Ertesi sabah Gece, üzerinde kurşun geçirmez bir zırh varmışçasına holdingin koridorlarında yürüyordu. Bu zırh, duygularından arındırılmış, somurtkan ve aşırı mesafeli yeni kişiliğiydi. Dün gece mutfak tezgahında bulduğu o gümüş anahtarı çantasının en dibine saklamıştı. Aras’ın kopardığı kurdelenin hatırasını o anahtarla gömmüştü. Artık ne takipçinin gizemli oyunlarına heyecan duyuyordu ne de Aras’ın o sahte, parıltılı dünyasına özeniyordu. O, sadece işini yapan bir gölgeydi artık.
Ofise girdiğinde Aras’ın odasının kapısının ardına kadar açık olduğunu gördü. Aras, masasının başında biriken evraklara bir düşmana saldırır gibi imza atıyordu. Gece, masasına geçip çantasını bıraktı, bilgisayarını açtı. Aras’ın varlığını görmezden gelmek, onun için artık bir refleks haline gelmişti.
"Aksoy, içeri gel!"
Aras’ın sesi, boş ofiste bir patlama gibi yankılandı. Sesi her zamankinden daha pürüzlü, daha asabiydi. Gece, yüzündeki o donuk ifadeyi bozmadan, elinde not defteriyle içeri girdi. Kapının önünde durdu, bir adım bile yaklaşmadı.
"Buyurun efendim," dedi, sesi bir yapay zeka kadar mekanikti.
Aras, kalemi masaya fırlatıp arkasına yaslandı. Gözleri Gece’nin üzerinde hırsla gezindi. Gece’nin boynundaki o gümüş kolyeye baktı; kolye oradaydı ama Gece’nin ruhu orada değildi. "Dünkü toplantı tutanakları nerede? Neden hala masama gelmedi?"
"Tutanaklar sabah saat sekiz otuzda masanıza bırakıldı efendim. İmzalanacaklar klasörünün mavi bölmesinde," dedi Gece, bir milim bile kımıldamadan.
Aras, hışımla klasörü açtı. Tutanaklar tam da dediği yerdeydi. Kusursuzca yazılmış, tek bir yazım hatası bile olmayan, her detayı titizlikle işlenmiş sayfalar... Aras, bir hata bulup bağırmak, Gece’yi o buzdan kulesinden aşağı çekmek istiyordu ama Gece ona bu şansı vermiyordu.
"Bana bak Gece," dedi Aras, sesi iyice alçalarak. Masanın üzerinden ona doğru eğildi. "Bu somurtkan yüzün, bu robotik sesin... Sabrımı sınıyorsun. Dün geceki o modeller, o kahkahalar... Seni bu kadar mı yaraladı? Eğer öyleyse, gel ve yüzüme bağır. Ama böyle hayalet gibi dolaşma."
Gece, gözlerini Aras’ın gözlerine dikti. Hiçbir şey hissetmiyormuş gibi bakıyordu. "Yaralanmak için bir bağın olması gerekir efendim. Bizim aramızdaki tek bağ iş sözleşmesi. Sizin özel hayatınız ya da sosyal maskeleriniz beni ilgilendirmiyor. Ben sadece işimi yapıyorum. Başka bir emriniz yoksa raporlara dönmem gerekiyor."
Aras’ın çenesi kasıldı. Masanın üzerindeki ağır kristal kül tablasını sıktı; parmak boğumları bembeyaz oldu. "İşin öyle mi?" diye kükredi aniden ayağa kalkarak. "Senin işin benim her anımda yanımda olmak! Ama sen şu an burada değilsin. Sadece bedenin burada, ruhun nerede Gece? O her şeyi gören, her yere sızan adamın yanında mı?"
Gece, bu suçlama karşısında bile istifini bozmadı. "Ruhum, sizin ulaşamayacağınız bir yerde efendim. Müsaadenizle."
Gece arkasını dönüp çıkarken, Aras arkasından bağırdı: "Kaçamazsın! Bu sessizlikle beni cezalandıramazsın!"
Gün boyu süren bu gerginlik, ofisteki havayı solunmaz hale getirmişti. Aras, Gece’yi konuşturmak, ondan bir tepki almak için her yolu deniyordu. En basit dosyalar için onu on kez yanına çağırıyor, anlamsız düzeltmeler istiyor, asabi tavırlarıyla personeli haşlıyordu. Ama Gece, her seferinde aynı donuk suratla ve "Anlaşıldı efendim," cevabıyla karşısına çıkıyordu. Aras, Gece’nin bu sessiz direnişi karşısında adeta kendi içinde bir savaşa girmişti. Bir aslanın, karşısında hareketsiz duran bir kurbanı nasıl parçalayacağını bilememesi gibiydi bu durum.
Öğleden sonra büyük bir kriz çıktı. Holdingin lojistik ağında ciddi bir aksama olduğu haberi geldi. Aras, bu krizi bahane ederek tüm hırsını Gece’den çıkarmaya çalıştı. "Bu tablo neden eksik! Senin dikkatsizliğin yüzünden milyonlarca dolar kaybediyoruz!" diye bağırdı tüm ofisin ortasında.
Gece, sakin bir şekilde yanına gitti. "Efendim, o tablo eksik değil. Üçüncü sayfadaki ek raporu incelemediniz sanırım. Orada tüm veriler mevcut."
Aras, raporu elinden kaptı. Gece haklıydı. O an Aras’ın gözlerinde bir yenilgi, bir hüsran belirdi. Gece’nin bu hatasızlığı, Aras’ın öfkesini besleyecek hiçbir malzeme vermiyordu. Aras, raporu buruşturup yere attı. "Çık dışarı! Herkes çıksın dışarı!"
Ofis boşaldığında Aras, Gece’nin çalışma alanına girdi. Gece hala bilgisayar başındaydı. Aras, bilgisayarın ekranını sertçe kapattı. Gece, yavaşça başını kaldırdı. Aras’ın yüzü Gece’ninkine çok yakındı. Gözlerinde bir çaresizlik ve kontrolsüz bir arzu birleşmişti.
"Bana neden böyle yapıyorsun?" diye fısıldadı Aras. Bu kez asabiyeti, yerini kırılgan bir öfkeye bırakmıştı. "Neden benden bu kadar uzağa gittin?"
Gece, Aras’ın o sıcak nefesini yüzünde hissetse de kalbinin atışını hızlandırmadı. "Siz öyle istediniz Aras Bey," dedi buz gibi bir sesle. "Beni gölgenize hapsettiniz, sonra da başkalarının ışığında parladınız. Ben sadece gölgenin içinde olmayı öğrendim. Sessizce ve görünmez bir şekilde."
Aras, elini Gece’nin yüzüne uzattı ama tam dokunacakken Gece geri çekildi. "Lütfen efendim. İş saatindeyiz."
Aras, elini havada bıraktı. O an holdingin en güçlü adamı, kendi asistanı karşısında küçük düştüğünü hissetti. "Yarın..." dedi Aras, sesi titreyerek. "Yarın o lansman hazırlıkları için erkenden otelde olacağız. Orada maske takmana izin vermeyeceğim Gece. O buzdan duvarlarını bizzat ben yıkacağım."
Gece, çantasını topladı. "Yarın sekizde otelde olacağım efendim. İyi akşamlar."
Holdingden çıktığında Gece, içinde garip bir tatmin duygusu hissetti. Aras’ı kendi silahıyla, yani duygusuzlukla vurmak ona iyi gelmişti. Ama apartmanının önüne geldiğinde, bu zafer hissi kısa sürdü.
Binanın girişindeki posta kutusunun üzerinde bir şey duruyordu. Küçük, siyah bir zarf... Ve zarfın içine iğnelenmiş, dün gece Aras’ın kopardığı o siyah kurdelenin bir parçası...
Üzerindeki notta sadece şu yazıyordu:
"Sessizliğin bir kalkan değil, bir davetiyedir Gece. O seni duymuyor, o sadece senin itaatini istiyor. Ama ben... ben senin o sessiz çığlıklarını bile kaydediyorum. Gümüş anahtar sende kalsın. Kapıyı açma vaktin yaklaşıyor. Aras senin duvarlarını yıkmaya çalışırken, ben o duvarların içindeki boşluğa yerleşeceğim."
Gece, kurdele parçasını elinde sıktı. Aras’ın asabiyeti ve kendisini ezip geçmeye çalışan otoritesi ile bu gizli takipçinin her geçen gün daralan çemberi arasında sıkışmıştı. Yarınki lansman hazırlığı, sadece bir iş görevi olmayacaktı. Aras’ın o sahte kahkahaları ile Gece’nin sessizliği arasında büyük bir patlama yaşanacaktı.
Gece o gece dairesinde, Aras’ın o asabi yüzünü ve elindeki siyah kurdele parçasını düşünerek koltuğunda uyuyakaldı. Soğuk savaşın en sert cephesi, yarın o lüks otelin salonlarında kurulacaktı.