2. Bölüm | İz

1189 Words
Sabah protokol saati 06:00’da başladı. Ama ben hâlâ yatağımdaydım. Sistem uyarı vermemişti. Bileğimdeki bant titreşmemiş, ışıklar yanmamıştı. Bir şey… eksikti. Ve o eksik şey bendim. Her sabah zorunlu olan Rüya Temizleme protokolüne gitmem gerekirdi. Rüyaların “zihinsel atık” olarak kabul edildiği Terra’da, sabah saatlerinde uygulanan hafif uyarıcı terapiyle düşünce sapmaları sıfırlanırdı. Ama ben gitmemiştim. Gitmemeyi tercih ettiğimi bile söyleyemezdim belki. Sadece… harekete geçememiştim. Rüyamın son cümlesi hâlâ kulağımdaydı: “Beni unuttun, Elif.” Bu cümle, sistemin hiçbir filtresiyle silinecek kadar yüzeysel değildi. Yatağımdan kalkarken kendimi suçlu gibi hissetmiyordum. Ama takip ediliyor olabileceğim düşüncesi, tenime yapışmış gibiydi. Aynaya baktığımda ekran yüzümü taradı. “Elazar – Kimlik doğrulandı.” Her şey dışarıdan bakıldığında olması gerektiği gibiydi. Ama içimde bir şeyler… olması gerektiği gibi değildi. Kendi zihnime yabancılaşmıştım. Adeta iki kişi gibiydim. Biri görevlerini yapan Elazar’dı. Diğeri, anıların arasından yeniden doğan Elif Azra. Parmaklarımı sistem paneline yerleştirdim. Görev listemde olağandışı bir şey yoktu. Ancak o an ekranın alt köşesinde gri bir satır parladı: D.A. – Tetiklenen Veri Noktası: Demir K. Gözbebeklerim büyüdü. Kalbim, bu ismin üzerine düşen bir taş gibi ağırlaştı. İçimdeki o tanıdık titreşim yeniden başladı. Demir. Sistemin yüzeyine çıkmasına asla izin vermemesi gereken bir kelime. Ama artık içimdeydi. Tıpkı bir iz gibi. Kapanmayacak kadar derin. Arel’in bakışlarını hissettiğimde ekrandan gözümü ayırdım. Ona bakmadan ayağa kalktım. “Yemekhaneye geçiyorum,” dedim. Hiçbir şey demedi. Ama gölgem gibi arkamdan yürüdü. Yemekhaneye girdiğimde steril hava filtresi kokusu ile metalik çorba kokusu birbirine karışmıştı. Sessizlik her zamanki gibi hâkimdi. Ama bu kez kulağıma çarpan fısıltılar vardı. Sol taraftaki masada üç kişi oturuyordu. Arka masaya geçmek yerine, doğrudan onların yanına oturdum. Kadın, Elvan’dı. Yanındaki iki erkek ise Cem ve Derya. Aynı vardiyada çalışmasak da sabahları veri salonuna giden koridorda birkaç kez karşılaşmıştık. Elvan genelde dik yürürdü, başı yukarıda olurdu ama göz teması kurmazdı. Cem hep sessizdi, ama gözleri çok şey anlatırdı. Derya ise sistem kurallarını fazla umursamayan, hafif sarkastik biri olarak biliniyordu. Beni görünce Elvan hafifçe başını salladı. — “Geç kaldın, Elazar,” dedi. Cümlesi hem tanıdık, hem de yabancıydı. Gülümsedim ama içimde bir şey gerildi. Daha önce hiç bu üçüyle aynı masada oturmamıştım. Bugün farklıydı. Çünkü artık farklı bakan bir ben vardı. Cem kaşığını yavaşça tabağa bırakıp sessizce konuştu: “Zihinsel sapma protokolüne alınanları gece üçte götürmüşler.” Elvan iç çekti. “Bir haftada altı kişi… Bu sayı fazla.” Derya alçak sesle mırıldandı: “Normal diye bir şey kaldı mı ki? Burası Terra. Burada ‘normal’ sadece sistemin tanımladığı şeydir.” İçimde ince bir ürperti dolaştı. Terra. O kelimeyi duymak başlı başına bir suç gibi geldi. Biz sisteme “merkez” derdik. Bu kelimeyi yüksek sesle söylemek bile protokol ihlali sayılırdı. Ama Derya bunu gülümseyerek söyledi. Sanki artık hiçbir şeyden korkmuyordu. Elvan başını bana çevirdi. “Bu sabah sen yoktun, fark ettim. Rüya temizleme protokolü… atlanmazdı.” Bir an içim buz gibi oldu. “Uyanamadım,” dedim. Derya gözlerini bana dikti. “Bazen uyanmamak, uyanmanın ilk adımıdır.” Elvan kaşığını yavaşça tabağın kenarına bıraktı. Gözleri çorbanın içinde bir şey arıyor gibiydi ama bence çok daha derine dalmıştı. “Her şeyi doğru yapıyorsan bile güvendesin sanma,” dedi sessizce. “Protokoller bazen yalnızca örtü.” Cem ona dönmeden konuştu. “Gece alınanlardan biri, Y-12’de çalışıyordu. Üç yıldır hiç uyarı almamıştı. Ama biri onu ihbar etmiş.” “Kim?” diye sordum, farkında olmadan. Hepsi aynı anda sustu. Üçü de birbirine değil, boşluğa baktı. Cevap vermediler. Bu sistemde bazı soruların cevabı olmazdı. Sadece yankısı olurdu. Derya gülümsedi. Hafifçe yana eğilerek fısıldadı: “Zihnin içini göremezler. Ama neye baktığını, kaç saniye baktığını, ne zaman iç çektiğini kaydederler.”“Yani,” dedi Elvan, “gözlerini bile dikkatli kullanmalısın. Burada göz teması, bir mesajdır.” Bu cümleye cevap veremedim. Çünkü gözlerim onlarınkinden çok daha farklı şeyler görüyordu o sabah. Bir süre kimse konuşmadı. Metal kaşıkların plastik tabaklara çarpan sesi, uzaktaki havalandırmanın uğultusuna karıştı. Sonunda Derya yeniden söze girdi. “Bize bu hayatı verdiler, ama geçmişimizi alarak. Unutman gerektiği söylenirse, unutursun. Hatırlarsan… yalnız kalırsın.” O an içimde bir şey çatladı. Ama hâlâ sessiz kalıyordum. Onlara, “Ben hatırlıyorum,” demedim. Çünkü henüz hangi tarafın ne olduğunu bilmiyordum. Elvan sessizce ayağa kalktı. Tepsisini toplarken bana döndü: “Elazar… dikkatli ol. Dikkatli olmaya başlamak, bir adım fazla düşünmektir. Sistem bunu fark eder.” Bir anlığına göz göze geldik. Gözlerinde korkuyla karışık bir teslimiyet vardı. Benim içimdeyse, yeni yeni yeşeren bir isyan. Onlar yemekhaneden ayrıldı. Ben biraz daha oturup tabağıma baktım. Çorba soğumuştu ama ellerim sıcaktı. Kalbim gibi. O sabah fark ettiğim bir şey vardı: Konuşmayanların suskunluğu değil, konuşanların cesareti izlenir. Ve ben artık sadece izlenen değil… gören olmaya başlamıştım. Yemekhane çıkışında duvarlar bir süre üstüme üstüme geliyormuş gibi hissettirdi. Aydınlatmalar sabitti, ısı dengeli… Her şey sistem onaylıydı. Ama içim? İçimdeki o kıpırtı, sabitlenemiyordu. Arel’i koridorun sonunda gördüm. Her zamanki gibi dik duruyordu ama bu kez bakışları bana değil, taban döşemelerine odaklıydı. Yaklaştım. Bir şey demedim. O da demedi. Ama yürümeye başladığında ben de arkasından gittim. Sanki sessiz bir protokol gibi, yan yana değil ardı ardına ilerledik. Veri birimine geldiğimde her şey yerli yerindeydi. Ekran önümde açıldı. Görev tanımım aynıydı: “Sektör 4B / Arşiv Güncelleme” Ama hiçbir veri, zihnimdeki rüyadan daha baskın değildi. Demir. O isim, ekranın dijital soğukluğundan çok daha sıcak, çok daha gerçekti. Ellerim ekrana dokundu. Sadece işlem yapıyormuş gibi yaptım. Zihnimde Elvan’ın sözleri dönüyordu: “Unutman gerektiği söylenirse, unutursun. Hatırlarsan… yalnız kalırsın.” Odaya döndüğümde hava kararmıştı. Loş bir ışık yastığın üzerine düşüyordu. Tavana bakarak uzandım. Gözlerimi kapatmak istemedim. Ama kapıdan gelen “bip” sesi beni yerimden sıçrattı. Görsel panelde Arel’in yüzü belirdi. “Girebilir miyim?” Şaşırdım. Bu kişisel temas sistemin hoşuna gitmezdi. Kapıyı açtım. “Bir şey mi oldu?” dedim. Odaya adım atmadan önce durdu. “Bir süre önce dosyaları tararken bir şey fark ettim. Sektör 9’daki çocukluk veri alanında seninle eşleşen bir kişi vardı.” İçim buz gibi oldu. Yutkundum. Hiçbir şey söylemedim. Arel devam etti. “Biliyorum, söylememem gerek. Ama bu… sadece görev değil. Demir ismini gördüm, Elazar.” İlk kez adımı böyle söyledi. Kayıtsız değil, insan gibi. “Neden şimdi?” dedim. Sesim titriyordu. “Çünkü sen artık sadece bakmıyorsun. Görüyorsun. Ve bunu fark ettiğimde… bir şey değişti.” Arel odanın içine doğru adım attı. “Beni de izliyorlar. Ama ben sana karşı sessiz kalamayacağım. O çocuk… belki de senin hatırlaman gereken tek şey.” Gözlerim doldu. Yutkundum. “Ben… rüyamda onu gördüm. Bana ‘Beni unuttun, Elif’ dedi.” Arel’in gözleri büyüdü. “Senin adın Elif mi?” Başımı eğdim. “Kimse bilmiyor. Bilemez. Ama sistem bilseydi… şimdi burada olmazdım.” Arel bir süre sustu. Sonra yavaşça yaklaştı. Elini kapının kenarına koydu. “Sabah seni sistem ‘rüya temizleme’ye çağıracak. Ama artık ne temizlersen temizle… içindeki sesi susturamayacaksın.” Gözlerinin içine baktım. Korkmuyordum. Sadece… hazır değildim. “Hazırım,” dedim sonunda. Arel başını salladı. “O zaman… bu gece gerçekten uyuma. Hatırla.” Kapıyı araladı, arkasına bile bakmadan çıktı. Yatağıma uzandım ama gözlerim kapanmadı. Sabah 06:00’da zorunlu çağrı bildirimini yeniden gördüm. “Rüya Temizleme – Erteleme bitti.” Ama bu kez ben bir şey söylemiştim. Sessizce ama net bir şekilde: “Ben Elazar değilim. Elif’im.” Ve bu, artık yalnızca bir düşünce değil, bir direnişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD