Şehrin en popüler ve pahalı restoranlarından birinin VIP salonu, Karadağ Holding’in yeni ortaklık kutlaması için kapatılmıştı. İçerideki hava; pahalı şarapların, ağır tütünlerin ve en çok da Aras Karadağ’ın o ezici karizmasının kokusuyla doluydu. Gece, salonun loş bir köşesinde, elindeki not defterine sanki dünyadaki tek dayanağı oymuş gibi sarılmış duruyordu. Üzerindeki sade siyah elbise onu asil gösterse de, Aras’ın emriyle taktığı o gümüş kolye, boğazında görünmez bir pranga gibi duruyordu.
Aras, salonun tam ortasındaydı. Üzerindeki kömür karısı takım elbisesi ve beyaz gömleğiyle, bir iş adamından çok bir film yıldızını andırıyordu. Ama Gece’yi asıl yıkan şey Aras’ın dış görünüşü değil, tavrıydı. Ofiste vazoları kıran, telefonları duvarda parçalayan, Gece’nin boğazındaki kurdeleyi hırsla söküp atan o asabi adam gitmiş; yerine kahkahalarıyla salonu çınlatan, etrafına ışık saçan bir neşe kaynağı gelmişti.
Aras’ın sağında ve solunda, sektörün tanınmış modellerinden iki kadın vardı. Kadınlar, Aras’ın her cümlesine abartılı kahkahalarla karşılık veriyor, ellerini sık sık adamın o geniş omuzlarına koyuyorlardı. Aras ise bu ilgiden son derece memnun görünüyordu. Bir ara kadınlardan birinin kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı ve kadın utangaç bir tavırla Aras’ın koluna vurdu. Aras, başını geriye atarak o gürültülü, özgüven dolu kahkahasını attı.
Gece, o an kalbine binlerce iğnenin aynı anda battığını hissetti. Dün gece dizlerinin dibinde cam kırıklarını toplatan adam bu muydu? Kendisine "Ucuz bir asistan klişesi" diyen adam, şimdi bu kadınlara dünyanın en değerli hazineleriymiş gibi mi bakıyordu? Aras, gece boyunca Gece’nin olduğu tarafa bir kez bile bakmadı. Onu orada bir saksıdan, bir sandalyeden farksız kılmıştı. Gece, Aras için sadece bir "eşya" gibiydi; orada olması gerekiyordu çünkü Aras öyle emretmişti, ama varlığının hiçbir önemi yoktu.
"Aras Bey gerçekten inanılmaz bir enerjiniz var," dedi sarışın olan model, elindeki kadehi Aras’ınkine tokuştururken. "Sizinle çalışmak bir rüya olmalı."
Aras, kadının gözlerinin içine bakarak gülümsedi. "Çalışmak benimle zordur tatlım," dedi sesi tüm salonda yankılanırken. "Ama eğlenmeyi bildiğin sürece, dünyayı ayaklarının altına serebilirim."
Gece, duyduğu bu sözlerle elindeki kalemi öyle bir sıktı ki parmak boğumları bembeyaz oldu. "Eğlenmeyi bilmek..." diye düşündü. Kendisi Aras için sadece bir sorun, bir güvenlik açığı ve terbiye edilmesi gereken bir asistandı. Bu kadınlar ise onun o parıltılı dünyasının süsleriydi. İçindeki o saf kıskançlık, bir zehir gibi kanına karışmaya başladı. Aras’tan nefret etmek istiyordu ama o neşeli halindeki o yıkılmaz güç, Gece’yi daha da derin bir hayranlığa sürüklüyordu. Aras’ın o kadınlardan birinin belini hafifçe kavraması, Gece’nin nefesini kesti. Dün gece o eller kendisini sarsmıştı, şimdi ise başka bir teni ödüllendiriyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, Aras bir ara lavaboya gitmek için masadan ayrıldı. Gece, fırsat bu fırsat diyerek balkona, serin havaya çıktı. İstanbul’un ışıkları aşağıda parlıyordu ama Gece’nin içindeki karanlık her şeyden daha yoğundu. Tam o sırada arkasında bir hareket hissetti.
"Manzara güzel, değil mi?"
Gelen Aras’tı. Ama yüzündeki o neşeli maske, Gece ile baş başa kaldığı anda çatlamıştı. Sesi yine o asabi, emir kipiyle dolu tona bürünmüştü. "Neden buradasın? Masada olman gerekiyordu."
Gece, arkasına dönmeden cevap verdi. "Orada olmamın bir önemi yok ki efendim. Zaten yokmuşum gibi davranıyorsunuz. Modellerinizle gayet iyi vakit geçiriyorsunuz."
Aras, Gece’nin yanına gelip balkonun korkuluklarına yaslandı. Aralarındaki mesafe azaldığında, Gece adamın üzerine sinen o kadın parfümlerini duydu. Bu koku onu daha da mahvetti. "Kıskançlık sana yakışmıyor Aksoy," dedi Aras alaycı bir tavırla. "Sen benim asistanımsın. Orada durup notlarını almalı ve benim prestijimi temsil etmelisin. Senin duygusal krizlerinle ilgilenecek vaktim yok."
"Duygusal kriz değil bu!" diye çıkıştı Gece, sesi titreyerek. "Beni bir kafese hapsediyorsunuz, sonra da gözümün önünde başka hayatlar yaşıyorsunuz. Ben sizin oyuncağınız değilim."
Aras aniden Gece’nin üzerine yürüdü ve onu balkonun duvarına yasladı. Gözleri öfkeyle parlıyordu. "Sen benim neyim olduğuna henüz karar vermedin Gece," dedi, sesi bir fısıltı gibiydi ama etkisi bir çığlık kadar ağırdı. "Ama şunu bil; o masadaki kadınlar benim için sadece birer vitrin. Sen ise..." Duraksadı. Elini Gece’nin boynundaki kolyeye götürdü ve kolyeyi hafifçe sıktı. "Sen ise benim gerçekliğimsin. Ve gerçeklik her zaman can yakar. Şimdi içeri gir, o yüzündeki bu zavallı ifadeyi sil ve lansman planlarını tamamla. Bir kez daha seni böyle bir halde görürsem, o çok sevdiğin özgürlüğünü tamamen unutursun."
Aras arkasını dönüp odaya girdiğinde, saniyeler içinde yine o "sosyal dev" maskesini taktı. Gece, balkondan içeri baktığında Aras’ın tekrar modellerin arasına daldığını, birine kahkaha atarak bir şeyler anlattığını gördü. Sanki az önce balkonda o gergin anı yaşayan adam o değildi.
Gece, masasına dönmek yerine çantasını alıp tuvalete gitti. Aynaya baktı. Gözleri dolmuştu. Tam o sırada, tuvalet masasının üzerinde duran küçük bir ruj kutusu dikkatini çekti. Bu onun ruju değildi. Kutuyu açtığında içinden bir not çıktı.
Yazı, o her şeyi bilen, o ürkütücü el yazısıydı:
"Onun kahkahaları seni paramparça ediyor, hissediyorum. Başka tenlere dokunuşunu izlemek, ruhuna atılan birer dikiş gibi... O seninle sadece bir eşya gibi oynuyor Gece. Bak, seni bir köşeye attı ve neşesine bakıyor. Oysa ben... Ben o kalabalığın içinde bile sadece seni izliyorum. O sahte modellerin arasında kaybolan Aras’ın aksine, ben senin her gözyaşını sayıyorum. Aras seni reddediyor, seni aşağılıyor. Ama ben seni kutsuyorum. Yarın sabah ofisindeki çekmecene bak. Sana Aras’ın asla veremeyeceği bir şey bıraktım. Seçimini yapma vaktin yaklaşıyor; ya onun sahte neşesinde yok olacaksın, ya da benim gerçek karanlığımda yeniden doğacaksın."
Gece, notu klozete atıp üzerine su döktü. İçeri döndüğünde Aras, modellerden birine sarılmış, mekandan çıkıyordu. Gece’ye bir kez bile bakmadan, "Geliyorsun Aksoy," dedi sadece.
Gece, Aras’ın arkasından yürürken bir şeyi fark etti. Aras’ın bu umursamazlığı, bu kadınlara olan ilgisi, aslında Gece’yi ona daha çok bağlıyordu. Onu kaybetme korkusu, ondan nefret etme arzusunun önüne geçmişti. Aras’ın asabiyeti ve diktatörlüğü, bu kıskançlıkla birleşince Gece için kaçış imkansız bir hale gelmişti.
Araba hareket ettiğinde, Aras yanındaki koltukta telefonuna bakıyordu. Gece ise camdan dışarı bakarken, dikiz aynasında bir motosikletlinin onları takip ettiğini gördü. Motosikletli, kaskının vizörünü kaldırmıştı. Gece, bir an için o gözleri gördüğünü sandı. Aras’a söylemek istedi ama Aras’ın o asabi ve soğuk yüzüne bakınca vazgeçti.
Gece o gece yatağına girdiğinde, Aras’ın kahkahasını ve takipçinin "Seni izliyorum" diyen notunu aynı anda düşündü. İki ucu keskin bir bıçağın tam ortasında yürüyordu ve her adımda canı daha çok yanıyordu.