Aslan’ın yüzü öfkeden alev alev yanarken Leyla’nın gözlerindeki keder, içindeki hiddeti daha da körüklüyordu. Karısını o halde bırakmaya niyeti yoktu. Bir an bile düşünmeden elini tuttu, sıkıca kavradı ve kimseye tek kelime etmeden onu hızla odalarına doğru çekti.
Leyla şaşkınlıkla peşinden sürüklenirken arkasından Fatma Ana’nın sesi geldi:
“Aslan, nereye gidiyorsun? Daha bitirmedik!”
Ama Aslan hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti. Babasının bile onu durdurmaya cesaret edemediğini fark ettiğinde içinde garip bir tatmin duygusu oluştu. Evet, onlar kararlarını vermişti ama Aslan’ın da sınırları vardı.
Odaya girdiklerinde kapıyı sertçe kapattı ve sırtını kapıya yasladı. İçindeki öfkeyi bastırmaya çalışırken derin bir nefes aldı. Ama tam o sırada Leyla’nın kırılgan sesi duyuldu.
“Ben... Ben ne yapacağım Aslan?” başını kaldırdığında Leyla’nın gözlerinin dolduğunu gördü. Kadıncağız güçsüzce yatağın kenarına oturmuş, ellerini kucağında sıkıyordu. Omuzları titriyordu ama ağlamamaya çalışıyordu.
Bu görüntü Aslan’ın içinde bıçak gibi bir acı bıraktı. Bir anlığına tüm öfkesi, tüm sertliği dağıldı. Onun yanında eğilip elini tuttu.
“Beni dinle,” dedi, sesi bu kez daha yumuşaktı. “Benim eşim sensin. Senin üzerine kimseyi getirmeyeceğim. Annem de babam da ne yaparsa yapsın, bu evliliğe kimseyi sokamayacak.”
Leyla başını kaldırdı. “Ama onlar çok kararlı. Seni dinlemiyorlar. Ben... Ben sana bir çocuk veremiyorum beni istemeyebilirsin.”
Aslan’ın kaşları çatıldı. “Böyle bir şey yok Leyla! Seni istemesem bu kadar ailemi karşıma almazdım. Annem babam istiyor diye hayatımı değiştirmem! O kadın bu eve adım atamaz, Leyla. Sen de bunun için üzülmeyeceksin.”
Leyla gözlerini kırpıştırdı, Aslan’ın sözlerine inanmak istiyordu. Ama bir yandan da ailesinin kararlılığını bildiği için korkuyordu. “Ya seni zorlarlarsa? Ya başka çare bırakmazlarsa?” diye sordu endişeyle.
Aslan derin bir nefes aldı. “Baskı yapacaklarını biliyorum. Bu işin peşini bırakmayacaklarını da. Ama benim hayatıma karışamazlar.”
Sözleri güçlüydü ama içten içe bir korku taşıyordu. Ailesi gerçekten bu işin peşini bırakmayacaktı. Ne yaparsa yapsın, huzurlarını bozmaya devam edeceklerdi.
Ama o an Leyla’ya baktığında, karısının gözlerinde biraz olsun umut gördü. Onun rahatlamaya ihtiyacı vardı, huzura ihtiyacı vardı. En azından bu gece onu biraz olsun rahatlatmalıydı.
Elini Leyla’nın yanağına koydu, hafifçe okşadı. “Sana söz veriyorum, Leyla. Kuma almayacağım. Seni kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim.”
Leyla başını hafifçe salladı, gözleri hâlâ nemliydi ama içinde bir nebze de olsa huzur vardı. Aslan’ın sözleri ona güç vermişti.
Ama Aslan kapıya dönüp dışarıdan gelen ayak seslerini duyduğunda, içinden “Bu iş burada bitmeyecek,” diye geçirdi. Ailesi vazgeçmeyecekti. Ve Aslan biliyordu ki, bu savaş daha yeni başlıyordu.
Leyla, Aslan’ın kendisini teselli etmeye çalıştığını biliyordu ama içindeki korku geçmiyordu. Evet, şu an onun yanında duruyordu, ama ailesinin baskısı devam ettikçe Aslan daha ne kadar dayanabilirdi? Onu gerçekten sevdiğini biliyordu, ama sevgi bazen yetmezdi. Hele ki böyle bir meselede…
Sessizlik içinde oturdular bir süre. Leyla başını eğmiş, parmaklarını birbirine dolamıştı. Aslan ise sinirini bastırmak için derin derin nefes alıyordu. Sonunda Leyla cesaretini topladı ve o içini kemiren soruyu sordu.
“Ne yapacağız Aslan?”
Aslan gözlerini kısarak düşündü. “Bir orta yol bulacağız,” dedi kararlı bir şekilde. “Ailem bu meseleden vazgeçmeyecek, ben de senin üzülmene izin vermeyeceğim. Bunu bir şekilde çözeceğim.”
Leyla acı bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. “Çözeceğin bir şey yok Aslan. Onlar torun istiyor. Biz…” dedi ve gözlerini kaçırınca fark etti. Karısının sesi titremişti. Bu konu her açıldığında Leyla’nın içinde kopan fırtınayı biliyordu. Çünkü ikisi de gerçeği biliyordu.
Leyla içini çekti, gözleri doldu. “Sence de artık kabullenmemiz gerekmiyor mu? Çocuğumuz olmayacak. Bunu değiştiremeyiz.”
Bu sözler Aslan’ı bıçak gibi kesti. İçindeki öfke bir anda yerini sessiz bir acıya bıraktı. Bu gerçeği bilmek ve kabul etmek arasında ince bir çizgi vardı. Aslan biliyordu ama asla kabul etmek istememişti.
İki yıl önce, umutlarını tamamen yitirdiklerinde, gizlice doktora gitmişlerdi. Aslan, ailesine duyurmadan bu işi kökten çözmek istemişti. Belki küçük bir tedaviyle, belki bir ilaçla her şey düzelecekti. Ama test sonuçları geldiğinde hayatları bir daha eskisi gibi olmamıştı.
Leyla kısırdı. Yumurtalıklarında sorun vardı.
Doktorun sesi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu:
"Ne yazık ki Leyla Hanım’ın çocuk sahibi olması mümkün değil. Bunu değiştirebilecek bir tedavi de yok.”
Aslan o anı hatırladığında yumruklarını sıktı. O gün Leyla’nın nasıl yıkıldığını, geceler boyu sessizce ağladığını çok iyi hatırlıyordu. Onu o halde görmeye dayanamadığı için kendi acısını bir kenara itmiş, güçlü durmaya çalışmıştı. O gün ona bir söz vermişti:
“Ne olursa olsun, bu yüzden seni asla bırakmayacağım.”
Ve şimdi, ailesinin baskısıyla bu söz yeniden sınanıyordu. Ama o değişmemişti.
Aslan elini Leyla’nın elinin üzerine koydu. “Ben sana bir söz verdim, Leyla,” dedi yavaşça. “Ne olursa olsun, seni bırakmayacağım. Seni kimseye ezdirmeyeceğim.”
“Ama ailen?” diye fısıldadı.
“Onlara gerçeği söyleyemem. Eğer öğrenirlerse seni daha çok incitirler. Senin yüzünden çocuk sahibi olamadığımı bilirlerse, sana karşı daha da acımasız olurlar.”
Leyla başını öne eğdi. Aslan’ın haklı olduğunu biliyordu. Fatma Ana, oğlunun çocuk sahibi olamamasını asla kabul etmezdi. Sorunun Leyla’da olduğunu öğrendiğinde ise onu tamamen gözden çıkarır, belki de boşanması için baskı yapardı.Ama Aslan ellerini avuçlarının içine alıp sıktığında, içinde bir nebze de olsa rahatlama hissetti.
“Bunu bilmek zorundasın, Leyla,” dedi Aslan. “Benim için değişen hiçbir şey yok. Sen benim eşimsin. Ve öyle kalacaksın.”
Kadın gözlerinden süzülen yaşları sildi. Aslan’ın ona sahip çıkacağını biliyordu ama ailesinin baskısına daha ne kadar dayanabileceğini kestiremiyordu.
Ve işte o an, kapının dışında birinin sessizce durduğunu fark etmediler.
Fatma Ana…
Gözleri kısılmıştı, yüzü sertti. İçinde şüphe vardı. Aslan’ın bu kadar kesin bir şekilde kuma meselesine karşı çıkmasının sebebi neydi?
Oğlunun aklını Leyla mı çeliyordu?
Bir şeyler dönüyordu, ama ne olduğunu henüz bilmiyordu.
Ve Fatma Ana, bilmediği şeylerden nefret ederdi.
...
Fatma Ana, kapının arkasında bir süre daha sessizce durdu. Oğlunun sözlerini tam olarak işitememişti ama içeride geçen konuşmada bir tuhaflık vardı. Aslan’ın bu kadar sert karşı çıkmasının ardında mutlaka bir sebep olmalıydı.
Kaşlarını çattı. “Oğlum gözümde büyüttüğüm gibi değil galiba,” diye mırıldandı kendi kendine. Sonra sessizce geri adım attı, kimseye görünmeden koridorun karanlığına karıştı. Ama zihni şüpheyle doluydu. Bu işin peşini bırakmayacaktı.
Odada
Leyla hâlâ Aslan’ın ona verdiği sözü sindirmeye çalışıyordu. Onu bırakmayacağını, her şeye rağmen arkasında duracağını duymak içini rahatlatmıştı. Ama ailesi… Onlar ne olursa olsun Aslan’ın peşini bırakmayacaktı.
“Aslan,” dedi, sesi titrekti. “Bu böyle sürmez. Aileni nasıl durduracağız?”
Derin bir nefes aldı, omuzlarını gerdi. “Durmayacaklar, biliyorum. Ama onlara karşı durmasını da bilirim.”
Leyla başını iki yana salladı. “Seni zorlayacaklar. Annene, babana karşı gelmek o kadar kolay mı? Senin hayatın boyunca saygı duyduğun insanlar onlar. Bunu yapabilecek misin?”
Aslan, dişlerini sıktı. Kolay mıydı? Hayır. Babasına karşı gelmek, annesinin sözünü reddetmek… Bunlar basit şeyler değildi. Ama ortada basit bir mesele de yoktu. Onun için en önemli şey Leyla’ydı ve ne pahasına olursa olsun onu koruyacaktı.
“Zor da olsa yapacağım,” dedi sertçe. “Sana daha önce de söyledim, şimdi yine söylüyorum. Seni bırakmayacağım. Senin için savaşacağım.”
Leyla bir an durdu, gözleri doldu. Aslan her zaman buydu. Ne kadar sert, otoriter ve inatçı olsa da sözünün arkasında duran bir adamdı. Ve şimdi, ailesine karşı duracağını söylüyordu.
Ama Leyla’nın içinde korku hâlâ büyümeye devam ediyordu.
“Ya kazanamazsan?”
Aslan bir an sessiz kaldı. Bunun ihtimalini hiç düşünmek istememişti. Babası Rıza Ağa ve annesi Fatma Ana, ikisi de baskın ve güçlü insanlardı. Karar verdikleri bir şeyi değiştirmek neredeyse imkânsızdı. Ama Aslan kolay pes edecek biri değildi.
Başını dik tuttu. “Kazanmaktan başka seçeneğim yok.”
Leyla, Aslan’ın elini sıktı. İçindeki korku geçmemişti ama ona inanmak istiyordu. Aslan’ı seviyordu. Ve o, arkasında duracağını söylüyorsa, ona güvenmekten başka çaresi yoktu.
Ama ne Aslan ne de Leyla, Fatma Ana’nın bu konuşmadan sonra şüpheye kapıldığını ve çoktan harekete geçtiğini bilmiyordu.
Fatma Ana, ertesi sabah Rıza Ağa’nın yanına giderek sessizce konuştu:
“Bu işte bir gariplik var, bey. Aslan’ın böyle direnmesi normal değil. Bence bu işin içinde başka bir şey var.”
Rıza Ağa gözlerini kısarak karısına baktı. “Ne demek istiyorsun?”
Fatma Ana, elini dizine vurdu. “Bilmiyorum ama öğreneceğim. Eğer Leyla yüzünden torun sahibi olamıyorsak, o zaman Aslan’ın karşımıza dikilmesinin asıl sebebi de o olabilir.”
Rıza Ağa, eşinin sözlerini düşünerek derin bir nefes aldı. Eğer gerçekten Aslan’ın karşı çıkmasının sebebi Leyla ise, bu işi kökten halletmeleri gerekecekti.
Ve o an, Fatma Ana kararını verdi.
Leyla’nın bir sırrı varsa, onu mutlaka öğrenecekti.