Beş yıl önce, o sığınakta Gece’nin elindeki silahtan çıkan mermi Selim’in göğsüne saplandığında, Selim sadece bir acı değil, derin bir "huzur" hissetmişti. Aras’ın o kibirli yüzünün dehşetle sarsılışını görmek, onun için ölümden daha tatlıydı. Ancak kaderin Selim için daha karanlık planları vardı.
Aras, o gece Selim’in "cesedini" güvenilir adamlarına (başta Bekir olmak üzere) teslim edip ormanlık arazinin en dibine gömmelerini emretmişti. Aras için Selim bitmiş bir dosyaydı. Ama Bekir için Selim, çocukluk arkadaşı, mahalledeki kardeşiydi. Bekir o gece Aras’a ihanet etmedi; sadece Selim’in ölmediğini fark ettiğinde onu o çukurdan çıkardı.
Karanlıkta Geçen Beş Yıl
Selim, bir yıl boyunca yurt dışında, yer altı hastanelerinde yaşadı. Yüzünün sağ tarafı, sığınaktaki o patlamadan ve yere düşerken çarptığı demirlerden dolayı derin yanık izleri ve dikişlerle doluydu. Aynaya her baktığında gördüğü şey bir insan değil, Aras Karadağ’ın yarattığı bir "canavar"dı.
Selim aslında kötü biri olarak doğmamıştı. Aras’ın babasının yanında, bir şoförün oğlu olarak büyümüştü. Aras en pahalı oyuncaklarla oynarken, Selim o oyuncakların kutularını taşımıştı. Aras, Gece’ye aşık olduğunda; Selim, Gece’nin masumiyetinde kendi kayıp çocukluğunu görmüştü. Aras için Gece bir "mülk"tü, Selim içinse ulaşamadığı bir "gökyüzü".
"Sen her şeye sahipsin Aras," diye mırıldanırdı Selim, yüzündeki yaralara pansuman yaparken. "Paran var, adın var, gücün var. Ama ruhun benimkinden daha karanlık. Sen sevmeyi değil, sahip olmayı biliyorsun. Ben ise kaybetmeyi..."
Hırsın ve Öfkenin Doğuşu
Selim’in öfkesi sadece Aras’a değildi; o, Aras’ın yarattığı bu "güç imparatorluğuna" nefret duyuyordu. Londra’da Gece’yi uzaktan izledi. Gece’nin bir "Demir Lady"ye dönüşmesini gururla takip etti. Çünkü biliyordu ki; Gece güçlendikçe Aras’ın karşısında daha dik duracaktı. Selim, Gece’yi öldürmek istemiyordu. Selim, Aras’ın elindeki her şeyi; holdingini, itibarını ve en sonunda "Gece’nin sevgisini" tek tek söküp almak istiyordu.
Yangını o çıkarmıştı. Ama amacı onları öldürmek değil, Aras’ın o "güvenli dünyasını" başına yıkmaktı. Aras’ın sahil evini yakarken, aslında kendi geçmişini yakıyordu.
Şu Anki Selim: Bir Strateji Dehası
Selim, sığındığı o endüstriyel binadaki karanlık odasında, Aras ve Gece’nin akşam yemeğini izlerken elindeki eski, paslı gümüş bir parayı parmaklarında çeviriyordu. Bu para, Aras’ın babasının ona bir bayram günü "sadaka" gibi verdiği paraydı. Selim o parayı hiç harcamamıştı; onu bir intikam yeminine dönüştürmüştü.
"Görüyorsun değil mi Bekir?" dedi Selim, yanındaki telsize. Bekir hastanede, Aras’ın adamlarının gözetimindeydi ama Selim’in yerleştirdiği gizli mikrofonla hala bağlıydı. "Aras hala aynı. Onu koruduğunu sanıyor. Onu sevdiğini sanıyor. Ama o sadece bir gardiyan. Ve gardiyanlar, mahkumları olmadan hiçbir şeydir."
Selim ayağa kalktı. Yüzünün yanık olmayan tarafı, ay ışığında bir heykel kadar düzgün duruyordu. Diğer tarafı ise bir cehennem haritası gibiydi.
"Aras’ın teknolojisini elinden aldım. Şimdi sıra onun kalbinde. Murat’ı yanımıza çekeceğiz Bekir. Çünkü Aras, en sadık olanın bile bir fiyatı olduğunu benim üzerimde test etmişti. Şimdi bu dersi ona biz vereceğiz."