Tanıtım.
Tanıtım bölümü:
Depo rutubet ve ölüm kokuyordu. Kaç kişi bura getirilip işkenceye maruz bırakılmıştı belli değildi. Beton zeminin soğuğu ve kirliliği Arzum’un çıplak ayaklarından bedenine doğru tırmanıyordu. Ve şubat ayının soğuk havası insanın kanını dondurmaya yetiyordu. Elleri arkadan bağlıydı ama diğer kadınlar gibi korkmuyordu. Ağlayıp zırlamıyor, kaçmak, ellerini açmak için gözleri etrafını kolaçan etmekteydi.
Uzun bir sessizlik sonu demir kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Uzun boylu, omuzları geniş, üstünde siyah takım olan otuzlarının üzerinde bir adam içeri girdi. Arzum bu adamı istemese de tanıyordu. Ardından kapı dışarıdan tekrar kilitlendi.
Metehan Hekimoğlu. Namıdeğer Han Hekimoğlu.
Üzerindeki siyah ceket tamamen kusursuzdu. Elinde çevirdiği tesbihin sesi depodaki tek ritimdi. Ve sinirleri bozacak kadar keskindi.
Tık...
Tık...
Tık...
Sandalyeyi çekti. Tam Arzum’un dizlerinin önüne oturdu. Sandalyeye yaslandı ve gözlerini ondan ayırmadı. Tesbihi yavaşça cebine koydu. Bir sigara çıkardı. Çakmağın alevi Arzum’un yüzünde gölge saldı. Dumanı ağır ağır genç kadının yüzüne doğru üfledi.
“Üç yıl, tam üç yıl,” dedi Metehan. Sesi alçak olsa da içi evlat acısıyla yanıyordu.
“Üç yıldır çocuğumun mezar taşına baktım ben.”
Arzum yutkundu ama gözlerini kaçırmadı. Metehan'ın ona yapacaklarını düşünüyordu.
Metehan başını hafif yana eğdi.
“Konuşmayacak mısın, hemşire?”
“Ben bir şey bilmiyorum. Yanlış adamı kaçırdınız.” dedi Arzum net bir sesle. Korkmadığını göstermek istiyordu ama dizleri titriyordu. Soğuktan mı yoksa korkudan mı düşünemiyordu. Bunu gören Metehan’ın dudak kenarı belli belirsiz kıpırdadı. Zira onun namından korkmayan insan bulmak zordu. Sigaranın külünü yavaşça Arzum’un dizinin üzerine silkti. Küçük bir yanık deliği abiye elbisenin kumaşını yaktı. Arzum dişlerini sıktı. Ses çıkarmadı ve Metehan biraz daha eğildi.
“Son şansını da kaybetme bence.”
“Bilmiyorum.” dedi yine. Bir anlık sessizlik sonrası Metehan sigarayı genç kadının dizine bastırdı. Arzum’un çığlığı depoda yankılandı. Gözleri doldu.
"Benim nişanım vardı bugün."
“Kızımla benim üç yılımı çaldılar. Senin nişanın bozulmuş az kalır yanında.” dedi Metehan sesi depoda yankılandı. “Birileri bunun hesabını ödeyecek ve sen de listenin üst sıralardasın.”
Arzum acıyla kıvranırken sonunda bağırdı:
“Çek şu lanet şeyi!”
Metehan sigarayı geri çekti ama gözlerini indirmedi. "Anlatmadan sana buradan çıkış yok. Tabii anlattıkların senin buradan siyah çöp poşetine atılıp çıkarılmanı da sağlayabilir."
“Konuşacağım!” dedi sonunda. Bacağındaki yanık yüzünden göz yaşlarını tutamıyordu. Metehan geriye yaslandı.
“Geç kalmadın umarım, hemşire.”