Meso Ağa sabah kahvesini konağın taş avlusunda içiyordu. Önünde genişçe açılmış bir gazete, dudaklarının kenarında yarım bir tespih duası… Ama ne gazetedeki haberler ilgisini çekiyordu, ne de tespih çekişi tamamdı. Aklı bir süredir huzursuzdu. Dönüp duran rüzgâr gibi, içinden bir şey geçiyordu ama adını koyamıyordu. Tam o sırada, konak kapısından kahya Sabri soluk soluğa içeri girdi. “Ağam! Ağam… duydun mu?” dedi nefes nefese. Meso Ağa göz ucuyla baktı. “Ne oldu gene? Tilki mi kümese girdi?” Sabri, dizlerini kırarcasına eğilip bastonuna yaslandı. “Hazel… Ateş’in karısı… hamileymiş ağam!” Kahvenin buharı yüzüne çarparken Meso Ağa birkaç saniye dondu kaldı. Sonra yavaşça doğruldu. “Ne dedin sen?” dedi kısık ama tok bir sesle. “Gebe olmuş ağam! Torunun geliyor!” Meso Ağa elindeki finca

