GÖLGEDEKİ SON ANAHTAR Dışarıda itfaiye sirenleri, gecenin sessizliğini yırtarak Hikmet Karadağ’ın yanan malikanesine doğru akıyordu. Aras, Gece ve Haşmet Bey; bahçenin karanlık köşesinde, patlamanın yarattığı o devasa alev topuna bakarken sanki bir devrin küle dönüşünü izliyorlardı. Aras’ın üstü başı is içindeydi, Gece’nin ise elleri hala titriyordu. Avucunda sımsıkı tuttuğu o küçük USB bellek, bir anahtar mıydı yoksa yeni bir pimin çekilmesi mi, henüz bilmiyordu. “Gitti…” dedi Aras, sesi dumanla boğulmuş bir fısıltı gibiydi. “On yıl önce bir yalanla gömülmüştü, şimdi bir yangınla gerçekten gitti mi yani? İnanmıyorum Gece. O adamın bu alevlerin içinde can vereceğine inanamıyorum.” Gece cevap vermedi. Bakışlarını yanan binadan ayırmıyordu. Hikmet’in son sözleri kulaklarında çınlıyordu

