Selamlar🦭🦭
İyi okumalar 👉🏻❤️👈🏻
.....
"Sessizlik bazı duvarlardan daha kalındır."
Sabahlar burada daha gri gibiydi. Yağmur ilk geldiğinde de bunu fark etmişti ,ki gökyüzü, sanki bu okulun üstünde durmayı istemeyen bir ağırlığı vardı. Tabiki kendisi böyle düşünüyordu çünkü düneş, sadece zengin çocuklarının gülüşlerine vuruyor, onun gibi sessiz olanların yüzüne dokunmayı unutuyordu.
Yağmur yine koridorların köşelerinden yürüyordu. Parmakları arasına sıkıştırdığı -kütüphaneden 1 hafta şartıyla aldıgı- kitabı sımsıkı kavramıştı. Çantasını tek omuzuna asmış olabildiğince sesizce yürüyordu öğrencilerin gürültüleriyle yankılanan koridorda , ki ayakkabılarının çıkardığı ses bile fazla geliyordu ona.
Ama sessiz olmak, sadece gözlerden kaybolmak değildi. gülüşünü de saklamalı, hatta varlığının konusunu bile içine hapsetmeliydi.
Bunu öğrendiği gün, ilk tokadını yemişti içinden.
Kütüphane, onun için kaçış noktasıydı çoğu zaman ama orada da insanlar vardı.
En azından yüzler yoktu. Sırtını kitap raflarına verince, gözlerin üstünde dolaşmadığını hissediyordu. En azından biraz.
O sabah da oraya gitti.
Sırt çantasını masaya koşup açmadan önce, çevreyi kontrol etti, Sağdaki köşe boştu ve fazla öğrenci yoktu o taraflarda, genede sol raftan gelen hafif fısıltılar vardı ama tanıdık değildi sesler.
"Yabancılarsa sorun değil." Diye düşünürdü çoğu zaman
Yerini aldı ağır ağır ve yavaşça cantasından defterini alıp açtı, kalemi eline aldı ama durdu boş gözleri kalemde takılı kaldı.Yazacak bir şey yoktu. Ama yazıyormuş gibi yapmayı seviyordu.
Kalem, kâğıda dokunmadı. Sadece parmaklarının arasında dönüp durdu. Düşünceler ise sabit kalamadı. Kafasının içinde bir pazar yeri vardı sanki sesler, itiş kakış...
Öyle ki bakışları bu sefer kitapların sıra sıra dizili olduğu raflarda gezindi gözleri
Kitap renkleri ,sıraları,kalın,eski,yeni, hepsine göz gezdirdi teker teker sonra uzun kirpikleri arasından bakışları çantasına takıldı fermuarına , çantanın rengine...
Ki öyle dalmıştıki yagmur o anda, birkaç adım öteden gelen sesler ile irkildi.
Yağmur Yerinde dikleşip dudaklarını ıslanmasını sağlamış -onları tanıyordu neredeyse her karşılaşmalarında laf eden yada aşaglayan bir çok guruptan biriydi gelenler- bakışları fark edilmemeyi dilercesine masanın yanındaki cama ve rüzgârın savurdugu ağaç yapraklarında gezinmişti, bir kaç saniye sonra parpaklarındaki kalemi sıkıca kavrayıp gözlerini kapattı.
Ki duyduğu ses ile kapalı gözleri titremişti
"Kütüphaneye de dadanmış bu bakın!...Hey burslu?"
Ses inceydi. Kırıcı olmayı ezberlemiş bir kız çocuğu sesiydi. Belki on yedi, belki on sekiz yaşındaydı.
Ama gözlerinde yaş yoktu.
Gözlerini araladı ve başını kaldırmadı,ama bakışlarını kirpik altı kaleminde gezdirdi başı dik diyilemez ama egikte degildi! Kısa bir anlığına nefes aldı , kaleminin ucunda biriken mürekkebe baktı.
Çok geçmeden tekrar aşaglandı,Bu başka biriydi. Yanındaki çocuk. Ceketinin kolunda okulun simgesi vardı ama onun duruşu, bu okulun üstünde biri gibi davranıyordu.
"Dadanmak mı? SEN NE DIYORSUN Siinemm ne diyorsunnn....," sonlara doğru sesi kısılmıştı çünkü Yağmur'un tek omuzunu kavrayıp kulağına eğilmiş Sineme ve yanında kısık ses ile gülmemeye çalışan diğer arkadaşlarına hitafen göz kırmıştı,Yağmur omzuna konan ele göz ucuyla bakmıştı ki kirpiklerini titreten o cümleyi duydu...
"Kütüphaneye geliyor çünkü başka hiçbir yere ait değil ,değilsin değil mi?" Demişti,
Yağmur'un boğazından kalbine giden içsel bir acı veye yumru tam bilmiyordu ama çok ağırına gitmişti...
Ama bunu mimiklerine yansıtmadı sesiz ve duygusuz olmalıydı böyle durumlarda ve öylede yapıyordu.
Her ne kadar kalbi çığlık atsada sesiz olmalıydı
"Yoksulluk bulaşıcı diyorlar Kerem .Umarım kitaplara geçmez" dedi bir başka öğrenci bilmişlik ile Yağmuru süzdü bir müddet
Kerem elini omzundan Yağmur'u sarsarak çekmiş ,ardından gülerek cevap vermiştim arkadaşına
"Ne sikersin kitaplar..." ellerini göğsüne doğrü sallayarak kendini göstermiş "Bana bulaşır bana.. öyle bir aurası varki piçin..." tiksinir şekilde Yağmur'a bakışatıp devam etmişti sözlerine " kim alıyor bunları anlamıyorum, ne zaman geldi bu buraya?"
Yağmur kendi aralarında dönen muhabbete - her ne kadar mutabbet kendisi olsada - hiçbir şey demedi. Cevap vermek istemedi. Çünkü cevaplar dikkat çekerdi.Cümle kurmak, onlara var olduğunu kanıtlamaktı. Ve o, bunu istemiyordu.
Küçükken öğrendiği bir şey vardı:
"Konuşmazsan, belki unuturlar seni."
Ama unutmuyorlardı.
Yağmur cevap vermedikçe çocuklar daha da konuşkan oluyordu.İnsanoğlu garipti. Cevapsızlık onları delirtirdi. Çünkü cevap alamadıkları her bakışta, kendi varlıklarının önemini yitiriyorlardı.
"Geçen yılki burslu çocuk..."
Yağmur'un boğazında bir şey düğümlendi.
Yutkundu.
Ama kelimeler değil, sadece geçmişi geçti boğazından.Yetimhane.Soğuk battaniyeler.
Sessizlik orada öğretilmişti ona. Sessiz olumaz isen sana çorba dökülmezdi.
Sessiz olursan, başkasının tokadı sana sapmazdı.
"Konuşsana lan!"
Bir dosya kapağı defterine çarptı.
İnce bir ses çıktı. Yağmur irkilmişti ama kıpırdamadı,bakışları yuvarlanan kalemdeydi defter yüzünden elinden kaymıştı..
"Yok, bu çocuk salak galiba. Salaksın değil mi sen?"
Salaktı belki. Ama asıl problem o değildi.
Onların gözünde Yağmur, bir hatırlatmaydı.
Zenginliğin bile çözmediği bir huzursuzluğun vücut bulmuş haliydi.
Sessizlikle savunulan bir çocuğun, varlığı bile tehdit sayılırdı.
İşte o sırada, birkaç raf ötede biri vardı.
Sessizdi.
Ama sessizliği Yağmur'unkine benzemiyordu.
O, sessizliğini seçmişti.Gölge olmayı kendi karar vermişti.Ama aynı şekilde varlığı da bir tehditti. Çünkü o sadece okul sahibinin üvey oğlu değildi. Aynı zamanda kimsenin gerçekten tanımadığı, ama herkesin hakkında bir şey söylediği kişiydi.
Meriç kitap rafının kuytu köşesindeydi, elindeki kitabı çoktan bırakmıştı.
Gözleri Yağmur'un yüzündeydi.
Bakmıyormuş gibi yapıyordu ama bakıyordu.Yüzünde hiçbir ifade yoktu ama içindeki dalga kabarıyordu: Kımıldamıyor,Tepki vermiyor,Sanki kendini bırakmış,
Bu onu rahatsız etti.
Daha önce de zorbalığa şahit olmuştu.
Ama bu başka bir şeydi.
Bu, sanki birinin boğulurken su yüzüne çıkmaya bile çabalamadığı bir sahneydi.
susmak, bazen ölmek gibi bir şeydi. Ama kimse cenazeni kaldırmıyordu...
Zorbaların dağılmıştı çünkü ölü birisi ile dalga geçmek hiç heycan verici gelmiyordu. Yada deris başlamak üzere olduğu içindir
Ki çok geçmeden Yağmur, kütüphane masasından kalktığında, ayak bilekleri karıncalanıyordu. Sanki bir ağırlık yapışmıştı bedenine, sesi çıkmayan bir keder.Kalemini toplamayı unuttu.Defteri kapanmadı.
Sırt çantasını tek koluna astı, öbür omzu ağrıyordu - çok değil az önceden kalma bir sertlik -Belki de başka bir şey.
Hatırlamıyordu. Çünkü onları unutarak öldürdü zihninde
Rafların arasından yürürken, Meriç'in onu izlediğini hissetmedi.
Zaten biri seni uzun süredir görmüyorsa, hissetmek de bir lüks oluyordu.
Yağmur, koridora çıktı.
Duvarlar.
Duvarlar onu tanıyordu.
Hangi saatlerde daha boş olduklarını, hangi kapının ardında bağıran bir öğretmen olduğunu, hangi merdiven boşluğunda öğrencilerin sigara içtiğini...
Ve hangisinden kaçmak gerektiğini.
Yağmur'un elleri titriyordu.
Nefes almak, ciğerlerinde kırık camlar gezdiriyormuş gibi.
Bir anlığına okulun arka kapısına yürüdü.
Orası sessizdi.
Kimsenin uğramadığı, gri demirli bir çıkış.
Sırtını kapıya verdi.
Dizlerini göğsüne çekti.
Ve işte orada...
Ağlamadı.Hayır.Yağmur kolay ağlamazdı.
Ama ağlamamak da bir tür ağlamaydı bazen.
Çünkü içten içe yandığında gözyaşına ihtiyaç duymazsın. İçin zaten yeterince ıslaktır.
Aynı anlarda - Meriç:
Meriç'in parmakları, elindeki kitabın kapağını sıktı.
"Bu çocuk fazla sessiz," dedi içinden.
"Fazla sabırlı. Fazla kayıtsız. Fazla..."
Durdu.
Bu kadar "fazla" olan biri, bir gün çatlar.
Ve işte o zaman ya kendine döner, ya da dünyayı yakar.
Meriç, ayağa kalktı.
Defteri gördü.
Açık kalmıştı.
Sayfada sadece birkaç kelime vardı.
Sanki bir şey yazacakken vazgeçilmiş gibiydi."...bir şey söylesem sesim yankılanırmı duvarlardan mı yoksa kendimden mi korkarım?"
Bir an için kıpırdamadı.
Sadece deftere baktı.
Sonra defteri kapattı.
Ve sessizce yerine bıraktı.
Saatler sonra Yağmur çatının demirine oturdu. Kuruma amaçlı koyulan aralı demirlerden ayakları boşlukta sallanıyordu. Ellerini ise demirde birleştirip çenesini yaslamısti çikiş saatine az kalmıştı ve huzur bulmak işin burası ideal bir yerdi hafif esen rüzgâr bile. Bunu inkar edemesdi...
Kafasında ise bir düşünce vardı ama düşünce değilmiş gibi davranıyordu.
"Buradan atlasam, kim fark eder?"
"Beni burada bir defter gibi bırakırlar mı?"
"Ya da hiç olmamışım gibi devam eder mi bu okul?"
Ama bir adım atmadı.
Çünkü bazen insanlar ölmek istemez.
Sadece yaşamak istemezler.
Rüzgâr hafifçe saçlarına dokundu.
Sanki bir elmiş gibi.
Sanki biri, "Ben buradayım" diyormuş gibi. Ki bu Yağmur'un en sevdigi şeydi...ah bu his
Arkasında bir ayak sesi duyuldu.
Yavaş ve çekingen adımlar sanki var olmaktan utanır gibi.
Yağmur dönmedi.
Zaten kimse olmazdı.
Ama...
Meriç, çatıya ilk defa çıkmıştı.
O da konuşmadı.Sadece birkaç metre ötede, çatıya sırtı demire yaslanacak şekilde oturdu.Ne sigara yaktı.Ne telefonuyla oynadı.
Sadece oturdu.
İki beden.
İki sessizlik.
İki geçmiş.
Ve aralarında kalan boşluk, rüzgârın en dürüst hâliydi.
- Aynı gece, defterdeki not:
Yağmur'un defterine, bir satır daha eklenmişti.
Kimin yazdığı belli değildi.
Ama kalem izi biraz daha sertti.
Satır eğriydi ama anlamı netti:
"Görünmez olmak istiyorsan, önce fark edilmeyi öğrenmelisin."