Sahil evinin külleri hala havada asılıyken, gecenin ayazı Aras ve Gece’nin üzerine bir kabus gibi çökmüştü. Jandarma ekiplerinin mavi-kırmızı tepe lambaları, deniz kenarındaki kayalıklara çarpıp geri dönüyordu. Olay yeri inceleme ekipleri, yanan evin etrafına sarı şeritler çekerken, Aras Karakol Komutanı’nın karşısında, sanki bir suçlu değil de bir yargıçmış gibi dikiliyordu.
Aras’ın yüzündeki is lekeleri, gözlerindeki o paranoit ışığı daha da belirginleştiriyordu. Komutan, elindeki feneri Aras’ın ayak ucuna doğru tutarak sordu:
"Aras Bey, durumunuzu anlıyorum ama prosedür gereği sormak zorundayım. Burası ıssız bir yer. Yangın başladığında tam olarak ne yapıyordunuz? Ve en önemlisi... Yanınızda kimse var mıydı? Bir görgü tanığı, bize yangının çıkış anına dair detay verebilir."
Aras, bir saniye bile duraksamadı. Zihninde o an Gece’nin dumanlar içindeki baygın yüzü belirdi. Eğer Gece’nin adını bu dosyaya yazdırırsa, bu saldırıyı yapan "hayalet" için Gece’nin hala bir zaaf olduğunu tescillemiş olacaktı. Onu korumalıydı. Ama bu koruma, Aras’ın o eski, hastalıklı "saklama" dürtüsüyle birleşmişti.
"Tek başımaydım Komutan," dedi Aras. Sesi, kış rüzgarı kadar sert ve itiraz kabul etmez bir tondaydı. "İşlerden uzaklaşmak için geldim. Kimsenin haberi yoktu. İçeride sadece ben vardım."
Komutan kaşlarını çattı. "Emin misiniz? Bazı mahalle sakinleri evin önünde ikinci bir aracın daha olduğunu, hatta bir kadın sesi duyduklarını iddia ediyor."
Aras hafifçe gülümsedi; bu, karşısındakini ezen o meşhur, kibirli bakışıydı. "Aras Karadağ’ın hayatındaki kadınlar bir şehir efsanesidir Komutanım. Ama bu gece, o alevlerin arasında sadece ben ve yalnızlığım vardı. Başka sorunuz yoksa, avukatlarım gerisini halledecektir."
Şüphenin Zehirli Sarmaşığı
Saatler sonra, Aras’ın İstanbul’daki o camdan kalesi olan dairesinde, ölümcül bir sessizlik hakimdi. Gece, üzerindeki ödünç ceketle pencerenin kenarına sinmiş, dışarıdaki yağmurun camdaki süzülüşünü izliyordu. Aras içeri girdiğinde, jandarmaya verdiği ifadeyi Gece’ye anlattı. "Seni bu işin dışında tuttum Gece," dedi Aras, ona doğru bir adım atarak. Sesi, yaptığı bu "iyiliğin" takdir edilmesini bekler gibiydi. "Dosyada adının geçmesi demek, o her kimse, senin hala yanımda olduğunu resmiyete dökmesi demekti. Seni korudum."
Gece, yavaşça başını çevirdi. Bakışlarında bir minnet değil, zehirli bir şüphe vardı. Londra’da öğrendiği o soğukkanlı maskeyi yüzüne taktı ama sesi titriyordu.
"Beni mi korudun Aras, yoksa kendi oyun alanını mı?"
Aras duraksadı. "Ne demek istiyorsun? Seni o cehennemden kucağımda çıkardım!"
"Mesele o değil Aras. Mesele, beni yine 'yok' sayman. Jandarmaya 'tek başımaydım' dediğin an, benim orada olduğuma dair hiçbir resmi kayıt kalmadı. Yani yarın bir gün bana bir şey olsa, beni yine o sığınağa kapatsan veya bu evden dışarı çıkmama izin vermesen, kimse beni burada aramayacak. Çünkü 'resmi' olarak ben o gece seninle değildim. Bu yeni bir oyun mu? Beni dünyadan yalıtıp, sadece sana muhtaç, sadece senin gölgen olduğum o eski günlere döndürmek için mi yalan söyledin?"
Aras, beyninden vurulmuşa döndü. Attığı her adımın Gece tarafından bir saldırı olarak algılanması, canını yangından daha çok yakıyordu. "Beş yıl önceki Aras değilim ben Gece! Seni korumaya çalışıyorum!"
"Beş yıl önce de aynı cümleyi kuruyordun Aras!" diye bağırdı Gece. "Ama o koruma kalkanı benim hapishanem oldu. Şimdi de aynısını yapıyorsun. Herkesten şüpheleniyorsun ama asıl korkmam gereken kişinin, benim varlığımı bir kalemde silen sen olup olmadığını bilmiyorum. Biz kimiz Aras? Suç ortağı mı, sevgili mi, yoksa birbirinin celladı mı?"
Güven Testleri ve Gizli Göz Hapsi
Aras, Gece’nin bu sert çıkışıyla sarsılsa da içindeki o karanlık kontrolcü taraf susturulamıyordu. Odadan çıktı ve çalışma odasına geçti. Artık kimseye, hatta kendine bile güvenmiyordu. Murat’ı ve güvenlik ekibini aradı.
"Murat," dedi Aras, sesi ürkütücü bir sakinliğe bürünmüştü. "Bugünden itibaren Karadağ Holding ve Nova Danışmanlık arasındaki tüm dijital trafiği istiyorum. Emir’in son bir aydaki banka hareketlerini, senin yardımcılarının yaptığı tüm yurt dışı aramalarını... Kimse bilmeyecek. Herkesi izleyeceksiniz. En ufak bir sapma, en ufak bir fısıltı duyarsam, ocağını söndürürüm."
Murat, telefonun ucunda yutkundu. "Efendim, bu çok büyük bir operasyon. Gece Hanım fark ederse—"
"Gece fark etmeyecek. Onu korumak için herkesin maskesini düşürmek zorundayım. Şimdi dediğimi yap!"
Aras, ekranlardan biriken verilere bakarken aslında kendi sonunu hazırladığını hissetmiyordu. Bir yandan herkesi "güven testi"ne sokarken, bir yandan da Gece’nin etrafına görünmez teller örüyordu. Aras için bu "güvenlik"ti; Gece için ise "yeni bir esaret".
O gece, aynı lüks dairenin içinde, iki yaralı hayvan gibi farklı odalarda sabahladılar. Gece, yatağının içinde Londra’daki bağlantılarını nasıl devreye sokacağını, Aras’ın bu "koruma" kılıflı kafesinden nasıl çıkacağını planlıyordu. Aras ise kameralardan Gece’nin uyuyup uyumadığını izlerken, onu kaybetmemek için daha ne kadar yalan söylemesi gerektiğini düşünüyordu.
Birbirlerinden başka güvenecek kimseleri yoktu; ama dünyada en çok birbirlerinden şüphe ediyorlardı. Ve dışarıda, küllerin arasında hiçbir iz bırakmayan o "hayalet", bu şüphenin tadını çıkarıyordu. Çünkü biliyordu ki; bir kaleyi içten yıkmak, dışarıdan yakmaktan çok daha kolaydı.