Küllerin Altındaki Yangın

862 Words
​Dışarıda rüzgar, zeytin ağaçlarının dallarını döverken, taş evin içindeki şöminenin kızıl alevleri duvarlarda devasa gölgeler yaratıyordu. Zaman, bu dört duvarın arasında hükmünü yitirmişti. Aras’ın başı Gece’nin dizlerindeydi; beş yıllık bir yorgunluğun, uykusuzluğun ve bitmek bilmeyen o içsel savaşın ardından teslim olmuş bir savaşçı gibiydi. Gece, parmaklarını Aras’ın saçlarının arasında gezdirirken, parmak uçlarında hissettiği her telin aslında Aras’ın hayatındaki bir düğüm olduğunu düşünüyordu. ​Londra’daki o steril, mesafeli hayatından buraya, bu loş ışıklı, rutubet ve odun kokan köhne odaya nasıl savrulduğunu sorguladı bir an. Uçakta Aras’ı yok etmeye yemin etmiş o buz kraliçesi, şimdi kendi elleriyle o buzu eritiyordu. Aras’ın alnındaki o derin çizgiye dokundu. Aras uykusunda hafifçe kıpırdandı, bir şeyler mırıldandı; belki bir özür, belki de Gece’nin adını... O an Gece, Aras’ın sadece bir "güç odağı" olmadığını, aslında sevilmeyi bilmeyen, sevmeye çalıştıkça kıran ve kırılan bir enkaz olduğunu iliklerine kadar hissetti. ​Gece’nin eli Aras’ın boynuna, oradan omuzlarına indi. Kazağının üzerinden bile Aras’ın vücudunun ne kadar gergin olduğunu hissedebiliyordu. Bu adam, uykusunda bile tetikteydi. Gece, eğilip Aras’ın şakağına dudaklarını yaklaştırdı ama dokunmadı. Sadece sıcaklığını hissetmesini istedi. İçindeki o sihirli çekim, mantığının sesini çoktan boğmuştu. ​Uyanış ve Teslimiyet ​Şömineden sıçrayan bir çıtırtı sessizliği bozduğunda, Aras bir anda sıçrayarak gözlerini açtı. Nabzı hızlanmış, bakışları bir anlık panikle etrafı sarmıştı. Alışkanlık gereği hemen doğrulup ceketine uzanmak, o "yenilmez Aras Karadağ" zırhını kuşanmak istedi. Ama Gece, buna izin vermeyecek kadar yakındaydı. ​Gece, kollarını Aras’ın boynuna öyle bir doladı ki, Aras’ın kaçacak hiçbir yeri kalmadı. Aras şaşkınlık ve şaşkınlığın getirdiği bir arzuyla donup kalmıştı. Gece, onu kendine doğru çekerken göğüsleri birbirine değiyor, her nefes alışlarında birbirlerinin ciğerlerini dolduruyorlardı. ​"Şşş... Sakin ol," diye fısıldadı Gece. Sesi, en kaliteli şarabın damaktaki tortusu kadar ağır ve etkileyiciydi. "Dünya bitti Aras. Holdingin kapıları kapandı, korumaların gitti. Sadece sen ve ben kaldık. Ve sen, artık sadece bensin." ​Aras’ın elleri Gece’nin belinde asılı kaldı, sonra bir teslimiyet bayrağı gibi Gece’nin ipek sabahlığının üzerine kapandı. "Gece... Yapma," diye inledi Aras. Sesi, bir adamın en derininden kopup gelen o çaresiz itiraftı. "Eğer şimdi durmazsan, bir daha seni bırakamam. Seni yine o karanlığa çekerim, biliyorsun." ​Gece, cevap vermek yerine dudaklarını Aras’ın boyun çukuruna bastırdı. Tenindeki o erkeksi, odunsu ve hafif tütünlü koku Gece’nin başını döndürüyordu. Dudaklarını Aras’ın şah damarının üzerinde gezdirdi; kalbinin her vuruşunu kendi dudaklarında hissediyordu. Bu, bir kadının bir adama uygulayabileceği en tatlı işkenceydi. ​"Bırakma zaten," dedi Gece. Dudakları Aras’ın tenini yakarken, sesi bir büyü gibi odaya yayıldı. "Beni karanlığa çekemezsin Aras, çünkü ben artık o karanlığın kendisiyim. Şimdi asıl esir sensin. Beş yıl boyunca beni her gün hapseden sendin, şimdi bu odada, bu yatakta, bu nefeste... Gardiyanın benim." ​Tutkunun Dansı ​Aras, daha fazla direnemedi. İçindeki o bastırılmış volkan patladı ve Gece’yi kollarının arasına alıp sedirin üzerine yatırdı. Hareketleri bir an hırçın, bir an ise Gece’yi inciteceğinden korkan bir hassasiyetle doluydu. Aras, Gece’nin üzerine eğildiğinde gözlerinde sadece arzu değil, beş yıllık bir açlık ve sonsuz bir özlem vardı. ​Gece, Aras’ın kazağının altına ellerini soktuğunda, parmakları Aras’ın sıcak ve pürüzsüz teninde bir keşif gezisine çıktı. Aras’ın sırtındaki kasların her dokunuşuyla gerilmesi, Gece’ye tarif edilemez bir güç hissi veriyordu. Artık stajyer olan, emir alan, gölgede kalan Gece yoktu; Aras’ın her nefesini kontrol eden, onu bir kukla gibi kendine çeken bir kadın vardı. ​Aras, Gece’nin boynundan omuzlarına doğru yakıcı öpücükler bırakırken, "Beni mahvediyorsun," diye mırıldandı sesi boğularak. "Beni böyle zayıf bırakma Gece..." ​Gece, Aras’ın yüzünü ellerinin arasına aldı. Parmak başparmaklarıyla Aras’ın dudaklarını okşadı. "Zayıf değilsin Aras," dedi gözlerinin içine en derin yeşiliyle bakarak. "Sadece ilk kez insansın. Ve ben o insanı, o Karadağ imparatorluğundan daha çok sevdim." ​Dudakları birleştiğinde, bu sadece fiziksel bir öpücük değildi; beş yıllık bir savaşın barış antlaşması, dökülen tüm gözyaşlarının telafisiydi. Öpüşleri sertleşti, dilleri birbirine dolandı. Aras’ın dudaklarında Gece’nin beş yıllık intikamının tadı vardı; Gece’nin dudaklarında ise Aras’ın bitmek bilmeyen saplantısının sıcaklığı. ​Aras, Gece’nin sabahlığının kuşağını yavaşça çözdüğünde, ten tene değdi. O an oda daha da ısındı, şöminedeki közler bile bu tutku karşısında sönük kaldı. Gece, Aras’ın çıplak göğsüne başını yasladığında, Aras’ın kalbinin dev bir davul gibi çaldığını duyabiliyordu. Aras onu o kadar sıkı tutuyordu ki, sanki biraz bıraksa Gece yine Londra’ya, sislerin arasına karışıp gidecekti. ​Esaretin Tadı ​Gece, Aras’ın boynuna sarılıyken, kulağına doğru yeniden o yakıcı cümleyi fısıldadı: "Artık benimsin Aras. Benim mülkümsün. Benim mahkûmumsun. Ve inan bana, benim hapishanem senin o sığınağından çok daha dar ve çok daha yakıcı." ​Aras, Gece’nin bu sözleriyle birlikte onu yatağa daha da bastırdı. Bu bir savaştı; kazananı olmayan, her iki tarafın da mağlubiyetten zevk aldığı bir savaş. Aras, Gece’nin teninin her kıvrımında kendi imzasını ararken, Gece de Aras’ın ruhuna kendi mührünü basıyordu. ​O gece, o eski köy evinde, Karadağ Holding’in CEO’su öldü; Nova Danışmanlık’ın başarılı patronu yok oldu. Geriye sadece, birbirinin canını yakmadan sevmeyi bilmeyen, ama birbirinden başka nefes alacak yeri olmayan iki yaralı insan kaldı. Gece, Aras’ın saçlarını okşarken son bir kez düşündü: Londra’dan gelirken planım seni bitirmekti Aras... Ama seni kendime mahkûm ederek bitirmek, hayal ettiğimden çok daha tatlıymış. ​Şafak sökerken, Aras hala Gece’nin göğsünde uyuyordu. Gece ise uyanıktı. Aras’ın bileğine, dünkü o gümüş anahtarlığın hayali bir pranga gibi dolandığını görüyordu. Aras gerçekten esirdi. Ama bu esaretin anahtarı, Gece’nin artık merhametle çarpan kalbindeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD