Ertesi sabah Gece, elindeki gümüş kalemi sanki bir kanıtmış gibi sıkıca tutarak uyandı. Gözleri tavandaki çatlaklara takılı kalmıştı. Aras Karadağ ofiste bir cellat kadar soğuk ve mesafeliydi; peki ya bu kalemi yastığına bırakan el? Eğer o el de Aras’a aitse, bu adamın içinde kaç farklı kişilik barınıyordu? Ya da daha korkutucu olan ihtimal; Aras onu ofisteki otoritesiyle ezerken, başka biri Aras’ın gölgesini kullanarak Gece’nin mahremine sızıyordu. Duşun altına girdiğinde suyun sıcaklığı bile tenindeki o ürpertiyi söküp atamadı. Ofise gitmek artık sadece bir işe gitmek değil, bir aslanın inine gönüllü girmek gibiydi. Hazırlandı, kolyeyi takmadı ama çantasına attı. "G" harfi sanki çantanın içinden ona bakıyordu. Holdinge ulaştığında, Aras’ın katındaki atmosfer her zamankinden daha ağı

