KIRIK GURURUN GÖLGESİ

623 Words
​Şantiye dönüşü arabanın içindeki o ağır sessizlik, Gece’nin zihninde fırtınalar koparıyordu. Aras’ın "Av, avcıya kendisi yürümeli," sözü bir meydan okuma gibi havada asılı kalmıştı. Gece, kalbinin kulaklarında atan sesini dindiremiyordu. Aras Karadağ, sadece birkaç santim uzağında, bir heykel kadar hareketsiz ve kusursuz oturuyordu. Gece, ilk kez korkusunun önüne geçen bir cesaretle, o ulaşılmaz duvarda bir çatlak açmak istedi. Eğer ona dokunursa, eğer bu çekime bir karşılık bulursa, içindeki bu belirsizlik son bulacaktı. ​Araba, holdingin otoparkına girdiğinde şoför kapıyı açmak için dışarı çıktı. Gece, Aras tam hareketlenecekken aniden uzanıp onun elini tuttu. Parmakları, Aras’ın sıcak ve sert tenine değdiğinde vücudundan bir elektrik akımı geçti. Aras duraksadı. Bakışları, ağır bir çekimle Gece’nin eline, sonra da genç kızın titreyen gözlerine kaydı. ​Gece, tüm gururunu bir kenara bırakarak fısıldadı: "Neden bu kadar uzak duruyorsunuz? Madem gölgenizdeyim, madem sizin dikkatinizi çektim... Neden sadece izliyorsunuz?" ​Gece, bu hamlesiyle Aras’ın onu kendine çekmesini, o sert maskesinin düşmesini bekliyordu. Ancak beklediği olmadı. Aras, elini Gece’nin avucundan sanki zehirli bir şeye dokunuyormuş gibi yavaşça ama büyük bir kararlılıkla çekti. Yüzünde ne bir arzu ne de bir öfke vardı; sadece derin, aşağılayıcı bir soğukluk... ​"Kendini fazla önemsiyorsun Aksoy," dedi Aras. Sesi, Gece’nin kalbine bir bıçak gibi saplandı. "Seni izliyor olmam, sana dokunmak istediğim anlamına gelmez. Ben sadece ilginç bulduğum şeyleri incelerim. Ama senin bu zavallı yakınlaşma çaban... Bu sadece ucuz bir asistan klişesi." ​Gece, yanaklarının kor gibi yandığını hissetti. Utanç, bir dalga gibi ayak parmaklarından saç diplerine kadar yayıldı. Aras, Gece’nin yüzündeki o yıkılmış ifadeye bakarken alaycı bir şekilde gülümsedi. "Gözlerindeki o hayranlığı saklayamıyorsun, bu çok acizce. Şimdi o baretini al ve odana çık. Bir daha asla sınırlarını aşmaya kalkma, yoksa o sınırların dışında kalırsın." ​Gece, arabadan nasıl indiğini, asansöre nasıl bindiğini hatırlamıyordu. Holdingin parlak mermerleri üzerinde yürürken, her asistanın, her güvenlik görevlisinin onun bu reddedilişini bildiğini sandı. Masasına oturduğunda elleri zangır zangır titriyordu. Kendinden nefret ediyordu. Nasıl bu kadar ileri gidebilmişti? Aras Karadağ’ın onu bir "av" gibi gördüğünü bile bile, nasıl onun merhametine sığınmaya çalışmıştı? ​O günden sonra Gece için ofis bir hapishaneye dönüştü. Aras’ın odasına her girişinde, adamın o buz gibi bakışlarında kendi acizliğini görüyordu. Aras, sanki o an hiç yaşanmamış gibi davranıyordu; bu ise Gece için en büyük cezaydı. Artık Aras’tan sadece korkmuyordu, ona bakarken yüzüne bakamayacak kadar büyük bir mahcubiyet duyuyordu. Bu çekince, aralarındaki mesafeyi fiziksel olarak açsa da, ruhsal olarak Gece’yi Aras’ın otoritesine daha çok köle ediyordu. Artık onun bir bakışı, Gece’nin dizlerini titretmeye yetiyordu. ​Akşam eve döndüğünde, kapının önünde duraksadı. Dünkü not ve fotoğrafın yarattığı dehşet, Aras’ın yaşattığı bu utançla birleşince Gece kendini tamamen korunmasız hissetti. İçeri girdiğinde ışıkları açmaya bile korkuyordu. Yatak odasına geçtiğinde, boy aynasının önünde durdu. Aras’ın "ucuz bir asistan klişesi" sözü kulaklarında çınladı. ​Aynanın köşesinde, küçük bir kağıt parçası sıkıştırılmıştı. Bu kez yazı farklıydı, daha sert ve hırçın kalem darbeleriyle yazılmıştı: ​"Onun soğukluğu seni yakıyor, görüyorum. Sana 'zavallı' demesi canını acıtıyor değil mi? Ama o haklı Gece... O bir kral ve krallar sadece kendilerine diz çökenleri severler. Sen ise ona elini uzattın. Yanlış hamle. Şimdi o utancın içinde boğulurken, aslında kime ait olduğunu bir kez daha düşün. O seni reddederken, ben seni her halinle izliyorum. O kolyeyi hala takmadın... Belki de boynuna altın değil, daha sıkı bir bağ gerekiyor." ​Gece, notu buruşturup yere attı ve hıçkırarak yatağa çöktü. Aras tarafından reddedilmenin verdiği o eziklik duygusu, bu gizli takipçinin "izliyorum" mesajıyla birleşince klostrofobik bir kabusa dönüştü. Aras Karadağ’ın ofisteki o devasa, diktatör gölgesi; reddedilişinin yarattığı o aşağılık kompleksiyle birleşerek Gece'yi tamamen ele geçirmişti. ​Gece o gece anladı; Aras onu reddederek aslında onu daha büyük bir saplantıya hapsetmişti. Çünkü ulaşamadığı o adam, artık onun tek amacı haline gelmişti. Utancından kaçmak istiyordu ama gideceği her yol yine Aras Karadağ’ın o buzdan imparatorluğuna çıkıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD