Miray
Çetin geri zekalısı yüzünden erkenden kalkmak zorunda kalmıştım. Ya benim gecem sabaha karşı beş civarı bitmiş, sen ne münasebet dokuzda geri kaldırırsın beni? Haliyle gününü burnundan getirmem gerekiyordu. Sevebilirim bommer sevgili olayını.
Üzerime siyah, uzun kollu ama kalçamın hemen altında biten, önden fermuarlı bir elbise giydim. Elbisenin fermuarı açıldığında iç çamaşırlarımla kalıyordum. Götüm donmasın diye altıma termal külotlu çoraplardan giydim, topuklu botlarımı da giyince hazırdım. Saçlarımı maşaladım ve üst kısmını arkaya topladım bukle kahküllerim yüzüme döküldü. Güzel, elbiseme uygun bir makyaj yaptım. Hazırdım. Çantalarımı ve kabanımı da alıp indim yanlarına. Çetin bir süre beni süzdü, süzdü ve süzdü. Ne düşündü bilmiyorum ama heybetliyle bol bol muhatap olduğum kesindi.
Restorana giderken yolda sessizdik. Sonra romantik sevgili pozları kesmeye başladı. Madem beni bir işin içine sokmuştu onu sonuna kadar kullanacaktım.
“Okul çıkışı yanına geleceğim. Çıkışta arkadaşlarımızla buluşuruz. Sonra beni alır evime bırakırsın. Babam sen varken izin verir.”
Başta kabul etmeyecek sandım ama sonra yüzünde bir ışıltı belirdi. Ne düşündü bilmiyorum ama kabul edecekti. Ayağımı okşamaya başladı. İçim ısındı. Bacaklarımın arasında olması gereken eli ayak bileğimi okşuyordu. Sana çok fena azığım Çetin Arman.
Kahvaltıdan sonra önce beni üniversiteye götürdü. Arabadan tam inecektim ki elini bacağıma koyup durdurdu.
“Bize biraz müsaade eder misin Ali,” dedi şoförüne dönüp. Şoför aynadan bir bakış attı, başıyla onayladı ve indi.
“Ne oluyor?” dedim meraklı meraklı.
“Şimdi bu elbise,” dedi bakışları göğüs dekoltemde gezerek. “Okul için uygun mu sence?”
“Ne varmış elbisemde? Küçük bir çatal dekoltesi sadece. Biraz da bacak.”
“Küçük bir çatal dekoltesi mi?” dedi sitemli. “Yetmiş iki parça çatal bıçak takımı var gözlerimin önünde. İki tane kepçe görüyorum ben buradan.” Kepçe memelerimse eğer gülerim.
“Pardon da! Kıyafetlerime karışamazsın.”
“Kıyafetine karışmıyorum Miray. Sadece soruyorum. Burası bir üniversite, örgün eğitim kurumu. Burada bir kıyafet yönetmeliği falan yok mu? Fermuarını çekince açabileceğin bir elbiseyle gelmen ne kadar güvenli hem? Ya bir geri zekalı şaka yapıp fermuarı indiriverirse?” Delinin zoruna bak. Gözlerimi kıstım sinirle.
“Bana bak finansçı CEO benim fermuarım senin borsa değerlerin mi de kafasına göre indirip kaldırsınlar! Birisi gelip şakacıktan fermuarımı indirirse ben de onun yaşam şartellerini indiririm. Bir çakarım Osmanlı Tokadını amele sümüğü gibi yapışır kampüsün taş zeminine.” Çetin bunu hayal edermiş gibi birkaç saniye ambale olmuş kaldı karşımda. Finansla ilgili söylediğim şeylerin hepsi yanlıştı muhtemelen ama önemi yoktu, o ne dediğimi anlamıştı.
“Bu konu burada kapanmadı,” dedi açıkça. Çok da sikimdeydi. Kapıyı açtım ve buz gibi havaya adım attım. Çetin çok haklı. Ben bir geri zekalıyım. Yani bu havada dört kat falan giyinmek dururken mini etek senin neyine Miray? Sen kimsin kızım? Hadsiz köpek.
Koşa koşa kampüsün içinde ilerledim ve bizim fakülte binasından içeri girdim. Çetin’in arabası ben binaya girene kadar gitmedi. Ashaplarımı bozmuştu sabah sabah koca adayım. Belki de aday adayı. Adaylığı bile kesin değil henüz. Seçileceğini de sanmam. Trafoya kedi girerse ancak.
Amfiye gitmeden önce kantinden kendime bir kahve aldım. Kızları aradım, henüz gelmemişlerdi. Onlar gelene kadar sosyal medyada gezindim. Arada bana bakan insanlar fark ediyordum, gündeme bu kadar oturmuşken normaldi. Bir de gündeme oturduğum günün ertesi tam bir stil değişikliğiyle okula geliyordum. Heveslenmeyin yarın kazağıma dönerim. Sonra tuvalete gidip kendimi kontrol ettim. Çatal bıçak takımı ortada mıydı gerçekten. Kepçe falan da görünmüyordu ayrıca. En fazla olsa olsa servis kaşığı. Ya da küçük boy kepçecik.
Dersler bitmişti ve babamın görevlendirdiği şoför Güven abi kampüsün dışında beni bekliyordu. Sabah kahvaltı ayağına yırtmıştım ama kaçarım yoktu belli ki.
“Ee hadi,” dedi Asena, ben duraksayınca. Beraber bizim kampüstekilerin takıldığı puba gidecektik.
“Siz gidin ben sansasyonel bir giriş yapacağım,” dedim ve el sallayarak Güven abiye yürüdüm. Güven abi adı gibi dosta korku düşmana güven salıyordu. Tam tersi miydi o yoksa? İki metreye yakın boyu, heybetli vücudu ve geniş omuzları vardı. Daima tıraşlı gezerdi ve dazlaktı. Bu ürkütücü görüntüsüne rağmen çok kibar bir adamdı. Aslan görünümlü kedicik.
“İyi akşamlar Miray hanım,” dedi ince sesiyle.
“İyi akşamlar Güven abi.” Açtığı kapıdan binince arabanın sıcaklığı afallattı. Üşümüşüm. Bir daha Çetin’i gıcık etmek istersem önce kendimi düşünsem iyi olacak.
“Güven abi,” dedim eve götüreceğinin bilincinde. “Beni şirkete götürsene. Çetin’le dışarı çıkacaktık.” Aynadan bakıştık bir müddet. Babam bir emir vermişti ve bunu çiğnemek istemiyordu.
“Miray hanım,” dedi çekine çekine.
“Babam da şirkette, nişanlımla gezmeye çıkacağım bir şey demez bence.” Tatlı tatlı bakıyordum.
Pes etmiş gibi bir nefes koyverdi ve beni şirkete götürdü. İnsanlar üzerindeki ikna edici etkimi seviyorum.
Şirkete geldiğimizde Güven abi koşa koşa indi ve kapımı açtı. Popüler ve kültürlü bir insan olarak şirkete giriş yaptım. İnsanları selamladım ve hiç oyalanmadan CEO sevgilimin odasına adımladım. Havam bin beş yüzdü.
“Çetin’i görücem,” dedim şımarık bir tavırla. Sekreterle bakıştık.
“Hoş geldiniz Miray hanım, Çetin bey online toplantıda şu an. Biraz beklerseniz-”
“Bekleyebileceğimi sanmıyorum,” dedim ve çat diye içeri daldım. “Selam aşkım!”
Çetin’in macbooku açıktı önünde. Bakışları bana kaydı, sonra geri ekrana döndü.
“Evet Hans bey, dinliyorum” dedi İngilizce ve bıdı bıdı bir şeyler anlattı. Karşısına oturdum ve bacak bacak üzerine attım. Kaşlarını kaldırdı rahat durmamı ister gibi. Çok rahat duracaktım. Fazlasıyla rahat.
Bir elimle havai bir şekilde saçımla oynamaya başladım. Çetin’in bakışları saçlarıma kaydı, ardından ekrana döndü. Diğer elim bacağım üzerinde ritim tutuyordu. Saçımla oynayan parmaklarım saçlarımdan koptu ve parmak uçlarım elbisenin yakasından kayarak aşağı indi. Artık sadece bana bakıyordu. Fermuara ulaştım, indirmek üzereydim ki kapı açıldı.
“Senin ne işin var burada Miray geri zekalısı?”diye bağırdı abim.
“Toplantıdayım!” diye bağırdı Çetin’de. Sonra ekrandaki kişiden özür dilemesini, toplantıyı erken bitirmek zorunda kaldığını açıklamasını ve kapatmasını dinleyemedim çünkü abimle boğuşuyordum.
“Kalk yürü, burada işin yok senin.”
“Abi saçmalama burada olabilirim, biz evlenicez.”
“Sus kız!” diye bağırdı hırsla. “Çocuk yaşta ne evliliği?”
“Abartma istersen yirmi iki yaşındayım ben.” Kolumdan asıldı tekrar. Ayaklarım zeminde kaydı. Esaslı direniyordum.
“Tamam işte, aklın bir karış havada. Henüz geri dönmek için geç değil. Ben kabul ederim seni.” Neyimi kabul edeceksin pardon? “Yaşanmamış sayabiliriz.”
“Abi ne saçmalıyorsun. Nasıl sayacağız tüm ülke duydu Çetin’in beni hangi pozisyonlarda becermek istediğini.”
“Sus be!” diye bağırdı dehşetle. “Sus! Becermiş zaten, boyuna kadar biliyorsun.” Maalesef becerememişti beceriksiz.
“Giray!” dedi nihayet az önce infosunu verdiğim işleri bitiren Çetin. “Bırak kızın kolunu.”
“Sana ne lan!” dedi abim şiddetle. “Bacımın kolunu tutarken sana mı sorucam?”
“Bana da sormayacaksın kafana göre sen de tutmayacaksın. Miray bırakmanı istediği için bırakacaksın.” dedi ve yanımıza geldi. Abim hala beni odadan sürükleyerek çıkartmaya çalışıyordu ve oda büyük olmasa çoktan çıkmıştık.
“Evet, bırakmanı istiyorum. Ben situationshipimle gecelere akıcam.” Birbirlerine baktılar. Abim kolumu bıraktı.
“Sikiteyşınşip ne lan!” dedi Çetin’e.
“Valla bro ben de ilk duyuyorum. Sevgili gibi bir şey sanırım. Gecelere akıcamıza göre.” Küslükler rafa kalkmıştı.
“Gecelere akmayı bir unut sen de,” dedi abim kıskanç bir tavırla. “Güvenlik gibi bişi mi acaba?”
“Miray?” dedi Çetin varlığımı hatırlayarak. “Biz şimdi neyiz?”
Bölüm Sonu.
Of bölüm sonu müq ben yazdım diye demiyorum adalşdkasdaslşsakü
Dün bölüm atmayı unutmuşum, pazar bir bölüm daha gelecek 21.21'de.
Sizde yorum yapmayı unutmayın, bakın ben ekstra bölümle telafi ediyorum aldklsşada Hadi yorumlara.