Bölüm 5

4098 Words
YABANCI Okulun kafeteryasının en arkadaki masasında oturmuş düşmanımı izliyordum. Her öğle arasında yaptığı gibi en sakin yerlerden birine geçip tostunu yiyor. Uzaktan onu izlerken Pazar sabahı gözlerinin içine baktığım kızla karşımda oturmuş yemeğini yiyen kızın aynı kişi olduğuna şaşırıyorum. Kazanın şokuyla tam bir yırtıcı kediye dönüşmüştü. Bana bağırması gözlerinde çakan şimşekler, ondan bu kadar nefret etmesem belki de ona sahip olabilirdim. Bir yıldır attığı her adımı takip ederken onunda benden farklı olmadığını gördüm. İnsanları kandırmak konusunda ikimizde bir numaraydık. İkili hayat yaşayan, çevresindeki herkesi kandıran düzenbaz, benimde hayatımı karartmasaydı ondan hoşlanabilirdim. Kapanmamış eski hesabımızı şimdi kapatmak için gelmiştim. Onu yok etmeye hazırdım. Artık onun bu saçma hayatına bir son vermem gerekiyordu. DÖRT GÖZ Öğle yemeğimi yerken her zamanki gibi yalnızlık bana eşlik ediyordu. Bu gün Elif de yoktu. Ona iki günde bu kadar alıştığımı fark etmemiştim. Şimdi onun yokluğunu çekiyordum. Hafta sonu yaşananlar okulda hızla yayılmıştı. Herkes Mert’in burnunu kırmamı konuşurken bu durum olmayan ünüme ün katmıştı. Aslında bu olayın duyulmasına şaşırmıştım. Orada okuldan bizden başka kimse yoktu ve ben kimseye anlatmadığıma göre bunu arkadaşları yapmıştı. Onlar için tek önemli şeyin dedikodu olduğu da böylece ortaya çıkmıştı. Mert’in okula gelmemesi ise okulda konuşulanlardan haberdar olduğunu gösteriyordu. Okuldaki öğrenciler eskiden benden ezikliğim için kaçarlarken şimdi de korkularından kaçmaya başlamışlardı. Kulağıma gelen birkaç dedikodu anlamsızca gülümsememe bile sebep olmuştu. Dediklerine göre öfke sorunlarımdan dolayı insanlardan uzak duruyormuşum. Bazen kendimi kontrol edemediğimde kendime ve çevreme zarar veriyormuşum. İnsanlar her şeye bir kulp buluyordu ama böyle bir şey yaptığım için beni yargılarken neden yaptığımı kimse konuşmuyordu.  Kendi kendime omuz silkerken kimin hakkımda ne düşündüğü ve söylediğinin önemi yok dedim. Zaten Alp ile olan sorunlarım bana yetiyordu birde bunlarla uğraşamazdım. Pazar sabahı tekrar uyandıktan sonra beyefendinin sitem dolu mesajıyla karşılaşmıştım. Yok, neden kalktığında yanında değilmişim bir hayalet gibiymişim bir varmış bir yokmuşum. Neden her şeyi bu kadar zorlaştırmak zorundaydı anlamıyordum. Elbette ondan tüm hayatımı gizleyerek onu bu hale getiren bendim ama ben dört senedir aynıydım. Şimdi değişen neydi. Artık bana katlanamaz mı olmuştu. Bunları düşünürken ders saatinin geldiğini fark edip yerimden kalktım. Dersliğe girdiğimde her zamanki yerime geçerek oturdum. Sınıftaki fısıltılardan hakkımda konuşulduğunu biliyordum. Bana bakan gözlerle karşılaşmak için kafamı kaldırdığımda Tolga’nın bana doğru geldiğini gördüm. Bir anda kalbim korkuyla dolmuştu. Neden bana doğru geliyordu arkadaşına yaptığım için beni azarlayacak küçük mü düşürecekti. O yanıma geldiğinde sınıfta çıt çıkmazken “merhaba oturabilir miyim?“ dediğinde bir süre nutkum tutuldu. Şaşkınlıkla kekeleyerek “ta-tabi otur” derken yanıma oturup “Cumartesi olanlar için arkadaşlarım adına özür dilerim“ dediğinde biraz rahatladım. İlk başta korkudan atan kalbim daha sonra okulun gözde yakışıklısının benden özür dilediğini fark ederek heyecandan atmaya başlamıştı. Cevap vermediğimi fark edip kendimi toparlarken  “önemli değil sen orda bile değildin, bende Mert’e vurmamalıydım“ dedim. Gülerek “bence sağlam yumruktu tam zamanında gelmişim o yumruğu kaçırmak istemezdim“ dedi. Onun rahatlığıyla bende gülerken“aslında gerçekten vurmak istememiştim ama kardeşime öyle davranmalarına dayanamadım“ dedim. “Takma kafana o bok beyinli uzun zamandır hak etmişti böyle bir şeyi“ dediğinde ister istemez kıkırdadım. Etrafa bakıp bütün sınıfın pür dikkat bizi dinlediğini gördüğümde utanarak önüme döndüm. Hocanın gelmesiyle derste başlayınca Tolga ile olan kısa sohbetimiz de bitti. Tüm dersi Tolga’nın aslında diğerleri gibi olmadığını düşünerek geçirdim. Öğleden sonraki dersler çabuk bittiğinde bugün peşime takılacak bir Elif olmayınca hemen eve geçmiştim. Zaten havaların ısınmasıyla da okul çekilmez olmuştu. Eve giderken yaklaşan yaz tatilinin nasıl geçeceğini merak ettim. Çoğu çete üyesi büyük ihtimal tatile gider yarışlara da ara veririz.  Benimde sıkıcı geçecek olan günlerim böylece başlamış olurdu. Eve gittiğimde her zaman kapalı tuttuğum Kedi Kız’ın telefonunu açmıştım. Yatağa uzanıp müzik eşliğinde dersleri ve yapacaklarımı düşünürken telefon çalmaya başladığında hemen meşgule aldım. Annemin her an odaya dalması ihtimaline karşı kapıyı kilitledikten sonra kimin aradığını kontrol ettiğimde Burak’ı aradığını gördüm. “Ne oldu” diyerek mesaj attığımda “Çokta kibarsın Perşembe akşamı için yarış teklifi aldık onu söyleyecektim uygun musun?” yazmıştı. “Tamam, bir planım yok kaç kişi yarışmak istiyorlar” yazdım. “Özel istekte bulundular sadece sen ve Alp’i istiyorlar“ dedi. Arada bir böyle özel istekler çıkardı. Bizim fazla abartıldığımızı ve kendilerinin daha iyi olduğunu düşünenle olabiliyordu. Bizimde yenildiğimiz olmuştu tabi ama bu sayı bir elin parmak sayınsı geçmezdi. “Tamam, ödül ne” diye sorduğumda gülücük işareti koyarak “yüz bin” yazmıştı. Ohaa çüüşş derken resmen küçük dilim boğazıma kaçmıştı. Ya Burak benimle dalga geçiyordu ya da karşımızdakiler kendilerine fazla güveniyordu. Daha önce büyük miktarlarda yarıştığımız oldu ama onlar turnuvalardaydı böyle ara yarışlarda en fazla yirmi beş bine çıkmıştık. Sonunda Burak’a “sen ciddi misin?” diye yazdığımda “Hahaahaaa sende şok oldun dimi adamlar şehrin diğer ucundanmış yayınladığım videoları izleyerek uzun zamandır seni yenmek için hazırlanmışlar” dedi. Yani benim buradanlar, umarım tanıdık değildirlerdir. “Kim oldukları bellimi“ “No beybi bunlarda gizli takılıyor senin gibi, tabi bunların kim olduğunu yarış günü öğreneceğiz” Bak yaa Burak da laf sokmaya başladı. Fazla uzatmamak için “tamam ben kabul ediyorum Perşembe görüşürüz” dedim. “Ok kib“ diyerek konuşmayı bitirdi. Bu yarışı kazanırsak çetenin bütçesine büyük katkısı olacak geçen toplantıda konuştuğum birkaç kişiden anladığım kadarıyla paraya ihtiyacı olanlar vardı aramızda onlara biraz yardım edebilirdik bu parayla. Çarşamba günü havanın hafif serin ve güneşli olmasıyla öğle arasını okulun bahçesinde geçirdim. Tabii ki Elif ile birlikte. İki gün okula gelmemesinden sonra kurtulduğumu düşünmüştüm ama erken sevinmişim bu gün her zamanki formuyla yanımdaydı. Üstelik iki gün gelmemesinin acısını çıkararak daha da bir fazla konuşuyordu. Ben ders kitabıyla uğraşırken “hafta sonu olanlar okulda yayılmış bile“ dedi. Sadece kafamı salladım. “Herkes seni konuşuyor bana gelip gerçekten Mert’in burnunu kırdı mı sende ordaymışsın“ diye soranlar bile oldu dedi. Tekrar kafa salladığımda elimdeki kitabı alarak kapattı. “Bana bak az bir sohbet et benimle ya sürekli tek taraflı konuşmaktan sıkıldım“ dediğinde gözlerimi devirerek “konuşma o zaman milletin ne dediğiyle o kadar ilgilenmiyorum” dedim. Oflayarak “sana da hiç bir şey söylenmiyor, kardeşin nasıl“ dedi. Kardeşimi sormasıyla gülerek “iyi çok iyi sürekli yeni bir şey öğreniyor“ dedim. “Ahaaa seni konuşturmanın yolunu buldum“ dediğinde ona şaşkınca bakarken “sen acayipsin“ dedim kafamı iki yana sallayarak.  Kitapla omzuma vurup “asıl kendine bak kızım hiç konuşmuyorsun neyse ben ikimizin yerinede konuşuyorum” dedi gülerek. Dayanamayıp bende gülümsedim. Elif’e çok çabuk alışmıştım ve şimdi anlıyordum ki okuldaki yalnızlıktan sıkılmıştım. Onun bana iyi geldiğini kabullenmek zorundaydım. Bahçede biraz daha takıldıktan sonra derse gittik. Muhasebe dersi arasında lavaboda tam kabinden çıkacakken ikoncan sürüsünden şapşal ikizlerin “ayy Esraaa yarışa bizde gitcez mii?“ demeleriyle olduğum yerde taş kestim. Ne yarışı, Allah’ım lütfen düşündüğüm şey olmasın. Esra “gitcez tabii ki şapşikler Tolga’yı yalnız bırakır mıyım böyle bir yarışta hem çok merak ediyorum şu Kedi Kız’ı ben bile izledim videolarını” dedi. Lanet olsun çifte lanet olsun yarış teklifi sunanlar Tolgalar mı? İkizlerden Ceyda “süper bizde çok merak ediyoruz aynı Amerikan filmleri gibi düşünsenize, Tolgalar gerçekten yüz bin mi teklif etiler“ dedi. “Evet, kızım birkaç aydır bu yarışlar için hazırlanıyorlar bilmiyor musunuz? Kedi’nin teklifi reddetmesinden korktukları için ödülü büyük tuttular” Esra’nın cevabıyla ödülün amacını anlarken bu yarışa katılamayacağımı da çok iyi biliyordum. Biraz daha yarışla ilgili konuştuktan sonra lavabodan ayrıldıklarında bende arkalarından çıkarak hemen sınıfa gittim. Sınıfa girdiğimde yüzümden bir şeyler anlaşılıyor olacak ki Elif hemen ayağa kalkıp “ne oldu“ dedi. “Yok, bir şey“ diyerek yerime oturdum. Defteri açtığımda bana ait olmayan bir el yazısıyla yazılmış bir not gördüm “kim olduğunu yakında herkes öğrenecek Kedicik” yazıyordu. Lavaboda duyduklarım üstüne bide bunu görünce ellerim titremeye başladı. Halimi fark eden Elif “neler oluyor hiç iyi görünmüyorsun” dedi. Ona bakarak “sen ne zamandır buradasın“ dedim. “Bende az önce geldim niye sordun“ dediğinde önüme dönerek “yok bir şey“ dedim. Sonraki saatler nasıl geçti hiç bilmiyorum, Kedi’nin telefonunu evde bıraktığım için çeteye de ulaşamadım eve gidene kadar ne yaptım eve nasıl geldim hatırlamıyordum. Eve gelir gelmez odama koşarak telefonu açtım. Evde kimsenin olmamasının verdiği rahatlıkla arama yapabildim. Burak ilk çalışta açarak “vaayyy arkadaş sen bizi arar mıydın?“ dedi. “Kes gevezeliğe vaktim yok Burak, yarışı hemen iptal et“. Sesimden bir şeyle döndüğünü anlayan Burak telaşlanarak “ne oldu tehlikeli bir grup muymuş bir şey mi öğrendin“ dedi. “Yok, hayır ben o gün gelemeyeceğim“. Burak biraz rahatlayarak “yaaa Kedi bende kötü bir şey var sandım bu yüzden yarışı iptal edemem biliyorsun elektronik sözleşmeyi imzaladık eğer iptal edersem yenilmiş sayılırız” dedi. Kahretsin kahretsin çok geç kaldım. Ben sessiz kalınca “bak ne yapıp edip gelmen gerekiyor eğer sen katılmadığın için para ödemek zorunda kalırsak ekonomimizde büyük bir delik açılır” dedi. “Madem öyle yenilirsek ne yapacağız Burak, madem bütçe kısıtlı niye bu kadar yüklü bir miktarı kabul ettik“. “Hop hop suçu bana atma teklifi duyar duymaz hemen kabul eden sendin üstelik kendinize o kadar güveniyorsunuz ki sende Alp de kaybetme olasılığını düşünüp bana bütçemizi sormadınız bile“. Haklılığıyla yatağa çökerken yapacak hiçbir şeyim yoktu. Mecbur yarışacak beni tanımamalarını umut edecektim. Yarışacağımı söyledikten sonra bugünkü not aklıma gelince “bir şey daha var, bu aralar çetede hiç ilginç şeyler oldu mu dikkatini çeken“ dedim. “Yooo ne gibi şeyler bir şey mi varmış“. “Yok, yok öylesine sordum toplantıdan sonra durumlar nasıl merak ettim“. “ Alp hariç herkeste durumlar iyi onu da bir arasan iyi olacak yine ateş püskürtüyor millete“. Dediğinde “Tamam” diyerek telefonu kapattım.   Elimde telefon bir süre boşluğa bakarak ne yapacağımı düşündüm. Ama maalesef hiçbir kaçış yolu bulamadım yarışa katılmazsam çeteyi yüzüstü bırakmış olurdum. Bunu yapamazdım. Daha yeni onlara bir sürü söz vermişken kendi korkularımdan dolayı yarışmamak olmazdı. Tolga ve arkadaşlarıyla fazla vakit geçirmemek için yarıştan sonra partiye katılmadan işim olduğunu söyleyip kaçarsam belki çabuk atlatabilirdim. Yarışla ilgili düşüncelerim rahatlasa da kitabımın arasına o notu bırakan kişinin kim olduğunu bilmemek beni daha çok rahatsız ediyordu. Tam yarış isteği yaptıkları gün böyle bir not almam şüphelerimi Tolga’ya doğru kaydırıyordu ama biliyor olsa neden not yazsındı. Ya da tüm çetenin içinde beni rezil edeceklerdi ama o zamanda not yazıp kendilerini açık etmezlerdi. Kafam allak bullak bir şekilde bunları düşünürken o gece ilk defa ne ders çalışabildim nede uyku uyudum. Ertesi gün okula gittiğimde uykusuzluktan ölü gibiydim. Derslere girip çıkmaktan başka bir şey yapmazken, arada Elif’in garip bakışlarına maruz kaldım. Allahtan halimi anlayarak ne soru sordu nede gevezelik yaptı. Okul bitip eve geldiğimde yarış saatini beklerken stresten tırnaklarımın hepsini yedim. Artık kurtuluşum yoktu. Gerçi maskeyle beni tanımaları imkansızdı. Hem akıllarına bile gelmez ki Dört Göz’ün orada olacağı. Yani beni orada görmek en son bekleyecekleri şeydi. Bunlarla içimi rahatlatırken yarış saati geldiğinde anahtarlarımı alarak evden ayrıldım. Geceyi kazasız belasız atlatmayı dileyerek deponun yolunu tutarken yine izlendiğimi hissedince arkama dönüp baktım. Boş sokaklardan başka bir şey yoktu ama ensemdeki tüyler diken diken olmuştu. Hızlı adımlarla depoya gelip hazırlandıktan sonra bu gece Suzuki GSX1300RA yı kullanmaya karar verdim. Bu motoru kazanalı fazla olmamıştı. Yaklaşık üç ay önce kendini beğenmiş zibidinin birinden kazanmıştım. Üstelik oldukça kolay bir yarış olmuştu. Yola çıktığımda motorun yakıtının az olduğunu görerek en yakın benzin istasyonunda durdum. İstasyonda birkaç araba vardı. Motora hafif gaz vererek pompaların önünde durup kaskı çıkardığımda çalışanlar dahil herkesin beni izlediğini fark ettim. Yüzümdeki maskeye bakarak beni baştan aşağı süzen görevliye dönerek “seyrin bittiyse depoyu doldurabilir misin artık“ dedim. Benim lafımla kendine gelen çocuk “hemen hanımefendi” diyerek yakıtı doldurmaya başlarken “ne kadar olsun” diye sordu. Etrafta beni izleyen insanlara bakarken “fulle” dedim. Millet durmuş bana bakıyordu resmen. Gerçi adamlarda haklıydı kafamda maskeyle film dfilan çektiğimi düşünmüş olmalılardı. İşi biten görevliye ücreti ödedikten sonra yavaş yavaş azcık naz yaparak istasyondan çıktım. Madem beni izlemek istiyorlardı onlara güzel bir görsel şölen sunmak lazımdı. Şehirden hızla geçip fabrika binasına geldiğimde karşıma çıkan tablo karşısında motoru durdurarak olduğum yerde kaldım. Bizim çetenin çoğu üyesi gelmişti. Tolga ve ekibi de gelmiş bizimkilerle sohbet ediyorlardı. Esra, Tolga’ya ahtapot gibi yapışmışken, Şeyda ile Ceyda da Mert ile Kereme yapışmış durumdaydılar. Uzakta olsam Mert’in burnundaki sargıyı görebiliyordum. O olaydan sonra hala okula gelmemişti. Alp, Tolga’nın dediği bir şeye gülerken benim olduğum yere baktığında beni görünce Tolgalara söyledikleri onlarında bana dönmesine sebep olmuştu. İfşa olduğuma göre onları bekletmem gereksizdi. Motoru çalıştırıp oraya doğru giderken Ne zaman bu kadar yakınlaştıklarını merak ediyordum. Motorumu park ettikten sonra kaskımı çıkartıp yanlarına gittiğimde Tolga bana doğru gelerek elini uzatıp “merhaba seninle tanışmayı çok istiyordum ben Tolga”  dedi. Uzattığı ele bir süre baktıktan sonra elimi uzatıp “bende Kedi” dedim. Tolga’nın yanına gelipi beline sarılan Esra “hiç belli olmuyor, gerçek adın yok mu?“ dediğinde hah salak sarışın onca insana söylemedim şimdi sana söyleyeceğim adımı diye düşünürken dik dik yüzüne baktığımda rahatsız olarak gözlerini kaçırdı. Sonunda yanıma gelen Alp “hadi gel biraz sohbet edelim de yarışa başlarız“ dedi. Hiç sanmıyorum canım ne kadar erken başlarsak o kadar iyi diye içimden geçirdim. Olduğum yerde durarak “biran önce yarışsak iyi olur işim var“ dediğimde Alp’in yanına gelen Aslı “sen iyi misin? Daha karşı grupla tanışmadın bile hadi gel şuraya“ dedi. Kurtuluşumun olmadığını anladığımda istemeyerek Alp’in yanına gidip beline sarılara ateşin başına ilerledim. Diğerleriyle birlikte toplandıkları yerde durduğumuzda  “evet tanıyalım bakalım sizi“ diyerek onlara döndüm. Mert sırıtarak “sonunda bizimle tanışma şerefini bize sunduğunuz için teşekkür ederiz efendim“ diye dalga geçtiğinde yüzüne bakıp “şansını zorlama istersen, zaten bir olay yaşamışsın gibi yenisini yaşamak istemezsin “ dedim burnunu göstererek. Dediklerimle elimin altındaki Alp’in vücudunun gerildiğini fark ettim. Gülerek lafa karışan Can “bizim Kedi Kızımız çok şakacıdır işte“ dedi sözlerimi toparlamaya çalışarak. Tolga da bana dönüp “arkadaşımın densizliği için kusura bakma, Kerem’e dönerek bu Kerem kendisi konuşmayı pek sevmez, kırık burunda Mert“ dedi. Mert’e taktığı isimle gülümsememe engel olamadım. Tolga onları tanıştırdıktan sonra sustuğunda onları tanıştırmayacağını anlayan Esre “ben Esra bunlarda Şeyda ve Ceyda ikizler“ diyerek kendilerini tanıttı. Şapşal ikizler demeyi unuttu. Ben sizi zaten tanıyorum ama siz benden köşe bucak kaçıyorsunuz demek isterken Aslı’nın” hey Kedi biliyor musun adamlar sen ve Alp ile yarışabilmek için kaç aydır çalışıyorlarmış” dediğinde gülümseyerek Tolga’ya döndüm. Dikkatli bir şekilde beni incelediğini gördüğümde gülümsemem azaldı. Biraz daha baktıktan sonra “seninle tanışıyor muyuz?“ dediğinde gerildim. Gerildiğimi fark eden Alp bana bakmaya başlamıştı. Bozuntuya vermeden “hiç sanmıyorum hepinizi ilk defa gördüm“ dedim. Yalandan kim ölmüş değil mi? Hele bir kedi hiç ölmez sonuçta dokuz canlıyız. Parmağını dudağına vurarak “Hımm birine benzettim galiba“ dediğinde sohbet yarışlara dönerken biraz rahatlamıştım.  Biz sohbet ederken Burak bütün motorların GPS işlemini tamamladığında yanımıza gelerek “motorlar yarışa hazır millet, siz hazır mısınız?” dedi. Etrafta tezahüratlar yükselmeye başladığında herkesin yarış için hazır olduğu belli oldu. Alp “Kalan sohbetimize yarıştan sonra devam ederiz artık“ dediğinde ona dönerek sessizce “ben partiye kalamayacağım” dedim. Dikkatle bana bakıp “onları tanıyorsun değil mi?“ dediğinde ani tepki vermemek için tüm gücünümü kullanmıştım. “Tabii ki tanımıyorum nerden tanıyım sadece işim var erken gitmem lazım” hızla söylediğim cümle içinde çok fazla korku barındırıyordu. “Seni tanıyorum artık Kedi, Burak onu telaşla aramandan bahsetti zaten yarışmak istemiyordun üstelik çocuk seni tanıdı.” Aslı’nın “hey çifte kumrular fısıldanmayı bırakında artık başlayalım herkes sizi bekliyor“ demesiyle cevap vermekten kurtulmuştum. Alp’e bakmadan Tolgaların durduğu bilgisayarın başına gittiğimde arkamdan oda geldi. Tolgalar da GPS sisteminin olmaması nedeniyle bütün yarışı Burak yönetecekti. O yüzden herkes bitiş çizgisine kadar yapacakları yol seçimlerinde özgür olacaktı. Burak bize sadece gidebileceğimiz ana yollar hakkında bilgi verecek, onu herkes duyabilecekti. Tolga, Mert, ben ve Alp bilgisayar başında durarak Tolgaların seçtiği bitiş çizgisine kadar olan yol güzergahını ezberlemeye çalıştık. Onlar seçtiklerine göre biliyor olmalılar ki fazla bakmadan motorlarına yöneldiler. Sıralama için kura çektiğimizde Mert en önde onun çaprazında ben benim çaprazımda Tolga en arkada Alp yer aldı. Tolgaların fazla kalabalık olmayan bir yol seçmeleri benden bir artı puan almalarına sebep olmuştu. Hem bizim hem başkaların olası kazasına sebep olmamak için genelde kalabalık yerlerde yarışmazdık. Yolun sakinliği avantajımız olsa da fazla virajlı olması bizim için bir dezavantajdı. Virajlı yollar seçerek bizi yenebileceklerini düşünmüş olmalıydılar. Yarışın ilk başlangıcı oldukça sakindi. Rakiplerimizi biraz tanımak için yerimi koruyarak onların neler yapacaklarını izledim. Önümde Mert’in o kadarda iyi bir yarışçı olmadığını görebiliyordum. Hiç olmadık yerlerde ufak hatalar yapıyordu. Onu geçmek istesem çoktan bana yol vermişti. Arkamda ise Alp ile Tolga’nın sıkı bir kapışma içerisinde oldukları belliydi. Sürekli yer değiştirerek bana yaklaşıyorlar. Birkaç virajdan sonra daha fazla yerimde durmak istemeyerek hızımı arttırdım. Biraz ileride yolda hafif bir eğim vardı, Mert başlangıçtan beri yaptığı viraja erken girme hatasında bulunursa viraj çıkışında onu geçmiş olurdum. Tahmin ettiğim gibi Mert aynı hatayı yaptı. Hemen fırsatta yararlanıp virajı daha rahat alabilmek için motoru yana yatırdım, beni gören Mert yolumu kesmek için önüme geçmeye çalışırken takip mesafesini kapatınca az kalsın ikimizin de kaza yapmasına sebep oluyordu. Önümü kesip hızını arttırmayacağını anladığımda ben hızımı düşürmeseydim çarpışacaktık. Böyle basit bir hata yaptığı için ona bütün küfürleri sıraladım, beni duyduğunu çok iyi biliyorum çünkü bütün kulaklıklar açıktı. Hiç sesini çıkarmadı. Kulaklıktan Burak “gerçekten dostum ne düşünüyordun, ikinizin de ölümüne sebep olmayı mı?“ demişti ama yine cevap yoktu. Biz toparlanmaya çalışırken bizim dalgınlığımızdan yararlanan Alp ile Tolga hızla yanımızdan geçtiler. Alp, Tolga’yı geçmişti ama Tolga hemen arkasındaydı. Mert’e daha fazla takılı kalmaktan sıkılarak gazı kökledim. Çok fazla hızlandığımı görünce bu sefer önümü kesmek için uğraşmadı. Yanından geçip ilerdeki Alp ve Tolga ikilisine doğru ilerledim. Yarışın bitimine çok az kala Alp’in yaptığı bir hatayla Tolga öne geçti. Eğer biraz daha hızlanmazsam yarışı kaybedeceğimizi anladığımda motoru son vitese atarak gaz verdim. Alp’in arkasına ulaştığımda hemen bana yol vermişti. Az ileride olan Tolga hızla yaklaştığımı gördüğünde hızını arttırmaya başladı. Bitiş çizgisine doğru son viraja yüz kilometre hızla girdiğimde Tolga’nın yanına ulaştım. Hızımı tekrar arttırırken bitiş çizgisine ulaşmıştık eğer yanlış görmediysem çizgiden aynı anda geçtik. Kulaklıktan gelen Burak’ın sesi de beni doğruluyordu. “Arkadaşlar kimin kazandığı belli değil her şeyi bitiş çizgisindeki kamera belirleyecek herkes Can’ın evinde toplansın” Can’ın evine ulaştığımda herkes henüz yeni yeni geliyordu. Motordan inip eve doğru ilerlerken Tolga’nın motoru da yanımda durdu. Kaskını çıkartarak “güzel yarıştı tebrik ederim” dediğinde ona dönüp “asıl ben seni tebrik ederim daha önce beni bu kadar zorlayan biri olmamıştı” dedim. Gerçekten de öyleydi. Tolga’dan beklemediğim bir performans olmuştu. Kafasını sallayarak “eee uzun zamandır bu yarış için hazırlandım, olsun o kadar. Hadi içeri girip kimin kazandığını görelim“ dedi. Tolga ile konuşurken sanki hiç dört göz değilmişim gibi hissettim. Benim okulda sürekli dalga geçtikleri kız olduğumu bilseler ne yaparlardı çok merak ediyordum. Gerçi belki de kimliğimi bilen kişi oydu. Bütün bu yarışı bilerek düzenlemiş olabilirdi. Birden aklıma gelen şeylerle yerimde dondum. Ya beni şuan ifşa ederse ya hepsi bir düzmece ise ne yapardım. Benim yerimde kaldığımı gördüğünde arkasına dönüp “gelmiyor musun?” dedi. Aklımdaki kötü düşünceleri beynimin derinliklerindeki kutuya kilitleyerek “geliyorum“ dedim. Birlikte eve doğru ilerledik kapıdan girince bütün yüzler bize döndü. Herkesin büyük ekran televizyonun başına geçmiş bitişi izlediğini gördüğümde ister istemez heyecanlanarak “kim kazanmış“ dediğimde bize dönen Alp “Burak daha izlememize izin vermedi herkesin gelmesini bekliyor“ dedi. Onu görünce nedense bir anda Alp’e sarılma isteği duydum. Kendime engel olamayarak gidip beline sarılarak burnumu boynuna gömdüm. Sevgi gösterime şaşıran Alp kulağıma fısıldayarak “Pazar günü için kendini affettirmeye mi çalışıyorsun“ dedi. Kokusunu içime çekerek hıhı diye mırıldandım. Sırtımı okşayarak “seninle ne yapacağımı hiç bilmiyorum“ dedi. Ben onu uzun uzun koklarken Burak’ın “evet millet kazananı görmeye hazır mısınız?” diye bağırmasıyla kafamı kaldırdım. Arkama döndüğümde Tolgayla göz göze geldik, yeşil gözlerin dikkatle bana bakmasıyla ürperdim. Burak’ın “eveeet işte başlıyor” demesiyle gözlerimi Tolga’dan çekip televizyona döndüm. Ekranda beliren görüntülere baktığımda çok hızlı bir şekilde geçen figürlerden başka bir şey göremedim. Herkes itiraz etmeye başladığında “tamam millet sadece sizi heyecanlandırmaya çalışıyorum“ dedi. Can’ın “şişe dibi göster artık şu görüntüleri yoksa gözlüklerini kırarım“ demesiyle herkes gülmüştü. “Aman be sizinle de bir eğlenilmiyor“ dedikten sonra görüntüleri yavaşlatarak başlattı Burak. Tam kameranın dengine geldiğinde görüntüleri durdurdu ekrana baktığımda çok az milim bir farkla benim önde olduğumu görünce sevinç çığlığı atarak Alp’e sarıldım. Çetenin tebriklerini kabul ettikten sonra Tolga ve ekibi yanımıza geldi “tebrik ederiz güzel bir yarıştı” dedi Tolga. Gülerek “teşekkür ederim gerçekten zorlu bir rakiptin” dedim. Diğerleri de tebrik ederken şapşal ikizlerin “yaaa seninle bir fotoğraf çekilebilir miyiz? hani sen şimdi çok merak ediliyorsun ya böle seninle fotoğraf paylaşmak istiyoruz biizzz” demeleriyle herkes güldü. Kafamı iki yana sallayarak “maalesef olmaz merak edilmemin sebebi zaten bu gizemim“ dedim. Aklımdan da yaşadığım ironiyi düşündüm. Şuan karşılarındaki Dört Göz olsaydı fotoğraf çekilmek isterler miydi acaba. Partinin ilerleyen saatlerinde mutfakta içecek bir şeyler ararken Esra yanıma geldi. “Merhaba biraz konuşabilir miyiz?“ dediğinde hiç ona bakmadan içki aramaya devam edip “tabi konuş” dedim. “Yaaa seni gördüğümüzden beri hepimiz kim olduğunu merak ediyoruz. Çok tanıdık geliyorsun Tolga da aynı şeyi dedi seni daha önce gördük mü” dediğinde gerilerek ona baktım. “Daha öncede söylediğim gibi hiç tanışmadık.” “Ya ama bak, hala sanki seni tanıyormuşum gibi geliyor, çıkar şu maskeyi“ diye maskeme uzandığında biranda elini tutup arkasına kıvırarak yüzünü duvara yapıştırdım. Koluna hafif bir baskı yapmamla öyle bir çığlık attı ki az sonra herkes mutfağın kapısından bizi izliyordu. Kulağına eğilip “bana bak kızım seni tanımıyorum diyorsam tanımıyorumdur eğer akıllı olmazsan bir dahaki sefere o kolunu kırarım“ dedikten sonra kolundan tutup mutfak kapısında bizi izleyen Tolgalara doğru fırlattım. Aslı öne çıkarak Esra’nın toparlanmasına yardım ederken bana bakıp “Kedi neler oluyor“ dedi. Omuz silkerek “arkadaş fazla meraklı çıktı“ dedim. Tolgaya bakıp “size imzalattığım sözleşmede gizlilikle ilgili olan açıklamaları okumadınız galiba “dedim. Sinirle Esra’ya baktıktan sonra “Okumuştuk” dediğinde “o zaman arkadaşınıza bir daha okutun az önce maskemi çıkarmaya çalıştı” dediğimde herkesten hayret nidaları yükseldi. Esra Tolga’nın bakışından korkarak “ama sende dedin onu tanıyor gibiyim çok merak ettim bu kadar tepki vereceğini bilmiyordum“ dedi sızlanarak. Bir köşeden sessizce olanları izleyen Alp’e baktığımda şüpheyle kaşlarını çattığını gördüm. Sanırım çok meraklı sevdiceğim artık Esraların peşine düşerdi. Tolga’nın ekibinden Kerem öne çıkarak “arkadaşın kusuruna bakmayın bir daha olmayacak” dedi. Çocuğun nerdeyse ilk defa konuştuğunu duymamla ona baktım. Ne kadar güzel bir sesi var onun öyle, bence de fazla konuşmasın yanımda sürekli böyle konuşan biri olsa her an zevkten bayılabilirim. “Neyse önemli değil eğlenmeye devam eldim arkadaşlar“ dedim. Benim olayı kapatmamla herkes salona geçip eğlenmeye kaldığı yerden devam etti. Gecenin ilerleyen saatlerinde Aslı, Can, Alp ve ben Tolgaların ekibiyle baş başa kaldık. Şimdiye kadar çoktan eve gitmem gerekiyordu ama mutfakta olanlardan sonra Alp’i Esra cadısıyla yalnız bırakmak istemedim. Çünkü biliyorum ki Alp bu işin peşini bırakmayacaktı. Ne kadar geç başlarsa araştırmaya benim için o kadar iyiydi. Sessizliğe daha fazla dayanamayan Can “sohbetinize de doyum olmuyor arkadaş“ dedi. Bunun üstüne Mert lafa atlayıp bana bakarak “Valla sohbet etmeye çalışınca dayak yiyecek olduğumuzdan konuşmamak bizim için en hayırlısı” dedi. Ters ters bakarak “Doğru sorular soramadığınız için olmasın” dediğimde cevap vermek için ağzını açmıştı ki “Mert sus” diyen Tolga onu susturdu. Aslı, Esra’ya doğru “ee hangi okulda okuyordunuz siz” diye sorarak konuyu değiştirmişti ama muhabbet yine istemediğim yerlere kaymıştı. “Atılım üniversitesinde okuyoruz canım, ben ve ikizler uluslararası ilişkiler, Tolga, Mert ve Kerem İşletme okuyor“ diyerek “siz okuyor musunuz?“ diye sordu. “Yok, ben baba parası yiyorum“ dedi Aslı gülerek. “Alp ile benim babalarımız ortak bizde erkenden iş hayatına atıldık” diye devam etti Can. Canında cevabından sonra gözler benim de bir şey dememi bekleyerek bana döndüğünde omzumu silkerek “okuyorum“ dedim. “Hadddiii yaa gerçekten miii çok açıklayıcı oldu ciciiimmmm” diyen şapşal ikizlerin sözleri gözlerimi devirmeme neden olmuştu. Cicim ne cicim ne ya Allah’ım bu kızlar benim sebebim olacak. “Sırların konusunda oldukça ketumsun galiba” diyen Tolga’ya dönerken “eğer herkese anlatsaydım sır olmazdı ve bir anlamı da kalmazdı değil mi?“ dedim. Bu ortama daha fazla dayanamayarak ayağa kalkıp “ben gidiyorum arkadaşlar, size doyum olmaz“ dedikten sonra Alp’e baktım. Hiç istifini bozmadan Canla bir şeyler konuştuğunu gördüğümde arkamı dönerek çıkışa yöneldim. Benim arkamdan Tolgalar da ayaklanınca rahat bir nefes aldım. Arkamdan dedikodu yapamayacaklarını bilmek güzeldi. Depoya ulaştığımda kepengin üstüne yapıştırılmış bir not görünce korkum yine tavan yaptı. Notu alarak hemen etrafıma bakındığımda bomboş sokaklardan başka bir şey göremedim. Kâğıdı açtığımda “kim olduğunu biliyorum kedicik :)”yazsını gördüğümde korkudan az kalsın motordan düşüyordum. Hemen motordan inip depoyu açarak içeri girdim. Arka tarafa geçip yatağa oturduğumda aklımda tek soru vardı kimsin sen ve ne istiyorsun.   
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD