Gece, ilk kez elini kaldırıp Aras’ın gömleğinin yakasına tutundu. Onu itmek istiyordu ama parmakları kumaşı sıkıca kavradı. "Beni delirtiyorsunuz," dedi hıçkırıkla karışık bir sesle. "Bir gün yok sayıp ertesi gün böyle konuşarak beni mahvediyorsunuz."
Aras, Gece’nin çenesini tutup başını kaldırdı. Gözlerindeki o asabi korlar şimdi daha da parlaktı. "Mahvolmak, yeniden inşa edilmenin ilk adımıdır Aksoy. Ve ben seni kendi ellerimle yeniden inşa edeceğim."
Tam o sırada, odanın dışındaki koridordan bir tıkırtı geldi. Aras aniden Gece’den ayrılıp kapıya yöneldi. Bir kaplanın çevikliğiyle kapıyı açtı ama koridorda kimse yoktu. Sadece yerdeki halının üzerinde, Aras’ın odasından çıkarılan o "on beş saniyelik" boşlukta çekilmiş bir güvenlik kamerasının çıktısı duruyordu. Fotoğrafta Aras’ın Gece’nin omuzlarını tuttuğu o an, dışarıdan, kapı aralığından çekilmişti.
Aras fotoğrafı kaptığı gibi buruşturdu ve koridordaki korumalara kükredi: "Buraya nasıl girilir! Hepiniz mi körsünüz!"
Odanın içine geri döndüğünde Aras’ın yüzü artık asabiyetin de ötesinde, vahşi bir öfke içindeydi. Masanın üzerindeki şarap şişesini duvara fırlattı. Camın parçalanma sesiyle Gece yerinden sıçradı. Aras, Gece’ye doğru döndü, gözleri dönmüştü.
"Görüyor musun?" diye bağırdı. "Bu duvarlar bile seni benden saklamaya yetmiyor! O herif her yerde! Ve sen... sen hala burada oturup bana sessizlik oyunları oynuyorsun!"
Gece, yerdeki şarap lekesine ve cam kırıklarına baktı. "O her yerde çünkü siz onu içeri alıyorsunuz Aras Bey. Sizin bu öfkeniz, onun en büyük silahı."
Aras, Gece’nin üzerine yürüyüp onu tekrar omuzlarından sarstı. "Sussana! Bir kez olsun sessiz kalma da ne yapacağımı söyle! Seni nereye saklamalıyım? Kalbimin içine mi gömmeliyim ki kimse seni görmesin?"
Aras, Gece’yi hırsla göğsüne bastırdı. Bu bir kucaklama değil, bir hapsetme eylemiydi. Gece, Aras’ın kalbinin deli gibi attığını hissettiğinde, bu devasa adamın aslında kendi kontrol manyaklığı içinde ne kadar kaybolduğunu anladı. Aras ondan sadece itaat beklemiyordu; Aras ondan kendisini kurtarmasını bekliyordu.
Gece o gece suit odada, Aras’ın kollarının arasında sabahladı. Aras koltukta otururken Gece’yi bir an bile yanından ayırmadı. Bir elinde viski kadehi, diğer eliyle Gece’nin elini sımsıkı tutuyordu. Bu bir aşıklar gecesi değil, bir kuşatma altındaki kalenin son direnişi gibiydi.
Ertesi sabah lansman günüydü. Gece, Aras’ın yanında, o gümüş kolyeyi takarak otelden çıkarken biliyordu ki; bu "görünmez hapis" sona ermişti ama asıl savaş, o kalabalık lansman gecesinde başlayacaktı. Takipçinin "Başlıyoruz" notu, Aras’ın "Benimsin" mühürüyle o gece çarpışacaktı. Ve Gece, bu çarpışmadan sağ çıkıp çıkamayacağını bilmiyordu.