Malikane, şehrin gürültüsünden uzakta, sık ormanların ortasında bir kale gibi yükseliyordu. Devasa demir kapılar arkalarından ağır bir gürültüyle kapandığında, Gece ilk kez kendini güvende hissetmesi gerekirken tarif edilemez bir ürpertiyle doldu.
Aras, arabayı geniş garajda durdurdu ve hiçbir şey söylemeden inip Gece’nin kapısını açtı. Tavırları artık o davetteki şımarık playboydan tamamen uzaktı. Şimdi, avını kendi inine getirmiş bir yırtıcı kadar kararlı ve sessizdi.
"Burası senin yeni dünyasın Gece," dedi Aras, bagajdan bavulu alırken. "En azından o herif yakalanana kadar."
Evin içine girdiklerinde Gece şaşkınlıkla etrafı süzdü. Her yer son teknoloji kameralar ve güvenlik sistemleriyle donatılmıştı. Aras, Gece’yi üst kattaki, orman manzaralı devasa bir odaya çıkardı. Oda, Gece’nin en sevdiği renklerle dekore edilmişti; tıpkı zevklerini önceden biliyormuş gibi.
"Dinlen," dedi Aras, kapının önünde durarak. "Aşağıda korumalar olacak. Ben de hemen yan odadayım."
Gece, yatağın kenarına ilişti. "Aras... Neden yapıyorsun bunu? Yani, neden benim için bu kadar ileri gidiyorsun?"
Aras, odaya yavaş adımlarla girdi. Gece’nin tam önünde durdu ve çenesini parmaklarının ucuyla yukarı kaldırdı. "Çünkü Gece, başkasına ait birinin benimle oyun oynamasından nefret ederim. Ve şu an o herif, benim oyun alanıma sızmaya çalışıyor."
"Yani ben senin için sadece bir güç gösterisi miyim?"
Aras cevap vermedi. Sadece Gece’nin gözlerinin derinliklerine baktı. O an, odanın içindeki telefon hattından keskin bir ses yükseldi. Ev içi diyaframdı bu. Aras düğmeye bastığında, dışarıdaki güvenlik amirinin sesi duyuldu:
"Efendim, bahçedeki sensörler tetiklendi. Birisi perimeter hattını geçti ama görüntü alamıyoruz. Kameralar saniyeler içinde devre dışı kaldı."
Gece korkuyla ayağa fırladı. "Yine o! Buraya da geldi!"
Aras’ın yüzünde korkudan ziyade, vahşi bir keyif belirdi. "Buraya gelmesi, hayatında yaptığı son hata olacak."
Aras, Gece’yi belinden kavradığı gibi yatağa geri oturttu. "Buradan çıkma. Işıkları söndür ve bekle."
Aras odadan fırlayıp gittiğinde Gece karanlıkta tek başına kaldı. Dakikalar geçmek bilmedi. Dışarıdan gelen rüzgarın uğultusu, sanki birinin fısıltısı gibiydi. Gece tam kapıya yönelecekken, odanın içindeki boydan boya cam aniden çatladı. Bir mermi değil, sert bir cisim fırlatılmıştı.
Yerde, cam kırıklarının arasında küçük, gümüş bir anahtar duruyordu. Ve üzerinde bir not:
"Bu anahtar, Aras'ın çalışma odasındaki kilitli çekmeceye ait Gece. Gerçek canavarın kim olduğunu görmek istiyorsan, ışıklar sönmeden önce o çekmeceyi aç. Seni kimin izlediğini değil, kimin yarattığını göreceksin."
Gece, elinde gümüş anahtarla karanlığın içinde titrerken, kapı aniden açıldı. Aras, elinde bir silahla içeri girdi. Nefes nefeseydi. Gece elindeki anahtarı hızla arkasına sakladı.
"Kimseyi bulamadılar," dedi Aras, sesi hırıltılıydı. "Ama çok yakındaydı. Korkuyor musun?"
Aras, Gece’ye doğru yürüdü ve onu kollarının arasına aldı. Gece, Aras’ın göğsündeki o deli gibi atan kalbi hissedebiliyordu. Aras, Gece’nin boynuna tutkulu bir öpücük kondurduğunda, Gece elindeki anahtarı avucunun içinde daha sert sıktı.
"Korkuyorum Aras," diye fısıldadı Gece, Aras'ın dudaklarına karşılık verirken. "Ama en çok da senden..."
Aras, Gece’yi yatağa yatırırken Gece’nin zihninde tek bir soru vardı: Bu anahtarın açtığı gerçek neydi?