Şahın Düşüşü

715 Words
​​İstanbul’un göbeğinde, Karadağ Holding’in camdan devasa kulesi o sabah her zamankinden daha soğuk ve tehditkar görünüyordu. Aras Karadağ, en üst kattaki ofisinde, masasının başında bir heykel gibi oturuyordu. Ancak bu sefer önünde holdingin kâr raporları değil, Ankara’dan gelen özel bir tebligat ve savcılığın mühürlü dosyası duruyordu. Selim’in dijital saldırıları ve Murat’ın sızdırdığı o meçhul fotoğraflar, sadece birer başlangıçmış; asıl darbe, devletin soğuk nefesiyle gelmişti. ​Kapı hızla açıldı. Yönetim Kurulu’nun en kıdemli üç üyesi, yüzlerinde sahte bir üzüntü ama gözlerinde saklayamadıkları bir "hesaplaşma" parıltısıyla içeri girdi. Aras başını kaldırmadı. Gelenlerin ayak seslerinden, kendi krallığının sonunu getirecek cellatlar olduklarını anlamıştı. ​"Aras Bey," dedi yönetim kurulu sözcüsü, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Hakkınızdaki hayali ihracat, nitelikli dolandırıcılık ve kara para aklama soruşturması holdingin hisselerini bir saat içinde taban yaptırdı. Uluslararası ortaklar telefonlarımızı kilitledi. Karadağ soyadı artık bu bina için bir güç değil, bir zehir." ​Aras, elindeki gümüş kalemi masanın üzerine bıraktı. "Demek sırtlanlar sofraya oturdu," dedi Aras, sesi buzdan bir kuyu gibiydi. "Ben bu holdingi tırnaklarımla kazıyarak bu noktaya getirdim. Şimdi üç-beş sahte evrakla beni mi korkutuyorsunuz?" ​"Korkutmak değil, Aras Bey. Tasfiye etmek," dedi sözcü, önüne bir kağıt sürerek. "İstifa dilekçeniz. Eğer şimdi imzalamazsanız, yönetim kurulu kararıyla görevden alınacaksınız ve bu, holdingin iflası demek olur. Soyadını korumak istiyorsan, o koltuktan şimdi kalkmalısın." ​Aras, pencereden dışarıdaki İstanbul manzarasına baktı. Bir zamanlar "Her şey benim" dediği o şehir, şimdi ona yabancı bir düşman gibi bakıyordu. Yavaşça kalemi eline aldı. Sadece bir saniye tereddüt etti ve o imzayı attı. Karadağ Holding’in kurucusu, sahibi ve ruhu olan Aras Karadağ, kendi elleriyle kendi ismini o binadan sildi. ​Maviden Griye: Emniyet Koridorları ​İstifasının üzerinden henüz bir saat geçmemişti ki, binanın önünde bekleyen sivil polis araçları sirenlerini çalmadan Aras’ın holdingden çıkışını beklemeye başladı. Aras, asansörden indiğinde lobideki o devasa "Karadağ Holding" yazısına son bir kez baktı. Güvenlik görevlileri, dün önünde ceket ilikleyen o adamlar, şimdi bakışlarını kaçırıyordu. ​Emniyet’in o rutubetli, sigara kokulu ifade odasında geçen on iki saat, Aras’ın hayatındaki en uzun on iki saatti. Karşısındaki komiser, Selim’in titizlikle hazırladığı, Murat’ın ise eksik parçalarını tamamladığı o sahte "off-shore" hesap dökümlerini birer birer önüne koyuyordu. ​"Bu hesaplar bana ait değil," dedi Aras, sesi artık yorgun ama hala dikti. ​"Hepsi senin adına açılmış Aras Karadağ. Hepsinin altında dijital imzan var. Ayrıca," dedi komiser, Murat’ın kasanın içine bıraktığı o fotoğrafı masaya fırlatarak. "Londra’daki bu bağlantıların, kara para transferinin son durağı gibi görünüyor. Gece Aksoy ile olan bağın sadece duygusal değil, değil mi? O senin finansal kuryen mi?" ​Aras, Gece’nin adını duyduğu an masaya yumruğunu vurdu. "Onun adını bu pisliğe karıştırmayın! O hiçbir şey bilmiyor!" ​"Ona mahkemede anlatırsın," dedi komiser, ayağa kalkarak. "Tutuklama istemiyle sevk ediliyorsun." ​Mahkeme ve Soğuk Metalin Sesi ​Adliyenin soğuk koridorlarında, Aras’ın etrafındaki koruma ordusunun yerini jandarmalar almıştı. Nöbetçi mahkemenin hakimi, dosyaları hızlıca inceledikten sonra o malum kararı okudu: "Delillerin karartılma şüphesi, suçun niteliği ve kaçma şüphesi göz önüne alınarak... Tutuklanmasına." ​Kelepçenin o "çıt" sesi, Aras’ın kulağında bir atom bombası etkisi yarattı. O ana kadar bir şekilde kurtulacağına inanan Aras, bileklerindeki metalin soğukluğunu hissettiğinde, her şeyin bittiğini anladı. Jandarmanın hafif itişiyle cezaevi aracına doğru yürürken, uzaktan Gece’yi gördü. Adliyenin kapısında, kalabalığın arasında sarsılmış bir halde ona bakıyordu. ​Aras, başını eğmedi. Ama gözlerindeki o "sahip olma" parıltısı sönmüş, yerine devasa bir boşluk gelmişti. ​Hücre: Hiçliğin Başlangıcı ​Cezaevi aracının demir parmaklıklı penceresinden süzülen sokak lambaları, Aras’ın yüzünde birer hüzün çizgisi gibi geçip gidiyordu. İçeri girdiğinde, üzerine giydiği o binlerce dolarlık takım elbisesini çıkardılar. Yerine, gri bir mahkum kıyafeti ve plastik terlikler verdiler. ​Ağır metal kapı, Aras’ın üzerine kapandığında çıkan o tok ses, krallığının tamamen yıkıldığının ilanıydı. Hücrede sadece bir ranza, kirli bir battaniye ve bir lavabo vardı. Aras, ranzanın kenarına oturdu. Elleri titriyordu. Dışarıda emrinde binlerce kişi varken, şimdi bir bardak su için bile gardiyana muhtaçtı. ​"Artık hiçbir şeyim yok," diye mırıldandı karanlığa. "Ne param, ne şirketim, ne de ismim." ​Aras Karadağ, o gece hayatında ilk kez ağlamadı ama ilk kez, ruhunun paramparça olduğunu hissetti. Kendisini o deliğe Selim’in mi, Murat’ın mı, yoksa kaderin mi tıktığını düşünürken; zihninde tek bir ses yankılanıyordu: "Gece..." ​O sığınağa kapattığı kadının, şimdi onu bu sığınaktan çıkaracak tek kişi olduğundan habersizdi. Aras Karadağ için güneş batmıştı; ancak Gece için, o güneşi yerden kaldırmak için verilecek büyük savaş yeni başlıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD