Ertesi sabah Gece, aynadaki yansımasına baktığında kendine yabancı bir kadın gördü. Gözlerindeki o toy parıltı sönmüş, yerini Aras Karadağ’ın dünyasına ait o puslu, tedirgin ama meraklı bakışlara bırakmıştı. Dün geceki davette Aras’ın beline dokunuşu, o sahiplenici tavrı ve etrafındaki herkesi parmağında oynatan o tanrısal karizması, Gece’nin zihninde durmaksızın dönüp duruyordu. Aras bir canavardı, evet; ama o kadar kusursuz bir canavardı ki, Gece onun tarafından parçalanmanın bile bir tür lütuf olabileceğini düşünmeye başlamıştı. Bu düşünce onu korkutsa da, ruhunun derinliklerinde bir yerlerde bu tehlikeli oyuna duyduğu açlık büyüyordu. Holding binasına girdiğinde, personelin Aras’ın gelişiyle nasıl birer askere dönüştüğünü izledi. Aras, asansörden indiği an koridordaki hava sanki mol

