Aynanın içine çekildiğim an, dünyamın tüm sınırları çözüldü. Zamanın ve mekânın ağırlığı üzerimden kayboldu; benliğim bir gölgeye, bir yankıya dönüştü. Düşüşüm sonsuz gibiydi. Boşluğun içinde savrulurken kulaklarımda yankılanan bir fısıltı, derin bir yankı gibi zihnimi sarıyordu. “Sonunda buradasın.” Düşüş bir anda kesildi. Sanki görünmez bir el beni kavrayıp yere bıraktı. Göğsüme bir darbe inmiş gibi hissettim; nefes almakta zorlanıyordum. Yavaşça gözlerimi açtığımda, buranın benim dünyam olmadığını fark ettim. Gökyüzü, devasa siyah bir örtüydü—hiçbir yıldız yoktu, hiçbir ışık huzmesi yoktu. Sadece bir boşluk. Sanki gökyüzü bile ölüydü. Çevremdeki dünya, terk edilmiş bir mezarlık gibiydi. Binalar yıkılmış, sokaklar boştu. Ne bir insan sesi, ne bir kuş ötüşü, ne de bir rüzgarın hışırtıs

