustu. "Hoş geldiniz ağam buyrun. Gelin ağam sizde hoş geldiniz buyrun bayanlar burada erkekler üst katta olacak." Kadının yönlendirmesiyle Behcet Aslandan uzaklaşıp Hanımzer Hanımın yanına gittim. Genç kızlar halay çekip oynuyorlardı. Bir kaç kez gelin kız beni de oyuna kaldırmak istemişti ama kalkmadım. Büyük ihtimal ego yaptığımı ondan oynamadığımı düşünüyorlardı ama asıl olan benim bu oyunları bilmediğim. Ben şarkı söyleyip özgürce dans edip dijilik yapmayı severim böyle halayları oyunları bilmem. Elektrikler bir anda kesildiğinde her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Üst üste gelip giden elektrik yüzünden herkes tedirgin olmuştu. Hanımzer Hanım elimden sıkı sıkıya tutuyordu. Sanki kaçacağım bu karanlıkta nereye gideceksem. Elektrikler geldiğinde sevinç nidaları duyuldu. Ama kısa sürmüştü. Üst üste gidip gelen elektirik yüzünden ses sistemi çalışmıyordu. Gelin kızın çaresizce etrafına baktığını gördüğümde onun için üzüldüm. Gözleri dolmaya başlamıştı. Belkide hayalini hep kurduğu düğünü berbat olmuştu. Yerimden kalkmak istediğimde Hanımzer Hanım bacağımdan tuttu. "Nereye?" "Geline bakacağım belki yapabileceğim bir şey vardır." "Otur oturduğun yere! Sen ağa karısısın biraz usturuplu davran." "Ne alaka ya ağa karısı olmamla. Cidden sizi dinleyip oturacak mıyım?" Yerimden kalkıp gelinin yanına gittiğimde benden küçük olduğunu fark ettim. Muhtemelen henüz 20 yaşındaydı. Gözlerinden inen yaşlar göz makyajını akıtmıştı. "Merhaba iyi misin? Yapabileceğim bir şey var mı?" "Sağ olun gelin ağam ama yok elektrikler yüzünden ses sistemleri bozulmuş yapılması yada yenisi gelmesi zaman alırmış o zamana herkes dağılır." ağlamaklı ses tonuyla konuştu. Ne yapabilirim diye düşünmeye başladığımda masanın yanına konmuş Debleği gördüm. Eskiden kadınlar düğünlerde bunu çalıp şarkı söyler oynarlarmış. Ama bunu çalabilen kalmışmıdır ki. Elime Debleği alıp insanların içine girdim. Debleği havaya kaldırıp bağırdım. "Bunu çalmayı bilen var mı?" Şaşkın yüzlerle bana bakan insanlara bakıp tekrar sordum. "İçinizde bunu çalmayı bilen yok mu?" Gözüm Hanımzer Hanıma kaydığında öfkeyle bana bakıyordu. Ondan bakışlarımı çekip etrafa göz attım. Geldiğimizden beri benden gözünü hiç almayan kızda takılı kaldım. Beni dikkatle süzüyordu. "Ben çalmayı bilirim." Duyduğum sesle başımı orta yaşlı başında beyaz oyalı şalı olan kadına çevirdim. Kadının yanına gidip oturduğumda eline debleği verdim. "Abla sen çal ben söylerim." Yüzüme UFO görmüş masum köylü gibi baktı. "Eee çalmayacak mısın?" şaşkınlığını attığında başını salladı. "Tamam gelin ağam." Kadın çalmaya başladığında bende sayıyla bildiğim bir kaç türküden birini seçip söylemeye başladım. Ortam eski neşesini bulduğunda yanıma bir kaç kızı alıp birlikte söylemeye başladık. Küçük bir grup olmuştuk kızlar başta çekinselerde sonradan alışmışlardı. Gelin eski gülen yüzüne dönerken bende onun kadar mutlu olmuştum. Şarkılar ardı ardına devam ederken izlenildiğimi fark ettim. Gözlerini benden hiç ayırmadan geldiğimizden beri bana bakan kızı fark ettim. Yanımdaki genç kızı dürttüm. "Baksana şu karşıdaki pembe elbiseli başında kırmızı şal olan kız kim?" Genç kız gösterdiğim kişiye sonra bana baktı. Kızın şaşkınlığı ile kaşlarım çatıldı. Eliyle benim gösterdiğim kızı tekrar gösterdi. " Onumu soruyorsun?" Başımı salladığımda birkez daha şaşkınlıkla baktı. " Onu tanımadınız mı? " Tanımam mı lazımdı. Yada Diyar tanıyormuydu? Büyük bir potmu kırmıştım. Dişlerimle dudaklarımı dişlemeye başladım. Aklıma ilk gelen şeyi söyledim. "Aslında gözlerim pek net görmedi tanıyamadım. Kim o?" "Miraydır, gelin ağam." Çok açıklayıcı oldu saol ya. "Yaa Miray! Hangi Miray bu?" Genç kız daha da şaşkın bakmaya başlamıştı. Hala gözlerini ayırmadan bana bakan kıza çevirdim gözlerimi. Çok dikkatli bakıyordu. Yoksa biliyor mu benim Diyar olmadığı mı? Kaşlarım merakla kalktı. "Sizin arkadaşınız." Diyarın arkadaşı ve şuan benim yanıma gelmiyor. İşte bu çok enteresan. "Hıı o Miray evet ya tanıdım. Neden gelmiyor ki yanıma." "Bilmem gelin ağam." kız nereden bilsin bendekide soru. "Ben gideyim yanına o zaman sağ ol canım." Benim kalkmam ve Miraya doğru yürümem le Mirayı yerinde göremedim. Gözlerim etrafı tararken arkasından gördüm. Hızla yürüyordu. Dış kapıdan koşarak çıktı. Bende onun arkasından kimseye belli etmeden çıktığımda hızına yetişmek için koşmaya başladım. Ama üzerimdeki bu ağırlıklar beni zorluyordu. Ara sokağa saptığında karanlıkta dar sokaktan koşmaya başladım. Etraf fazla sessizdi. Gözden bir anda kaybolmuştu. Bu kız benden neden kaçıyor. Acaba Diyarın nerede olduğunu biliyor mu? Neyin içine düştüm ben Allahım! Belkide benim Diyar olmadığımı biliyor birlikte plan kurdular. Kız bir anda ortadan yok olmuştu. Ne yapacağımı bilemeden öylece sokakta kaldım. Başımı iki ayrı sokakta gezdirdim. Buraya kadar çıkmıştım acaba kaçsam mı? Kendi içimde git geller yaşıyordum. Şimdi kaçsam bu halde ne kadar ilerleye bilirim. Denemekten bir zarar gelmez belki bu kez kaçarım hem üzerim kuyumcu vitrini gibi. Bu kez araba bile kiralarım. Ne kirası hatta satın alırım. Yüzüm aniden güldü. Geldiğim yolun tam tersi yönünde koşmaya başladım. Kalbim tekrar hızlanmaya başlamıştı. Karanlık ara sokaktan döndüğümde gördüğüm görüntüyle ayaklarım olduğu yere çivilendi. Genç uzun boylu bir oğlan çocuğu saçları beyazlamış yaşlı kilolu elinde bastonu olan bir adama silah çekmişti. Yaşlı adam elini genç oğlana doğru kaldırdı. "Kıpırdama vururum." titrek sesiyle konuştu. "Beni vursan ne olacak benim bir ayağım çukurda zaten ben öleceğim ya sen genç yaşında katil olacaksın ömrünü hapishanede çürüteceksin gel bırak elindekini." Yaşlı adam haklıydı ama genç çocuğun gözü dönmüş gibiydi yaşlı adamı dinlemiyordu. Hiç düşünmeden tetiğe bastığında hiç bir ses duyulmadı ama yaşlı adamın bedeni yavaşça yere serildi. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken yerime çivilenmiş gibi kaldım. Bir adım bile atamadım. Çıkacak gibi atan kalbim dahada hızladı elimi kalbime koyup nefesimi tuttum. Vücudumdan ter boşalmıştı. Elim ayağım titremeye başladı. Çocuk arkasına bile bakmadan kaçarken titrek ayaklarımla yaşlı adamın yanına geldim. Sol göğsünden isabet etmişti kurşun. "İyi misiniz?" üzerimdeki çepkeni çıkartıp adamın yarasına bastırdım. Kan öyle hızlı akıyorduki tüm gücümle yaraya bastırmaya çalıştım. "İyi misiniz?" Elimle adamın yanaklarına dokunup hafif tokatladım. "Lütfen gözlerinizi açın kendinizi bırakmayın. Beni duyuyor musunuz? Amca ben şimdi yardım çağıracağım lütfen ölmeyin." Nefes nefese konuştuğumda yaşlı adam gözlerini açtı. Dudakları kıvrıldığın da gülümsedi. "De...demek zama...nı geldi." "Yormayın kendinizi kurtulacaksınız." Çok korkuyordum gözümün önünde hiç tanımadığım bir adam can veriyordu. "Yardım edin kimse yok mu?" Benden bağımsız göz yaşlarım ard arda düştü. Benim aksime yaşlı adam gülümseyerek bakıyordu. "Siz bekleyin beni yardım getireceğim. Merak etmeyin tamam mı?" elini tutup yarasının üzerine koyduğum cepkenin üzerine koydum. "Yaranızı ben gelesiye kadar bastırın." Elinin arasına elimi alıp sıkıca tuttu. Diğer kana bulanmış elini yanağıma koyduğunda içimde bir şeyler koptu. "Be... Beni almaya geldin sonun da." Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladığında bende onunla birlikte ağladım son anıydı belki. Ondan ayrılıp kalkmak istediğimde son gücüyle kolumdan tuttu. "Züh... Zühr..."iniltiler koptu dudaklarından. " Git... me yaşa... mak istemiyorum. Beni de götür. " " Amca birini çağırmam lazım sizi böyle bırakamam olmaz. Hemen geliyorum lütfen kendinizi bırakmayın yaşayacaksınız." Kollarımı yavaşça çekip ayağa kalktım. " Zühre..." Fısıltıyla söylediği isimden sonra gözlerini kapattı. Tekrar yanına çöktüğümde başımı kalbinin üzerine koydum. Hala atıyordu. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Koşarak konağa gittiğimde açık kapıdan içeriye girdim. Benim girişimle bir kaç göz bana çevrildi. Var gücümle bağırdım. "Yardım edin. Biri yardım etsin ölüyor." Benim nefes nefese konuşmamla herkes ayaklandı. Üst kattan erkekler başını aşağıya çevirdiler. İçlerinden Behcet Aslanla göz göze geldiğimizde gözleri büyüdü. Saniyeler içinde merdivenlerden inip yanıma geldiğini fark ettim. " Diyar noldu sana, ne bu halin. Bir yerine bir şey mi oldu? Bu kan! Neren kanıyor?" Etrafımı saran meraklı kalabalık ve kollarıma yapışmış Behcet Aslandan kurtuldum. "Ben iyiyim ama o değil yardım et Aslan ölecek yardım et." Koşarak konaktan çıktığımda beni takip ediyordu. Amcanın bulunduğu yere geldiğimizde yere çöktüm. Nabzını kontrol ettim. Neyseki azda olsa nabzını hissetmiştim. "Miran ağa!" Behcet Aslan benim gibi yere çöktüğünde amcanın ismini söyledi. "Bu Miran ağa değil mi..." "Nolmuş kim yapmış..." "Ambulansı arayın." "Baba... Baba..." Sesler artık uğultuya dönüşmüştü. Çığlıklar feryatlar birbirine girmişti. Gözlerimi bir an olsun Miran ağadan çekmedim. Benim yüzümden ben kurtara bilirdim ama öylece baktım. Hiç bir şey yapamadım zavallı adam için. İlk defa gözlerimin önünde biri kanlar içinde yatmıştı ve tek şansı belkide bendim. Sinir boşalmasıyla ağlamaya başladım. En son hatırladığım şey Behcet Aslanın bana sarılması ve kulağıma 'Merak etme iyileşecek. Sakin ol! Lütfen nefes al artık.'dediği sözlerdi. ????????
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD