SESSİZLİĞİN İNFAZI

894 Words
​Holdingin ellinci katındaki koridorlar, o sabah Gece için her zamankinden daha dar, tavanlar ise daha basıktı. Otoparkta yaşanan o utanç dolu reddedilişin üzerinden yirmi dört saat geçmişti ama Gece için zaman o saniyede donup kalmış gibiydi. Aras Karadağ’ın "Ucuz bir asistan klişesi" diyen o buz gibi sesi, genç kızın zihninde bir kırbaç gibi şaklamaya devam ediyordu. Gece, masasına oturduğunda ellerinin titremesini engellemek için parmaklarını birbirine kenetledi. En büyük korkusu, Aras’ın o kapıdan çıkıp ona tekrar o "zavallı" bakışıyla bakmasıydı. Kendinden öylesine utanıyordu ki, mermer zeminin yarılıp onu içine çekmesini dileyecek kadar büyük bir mahcubiyet içindeydi. ​Ofis çalışanlarının kendi aralarındaki fısıldaşmaları bile Gece’ye birer hakaret gibi geliyordu. "Acaba gördüler mi?" diye düşündü. "Aras Bey’in beni bir böcek gibi kenara ittiğini anladılar mı?" Oysa Aras Karadağ, hiçbir şey olmamış gibi davranma konusunda bir ustaydı. Gece’nin dünyasını yıkan o an, Aras için muhtemelen günün en önemsiz detayıydı. Bu düşünce, Gece’nin gururuna sürülen en acı merhemdi. ​Öğle saatlerine doğru, Aras’ın odasından gelen o sert zil sesiyle Gece yerinden sıçradı. Bu, "İçeri gel" emriydi. Gece, derin bir nefes alıp üstünü başını düzeltti; sanki zırhını kuşanıyormuş gibi ceketinin düğmelerini ilikledi. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde, Aras’ı her zamanki gibi camın önünde, şehri izlerken buldu. Odadaki hava, dışarıdaki güneşli havaya rağmen kasvetli ve soğuktu. Aras dönmedi. ​"Geç kaldın Aksoy," dedi Aras. Sesi o kadar düz ve duygusuzdu ki, dün geceki o aşağılayıcı tondan bile daha çok can yakıyordu. "Özel hayatındaki duygusal hezeyanların, iş disiplinini etkilemeye başladıysa bunu bilmem gerekir." ​Gece, yutkunarak önüne baktı. "Özür dilerim efendim. Bir daha olmayacak." ​Aras yavaşça döndü. Gözleri, Gece’nin yüzünde bir tarayıcı gibi gezindi. Genç kızın kızaran yanaklarını, kaçırdığı bakışlarını ve omuzlarındaki o ezilmişlik duygusunu büyük bir zevkle izliyor gibiydi. Masasına yürüdü, üzerine oturdu ve bacak bacak üstüne attı. "Duygular," dedi Aras, elindeki gümüş kalemi parmaklarının arasında çevirirken. "Duygular, bu binadaki en büyük zayıflıktır. Sen dün gece o çizgiyi sadece aşmadın, Gece; sen o çizgiyi yok ettin. Benim için sadece bir asistansın. Benim dünyamda duygulara yer yok, sadece hedefler ve bu hedeflere hizmet eden piyonlar var." ​Gece, başını kaldırdı. Gözleri dolmuştu ama akmasına izin vermeyecekti. "Ben sadece... o an hissettiklerime yenik düştüm. Tekrar özür dilerim." ​Aras, hafifçe öne eğildi. Gece’nin duyabileceği kadar alçak bir sesle fısıldadı: "Hissettiklerin mi? Senin gibi toy bir kızın, benim gibi bir adam karşısında hissedebileceği tek şey hayranlıktır. Ama bu hayranlığın seni cüretkar yapmasına izin verirsem, seni mahvetmem gerekir. Şimdi git ve bugün yapılacak olan ihale dosyasındaki tüm rakamları son bir kez kontrol et. En ufak bir hata istemiyorum. Hata yaparsan, o otoparkta hissettiğin utancı sana bir ömür boyu unutturmam." ​Gece odadan çıktığında, nefes almakta zorlanıyordu. Aras onu sadece reddetmemiş, ruhunu da parça parça etmişti. Masasına döndü ve dosyalara gömüldü. Rakamlar, grafikler, analizler... Saatler geçiyor, ofisteki ışıklar tek tek sönüyordu. Gece, Aras'ın gözüne girmek, o "ucuz asistan" damgasından kurtulmak için insanüstü bir çabayla çalışıyordu. Akşamın ilerleyen saatlerinde, koridorda yankılanan ayak seslerini duydu. Aras, elinde ceketiyle odasından çıkmıştı. ​Gece’nin masasının önünde durdu. Gece başını kaldırmaya cesaret edemiyordu. Aras, parmak uçlarıyla masaya birkaç kez vurdu. "Çıkabilirsin Aksoy. Dosyayı masama bırak." ​Gece, dosyayı uzatırken parmakları yine titredi. Aras, dosyayı alırken Gece’nin elinin üzerine kısa, sert bir baskı uyguladı. Bu bir sevgi gösterisi değildi; bu bir "hakimiyet" testiydi. "Yarın sabah erkenden toplantı odasında olacaksın. Ve Gece... O kolyeyi hala takmadığını görüyorum. Benim verdiğim her şeyin bir bedeli vardır. O bedeli ödemekten kaçınma." ​Aras gittikten sonra Gece, ofiste tek başına kaldı. Sessizlik artık daha korkutucu geliyordu. Çantasını alıp binadan çıktı. Sokak lambaları yağmurun çiselediği kaldırımları loş bir sarıya boyamıştı. Otobüs beklerken, yanındaki dükkanın camındaki yansımasına baktı. Boynu gerçekten de boştu ve sanki o boşluk, Aras’ın haklılığını kanıtlıyordu. ​Eve girdiğinde ışıkları açmadı. Ayakkabılarını çıkarıp doğrudan yatak odasına geçti. Yatağının üzerinde, bu sabah orada olmayan bir paket duruyordu. Siyah, şık bir kutu... Gece, kutuyu açarken kalbinin duracağını sandı. ​Kutunun içinden, Gece’nin üniversite mezuniyetinde çekilmiş, sadece annesinin sahip olduğu bir fotoğraf çıktı. Ama fotoğrafın üzerinde kırmızı bir kalemle dev bir çarpı işareti atılmıştı. Altında ise o sinsi, o her şeyi bilen el yazısıyla şunlar yazılıydı: ​"Onun karşısında ne kadar küçüldüğünü gördüm Gece. 'Zavallı' kelimesi kulaklarında nasıl çınlıyor, biliyorum. O seni bir piyon olarak görüyor, ben ise seni bu satranç tahtasının kraliçesi yapabilirim. O seni reddetti çünkü senin gerçek gücünden korkuyor. Mezuniyetindeki o saf kızı öldürdüler Gece... Şimdi içindeki o karanlık kadını uyandır. Yarın sabah o ihaleye gittiğinde, sadece onun asistanı gibi değil, onun celladı gibi dur. O kolyeyi takma... Onun yerine, bu akşam kapına bıraktığım o siyah kurdeleyi tak. Bakalım Aras Karadağ, kendi oyununda boğulurken ne yapacak?" ​Kutunun dibinde, ipekten yapılmış siyah, ince bir kurdele duruyordu. Gece, kurdeleyi eline aldı. Dokusu teninde bir yılan gibi kayıyordu. Bir yanda ofiste onu aşağılayan, ona "piyon" diyen ama her hücresiyle ona taptığı Aras; diğer yanda onun her sırrını bilen, ona "kraliçe" olmayı vaat eden o tekinsiz gölge... ​Gece, o gece aynanın karşısına geçti. Siyah kurdeleyi boynuna doladı. Aynadaki yansıması artık o toy asistan değildi. Gözlerindeki hayranlık, yerini intikamla harmanlanmış bir hırsa bırakıyordu. Aras onu reddetmişti ama Gece, Aras’ın en büyük hatasını yapmasını bekleyecekti. Çünkü hiçbir kral, kraliçesinin kendisine ihanet edeceğini düşünmezdi. ​O gece Gece uyumadı. Aras Karadağ’ın o diktatör gölgesinin altında ezilmek yerine, o gölgeyi nasıl kendi lehine kullanabileceğini planladı. Artık otoparkta utancından ağlayan o kız ölmüştü. Aras’ın "mahvetmek"le tehdit ettiği Gece, artık mahvolmaktan korkmuyordu. Çünkü kaybedecek bir şeyi kalmayan bir kadın, dünyanın en tehlikeli silahıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD