Lansman hazırlıkları için gidilen o lüks otelin balo salonu, henüz tamamlanmamış dekorasyon parçaları ve koşturan görevlilerle doluydu. Aras, her zamanki gibi bir fırtına gibi etrafa emirler yağdırıyor, ışıklandırmadan ses sistemine kadar her detayı asabi bir titizlikle kontrol ediyordu. Gece ise elinde tabletiyle, Aras’ın birkaç adım gerisinde, bir gölge gibi somurtkan ve sessizce duruyordu. Aras ne kadar gürültülü ve baskınsa, Gece o kadar dilsiz ve donuktu. Bu sessizlik, Aras’ın ensesindeki tüyleri diken diken eden bir sessizlikti.
Akşam saatlerine doğru, salon boşalmaya başladığında Aras aniden durdu. Terlemişti, gömleğinin üst iki düğmesini açmış, kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Gece’ye dönmeden, "Üst kattaki suit odaya gel. İhale belgelerinin son kopyalarını orada karşılaştıracağız," dedi. Sesi o kadar alçak ve pürüzlüydü ki, Gece bir an duraksadı ama itiraz etmedi. Sadece başını hafifçe eğip asansörlere yöneldi.
Suit odanın kapısı Gece’nin arkasından kapandığında, odadaki sessizlik balo salonundakinden çok daha ağırdı. Aras, pencerenin önünde şehre bakıyordu. Gece masaya yaklaşıp dosyaları açmaya başladığında, Aras’ın adımlarını arkasında hissetti. Bir hışırtı, sert bir nefes ve sonra her şey saniyeler içinde oldu.
Aras, Gece’nin kolunu kavrayıp onu tek bir hamleyle döndürdü ve odanın soğuk duvarına yasladı. Gece’nin sırtı sert duvarla Aras’ın taş gibi göğsü arasında sıkıştığında, elindeki tablet halıya düştü. Aras, iki elini Gece’nin başının yanına, duvara dayadı. Gözleri alev alev yanıyordu; bu, ofisteki o kontrollü asabiyetin çok ötesinde, vahşi bir öfke ve dizginlenemeyen bir arzuydu.
"Bana bak!" diye tısladı Aras. Yüzü Gece’nin yüzüne o kadar yakındı ki, Gece onun öfkeden titreyen çenesini görebiliyordu. "Bu sessizlik oyunu... Bu somurtkan maske... Bitti Gece. Beni duymuyor musun? Ben bitti diyorsam, biter!"
Gece, gözlerini Aras’ın gözlerinden kaçırmaya çalıştı ama Aras, sağ elini duvardan çekip Gece’nin çenesini parmaklarının arasına aldı ve onu kendine bakmaya zorladı. "Benden kaçabileceğini mi sanıyorsun? O duvarları ördüğünde benim dışarıda kalacağımı mı düşündün?"
Aras’ın parmakları Gece’nin çenesinden aşağı, boynuna doğru kaydı. Başparmağı, Gece’nin o narin boynundaki şah damarının üzerinde yavaşça gezindi. Gece’nin nabzının nasıl deli gibi attığını, derisinin altındaki o korku dolu hayatın nasıl hızlandığını hissediyordu. Aras, elini Gece’nin boynunda yukarı aşağı hareket ettirirken sesi bir celladın son hükmü gibi odaya yayıldı:
"Şunu o küçük aklına kazı Gece... Sen bu hayatta neyi seçersen seç, neye inanırsan inan... Ben istediğim sürece sen benimsin. Benim gölgemdesin, benim mülkümdesin. Senin o sessizliğin bile bana ait!"
Aras, iyice öne eğildi. Gece’nin burnu Aras’ın burnuna değiyordu. Aras, dudaklarını Gece’nin titreyen dudaklarına değecek kadar yaklaştırdı ama öpmedi. O milimetrelik mesafede bıraktı teması. Bu, bir öpücüktü değil, bir mühürleme çabasıydı. Gece, nefes almayı unuttu. Aras’ın o ağır, erkeksi kokusu ve tenindeki o yakıcı sıcaklık, Gece’nin tüm buzlarını eritiyordu. Somurtkanlığı, profesyonelliği, o sessiz direnişi... Hepsi o saniyede paramparça oldu.
"Seni mahvetmeme izin verme," diye fısıldadı Aras, dudakları Gece’nin dudaklarını her kelimede hafifçe sıyırırken. "Seni o karanlık adamın, o meçhul elin kucağına bırakmam. Sen sadece benim karşımda böyle titreyebilirsin. Sadece benim karşımda bu kadar çaresiz kalabilirsin."
Aras, elini Gece’nin saçlarının arasından ensesine kaydırıp onu kendine daha da bastırdı. Gece, bir anlığına ellerini Aras’ın göğsüne koydu; onu itmek mi istiyordu yoksa ona daha çok mu sığınmak, belli değildi. Aras, Gece’nin boynunu, tam şah damarının olduğu yeri hafifçe kokladı ve sonra hırsla geri çekildi.
Gece, duvara yaslı bir halde nefes nefese kalmıştı. Aras ise sanki hiçbir şey olmamış gibi, ceketini koltuğun üzerinden aldı. "Dosyaları kontrol et ve bir saat içinde aşağı in," dedi. Sesi yine o buz gibi profesyonel tonuna dönmüştü ama elleri hala hafifçe titriyordu.
Aras odadan çıktığında, Gece olduğu yere yığılır gibi oturdu. Boynunda Aras’ın parmaklarının sıcaklığı hala duruyordu. O "Sen benimsin" sözü, bir kor gibi ruhuna işlemişti. Aras onu sadece bir asistan olarak değil, nefes alan bir mülk olarak görüyordu. Ve Gece, dehşetle fark etti ki; bu mülkiyetçi karanlık, onun ruhunda sakladığı en derin, en tehlikeli boşluğu dolduruyordu.
Gece, titreyen elleriyle kolyeyi düzeltti. Aynaya baktığında, boynunda Aras’ın parmak izlerinin hayali kızıllığını gördü. Somurtmaya çalıştı ama başaramadı. Korku, hayranlık ve o kaçınılmaz teslimiyet duygusu birbirine karışmıştı.
O akşam otelden çıkarken, takipçinin o gümüş anahtarı çantasında ağırlaştı. Aras ona "Benimsin" demişti. Takipçi ise "Kapıyı açma vaktin yaklaşıyor" diyordu. Gece, iki devasa ateşin arasında kalmıştı ve hangisinin onu daha önce küle çevireceğini bilmiyordu. Ama Aras’ın o duvardaki baskısı, Gece’nin artık geri dönülemez bir yola girdiğinin en büyük kanıtıydı.