Köy evinin taş duvarları arasından süzülen sabahın gri ışığı, şöminenin küllerine vuruyordu. Gece, Aras’ın göğsünde uyandığında, hayatında ilk kez zamanın durmasını diledi. Ancak komodinin üzerinde titreyen telefonu, gerçek dünyanın bu küçük cennete sızmak için sabırsızlandığının kanıtıydı.
Gece, yavaşça yerinden kalktı. Aras hala o derin, teslim olmuş uykusundaydı. Telefonu eline aldığında ekranın cevapsız çağrılar ve mesajlarla dolup taştığını gördü. Emir (14 Cevapsız Çağrı), Hukuk Müşavirliği (6 Mesaj), Yönetim Kurulu (Acil Notlar)...
Mesajların içeriği ağırdı: "Gece Hanım, Karadağ Holding’e dair hazırladığımız dosya sızdırılmış olabilir, ofis önünde basın var, acil dönmeniz lazım."
Gece, derin bir iç çekti. Gitmek istemiyordu. Şu an, bu eski evin içinde, Aras’ın düzenli nefes alışlarını dinlemekten başka hiçbir şey yapmak istemiyordu. Ama biliyordu ki; eğer şimdi gitmezse, Londra’dan buraya kadar inşa ettiği her şey bir kumdan kale gibi çökecekti. Bu gitmek zorunluluğu, kalbine batan bir iğne gibiydi; isteyerek değil, mecburiyetin o soğuk pençesiyle atılan bir adımdı.
Tam kapıya yönelecekken, arkasında bir hareket hissetti. Aras uyanmıştı. Ama o her sabahki enerjik, emirler yağdıran, çevresini kontrol etmeye çalışan Aras yoktu. Aras, yatağın içinde doğruldu, ellerini dizlerine koydu ve sadece Gece’ye baktı.
Aras’ın Yeni Hali
Aras’ın bakışlarında ilk kez bir "sükunet" vardı. O hep alışık olduğumuz gürültülü kahkahaları, o mülkiyetçi çıkışları, "Ben Karadağ'ım" diyen o kibri sanki o gece o şöminede yanıp kül olmuştu. Daha suskun, daha düşünceliydi. Bakışları Gece’nin üzerinde gezerken sanki bir kadına değil, hayatının tek gerçeğine bakıyordu.
"Gitmen gerekiyor, değil mi?" dedi Aras. Sesi, sabaha karşı dökülen son yapraklar kadar hüzünlü ama bir o kadar da kabullenmişti.
"Mecburum Aras," dedi Gece, telefonunu çantasına atarken. "İstanbul çalkalanıyor. Eğer orada olmazsam, ikimizi de bu evin içine gömerler."
Aras yavaşça ayağa kalktı. Üzerindeki hırkayı düzeltti. Eskiden olsa Gece’nin bileğini kavrar, "Hiçbir yere gitmiyorsun" diye bağırırdı. Şimdi ise sadece aradaki mesafeyi koruyarak durdu. "Ben de döneceğim," dedi sakince. "Ama holdinge değil. Önce kendi içimdeki o harabeyi temizlemeye gideceğim. Merak etme Gece, senin kurduğun o dünyayı yıkmayacağım. Sadece o dünyanın içinde sana nasıl yer açabilirim, onu düşüneceğim."
Dönüş Yolu: İki Yabancı, Tek Kader
İstanbul’a dönüş yolunda her ikisi de kendi araçlarındaydı ama zihinleri o taş evde kalmıştı. Aras, şoför koltuğunda direksiyonu sıkarken dikiz aynasından arkasındaki ormana bakıyordu. Kendi kendine gülümsedi; hayatı boyunca hiç bu kadar "kontrolsüz" ama hiç bu kadar da "huzurlu" hissetmemişti.
Gece ise arka koltukta Emir’in bitmek bilmeyen raporlarını dinlerken dışarıyı izliyordu. Emir heyecanla anlatıyordu: "Gece Hanım, Aras Karadağ’ın kayboluşu borsayı sarstı, bu bizim için büyük fırsat..."
Gece, camın yansımasından Emir’e baktı. "Sussana Emir," dedi fısıltıyla. Emir şaşkınlıkla sustu. Gece, parmaklarını dün gece Aras’ın dokunduğu boynunda gezdirdi. "Fırsat falan yok. Sadece bir adam var. Ve o adam, sizin sandığınız o canavar değil."
İstanbul – Karadağ Plaza
Aras binaya girdiğinde, lobideki herkes buz kesti. Herkes bir fırtına bekliyordu; Aras’ın kapıları çarpmasını, bağırıp çağırmasını, güvenliği fırçalamasını... Ama Aras, asansöre binerken sadece güvenliğe hafifçe başıyla selam verdi. Odasına girdiğinde, masasının üzerindeki o devasa "CEO" isimliğini yavaşça çekmeceye koydu.
Pencerenin önüne geçti, elleri ceplerinde İstanbul’u izlemeye başladı. Murat içeri girdiğinde Aras arkasını dönmedi.
"Efendim, her yer yıkılıyor. Basın, rakipler, Nova Danışmanlık..."
"Bırak yıkılsın Murat," dedi Aras. Sesi o kadar kontrollü ve derindeydi ki, Murat efendisinin aklını kaçırdığını sandı. "Yıkılan her şey, daha sağlam bir temel için yer açar. Şimdi bana Gece Aksoy’un bugünkü programını getir. Ama gizlice değil. Resmen."
Aras artık eski Aras değildi. O, Gece'nin dizlerinde bir geceliğine "ölmüş", sabahında ise Gece'nin esareti altında yeniden doğmuş bir adamdı. Artık taktikleri silahlar veya paralar değil; Gece'nin ruhuna dokunan o sessiz ve kontrollü sabrı olacaktı.