Şafak sökerken İstanbul’un o gri, ruhsuz aydınlığı kıyıya vuruyordu. Aras, üzerindeki ıslak ceketi Gece’nin omuzlarına sıkıca dolamış, onu güvenli bir otel odasına yerleştirmişti. Ancak kendisi oturmak nedir bilmiyordu. Odanın içinde bir aslan gibi volta atıyor, camın önünden her geçişinde sokağa sanki bir düşman ordusu bekliyormuş gibi bakıyordu.
Gece, yatağın kenarına ilişmiş, elindeki sıcak bardağı titreyen parmaklarıyla tutuyordu. Gözleri hala isliydi, sesi ise dumanın bıraktığı o yakıcı tahrişle kısılmıştı. Ama Aras... Aras çok daha kötü görünüyordu. Gözlerinde daha önce hiç görmediği bir bakış vardı: Saf, katıksız bir paranoya.
"Kimse bilmiyordu," diye mırıldandı Aras kendi kendine. Sesi o kadar alçaktı ki, sanki kendi zihniyle kavga ediyordu. "O evi Murat bile bilmez. Babamın vasiyetiydi, tapu kayıtlarında bile başka bir isim görünüyor. Gece, sen bile oraya gideceğimizi bilmiyordun. Oraya nasıl geldiler?"
Gece, yavaşça başını kaldırdı. "Aras, sakin olmalısın. Önce bir nefes al—"
"Nefes alamıyorum!" diye kükredi Aras, bir anda dönerek. Bir adımla Gece’nin önüne geldi ve diz çöktü. Elleriyle Gece’nin yüzünü avuçladı. Elleri hala isliydi, parmaklarındaki yaralar kurumuştu ama dokunuşu titriyordu. "O ateşin içinde seni gördüğüm an, o camın kırılmadığı o saniyeler... Gece, hayatımda hiç böyle bir acı hissetmedim. Öleceğim sandım. Ama benim ölmem değil mesele, senin o dumanın içinde kaybolup gitmen..."
Aras’ın gözlerinden bir anlık bir yaş süzüldü ve hemen ardından o yumuşaklık yerini bir taş kadar sert bir öfkeye bıraktı. "Selim öldü. Onu kendi ellerimle gömdüm. Toprağın altında olan biri benzin dökemez. Ama birileri bizi izliyor. En mahremimize, en gizlimize kadar sızmışlar."
Güvenin Çöküşü
Aras ayağa kalktı ve telefonuna uzandı. Ama sonra durdu. Telefona sanki bir bombaymış gibi baktı. "Murat mı sızdırdı? Yoksa senin o her şeyi bilen asistanın Emir mi?"
"Emir böyle bir şey yapmaz Aras, saçmalama," dedi Gece.
"Saçmalamıyorum!" Aras’ın sesi odanın duvarlarında yankılandı. "Artık herkes şüpheli. Kimin dost, kimin düşman olduğu belli değil. Belki de senin Londra’daki o 'temiz' bağlantıların... Belki de benim holdingdeki o koltuğuma göz diken yönetim kurulu... Kim olursa olsun, seni benden koparmaya çalışan herkesi o yaktıkları evin küllerine gömeceğim."
Aras, odanın içindeki barosuna yöneldi, sert bir içki doldurdu ve tek dikişte bitirdi. Alkol genzini yakarken o sadece Gece’ye bakıyordu. O an anladı; Gece’yi kaybetme düşüncesi, o yangından, o ölüm tehdidinden, sahip olduğu tüm holdinglerden çok daha fazla acıtmıştı canını. Bu duygu, Aras Karadağ’ı daha tehlikeli bir adama dönüştürüyordu. Artık sadece savunmada değildi; artık avlanmaya karar vermişti.
"Gece," dedi Aras, sesi şimdi ürkütücü bir sakinliğe bürünmüştü. "Bugünden itibaren dünya bizim için ikiye ayrıldı. Sen ve ben... ve geri kalan herkes. Kimseye güvenmeyeceğiz. Kimseye nerede olduğumuzu söylemeyeceğiz. Bu avı ben başlatmadım ama ben bitireceğim."
Gece, Aras’ın bu halinden korkmalı mıydı yoksa bu tutkulu koruma içgüdüsüne sığınmalı mıydı, bilemiyordu. Aras artık eski Aras değildi. O yangın, içindeki son merhamet kırıntılarını da yakıp kül etmişti.