Ateş elinde sepetle odaya girdiğinde, Hazel yastıklara gömülmüş bekliyordu. Onu görünce küçük bir çığlık attı: “Gerçekten buldun mu?!” “Bulduk, ama komşunun bahçesine hırsız gibi girdim. Yarın bu köyde beni diline dolamayan kalmaz.” Hazel çilekleri avuçladı, bir tanesini burnuna götürüp kokladı. “İşte bu! Benim canımın tam aradığı buymuş!” “Hazel, senin canın mı… ruhun mu… yoksa canavarlığın mı istiyor bu çileği, ben anlamadım artık.” Hazel dudaklarının kenarına bir çilek yapıştırıp gülümsedi. “Bu evde ben iki kişiyim. O yüzden iki kat kıymetim var. Bu da demek oluyor ki… yarın sabah limonlu kek siparişim var. Ama kocam yapsın,” dedi. Ateş yatağın kenarına oturup başını iki elinin arasına aldı. “Yeminle doktorluğu bırakıp aşçı olacağım. Yeter ki sen iyi ol.” Hazel çilekleri yerken o

