Bölüm 4 - Sessizlikte Unutulanlar

835 Words
Selamlar🦭 İyi okumalar 👉🏻❤️👈🏻 ‐------- Kütüphane, akademinin en sessiz, en yalnız yeriydi. Ve Yağmur için bir çeşit sığınaktı bu yer. Gürültüden, bakışlardan, kelimelerin keskinliğinden ve en çok da kendi sesinden kaçtığı bir sığınak... Dışarıda öğrencilerin gülüşmeler eşliğinde yankılanan lüks arabaların egzoz sesleri ve motor seninden öte burada sadece kalemlerin kağıda sürtünmesi, kitap sayfalarının hışırtısı vardı. Yağmur, üçüncü rafın önünde diz çökmüş, sayfaları hızla geçiyordu ama hiçbirini okumuyordu. Gözleri satırların arasında değil, zihninin en kuytu köşesindeydi. Ve o köşede, geçmişin yankıları dolanıyordu. "Sen buraya ait değilsin..." Yetimhanede duyduğu ilk cümleydi bu. Dokuz yaşındaydı. Saçları uzundu, sessizdi ve oyuncaklara değil, pencere önüne oturup dışarıyı izlemeye ilgi duyardı. Diğer çocuklar onunla oynamazdı. Çünkü Yağmur, kolay ağlardı. Çünkü Yağmur, fazlaydı. O gün, yağmur yağıyordu. Tıpkı ismini aldığı o sonsuz gri gün gibi. Pencere kenarına oturmuş, avucuna düşen damlaları sayarken biri yaklaşmıştı yanına. Daha büyük bir çocuk. Sert biri. Sözleri soğuk ve tokat gibi. "Sen buraya ait değilsin. Fazlasın." Sonra bir itiş... sonra bir düşüş. Başını pencere kenarına çarpmıştı. Gözleri kararmıştı. Ama o an bile ağlamamıştı Yağmur. Çünkü ağlarsa, daha da dışlanacağını öğrenmişti. Ve şimdi... Yıllar sonra, Lycée Noir'ın sessiz rafları arasında, aynı cümle yeniden yankılanıyordu zihninde. "Sen buraya ait değilsin." Bir kitap yere düştü. Yağmur irkildi. Titreyen elleriyle kitabı yerden aldı, ama içi doluydu artık. Boğazı yanıyordu. Gözleri bulanıktı. Kimse görmesin diye sırtını duvara verdi. Arkalardaki, kimsenin uğramadığı okuma köşesine ilerledi. Küçük, perdeli bir pencerenin önündeki eski koltuğa oturdu. Bir süre öylece kaldı. Sonra bir cümle mırıldandı kendi kendine: "Görülmek bazen daha da can acıtır." Ilk önce biraz sıktı kendini etrafına bakındı büründü delik leri yandı çenesini dudakları böküldü derin bir nefes alıp yutkundu... Dayanamıyorum.. Hiçkirdi Canım çok acıyor...dayanamıyorum... Daha fazla tutamadı kendini. Sessizce ağlamaya başladı. Gözyaşları usul usul süzüldü, kitap sayfalarının üzerine düştü. Islak lekeler bıraktı. Derince nefes alıyordu sırf sesi çıkmasın diye ,delice hıçkırıyordu ki bir sure sonra yuyakaldığında hâlâ soluk soluğaydı. Avuçları, kucağındaki açık defterin üzerindeydi. Yazmayı denemişti. Ama kelimeler eksikti. Aynı saatlerde, Meriç okulun boş koridorlarında yürüyordu. Elinde tuttuğu şey bir kitap değildi, bir ipucu gibiydi. Yağmur'un bir önceki gün düşürdüğü diğer notu. Her seferinde şiir yazıyordu bu çocuk. Ama sadece şiir değil... içinde gömülü çığlıklar vardı bu satırlarda. Sözlerle değil, kelimelerin arasındaki boşlukla bağırıyordu. "Ben ses değilim. Sadece sessizliğin yankısıyım." Meriç, bu cümleyi defalarca okumuştu. O boşluklarda kendini buluyordu sanki. O yüzden bu çocuğa yaklaşamıyordu. Korkudan değil... Saygıdan. Ama bugün bir şey içini kıpırdatmıştı. Belki geceden beri içinden çıkmayan huzursuzluk. Belki de o nottaki başka bir detay,...ya da yumuşak açık kahverengi saçlar.. Kağıdın kıvrılmış kenarında bir yazı daha vardı: "Kütüphane. Sessiz olan her şeyin mezarlığı." Bu yazıyı okuduğunda içi ürpermişti Meriç'in. Hemen kütüphaneye yürümeye başladı. Koşmadı. Ama acele etti. Sessizliği bozmadan, adımlarını taş zeminde duyurmadan. Kapıdan içeri girdiğinde ilk bakışı raflara, ikincisi okuma koltuklarına kaydı. Ve oradaydı. Yağmur, başı yana düşmüş, uyuyakalmıştı. Gözlerinin altı morarmış, nefesi düzensizdi. Ama elinde tuttuğu kalem hâlâ parmaklarının arasında duruyordu. Meriç, bir süre hiç yaklaşmadı. Uzaktan izledi sadece. Sonra sessizce yanına geldi. Ceketinin cebinden katladığı şalı çıkardı. Üzerine örtmek için eğildi. Saçları dağılmıştı Yağmur'un. Hafifçe parmak uçlarıyla düzeltti. Ve o an, kimsenin görmediği bir şey oldu. Meriç, ilk kez içinden gelen dürtüye boyun eğdi. Parmaklarını Yağmur'un saçlarının arasına geçirdi. Okşamadı, sadece dokundu. Bir iz bırakmak ister gibi. "Kimse seni görmedi sanıyorsun ya..." dedi fısıltıyla. "Ama ben seni görüyorum, Yağmur." Meriç, kütüphane koltuğunun yanına çömeldi. Yağmur'un yüzü huzurlu ama yorgundu. Gözlerinin altındaki morluklar, dudaklarının kenarındaki hafif titreme... Uyurken bile savaş veriyordu sanki. İçinden geçen cümleleri susturmaya çalıştı Meriç. Ama ne zaman Yağmur'un yanına gelse, içinde bir şeyler susmak bilmez oluyordu. Zihni, kendi geçmişinin karanlık odalarına sürüklenmekten korkmadan ilk defa başka birine odaklanabiliyordu. Onu izlemek... bir çeşit iyileşmeydi. Ayağa kalktı, son bir kez baktı yüzüne. Ardından defterine göz gezdirdi. Sayfa açıktı. Yağmur yazmaya başlamış ama yarım bırakmıştı. "Belki de insan, kendine ait bir yer bulamazsa... En sonunda kendini kaybeder." Altına tarih atmıştı. Bugündü. Hemen şimdi. Meriç, yanında taşıdığı kendi kalemini çıkardı. Defterin köşesine tek bir cümle ekledi: "Kaybolduysan bulurum seni." Ve ardından sayfayı usulca kapattı. Ceketini koltuğun arkasına bırakıp çıkmak üzereydi ki, Yağmur hafifçe kıpırdandı. Uyanmıyordu ama gözkapakları titredi. Belki rüyasında bir yerlerde onun adını fısıldıyordu. Meriç'in içi garip bir şekilde sızladı. Kalbinin köşesine hiç bilmediği bir his yerleşti. Sahip çıkmak. Sadece korumak değil... Sahip çıkmak. Sessizliğine, korkularına, en çok da geçmişine. Kütüphane kapısından çıkarken arkasına bir kez daha döndü. Yağmur hâlâ uyuyordu. Ceketini örtü gibi üzerine çekmişti. "Gecikmedim. Ama biraz daha yaklaşmam gerek, değil mi?" diye mırıldandı kendi kendine."Yaklaşacağım. Sabırla. Sen izin verene kadar." Ertesi sabah..Yağmur gözlerini açtığında kütüphanede olduğunu fark ettiğinde kısa bir panik yaşadı. Ne zaman uyuduğunu hatırlamıyordu. Ama üstündeki ceketi görünce yavaşça doğruldu. Ceketin cebinde bir not vardı. Katlanmış. Titreyen parmaklarla açtı: "Her kelimen bir ses, her sessizliğin bir bağırış. Hepsini duyuyorum.....Meriç." İsmi görünce yutkundu. İçinde bir şey çatladı. Ama bu çatlak acı vermedi. Aksine... hafiflikti bu. Gözlerine yaş doldu ama bu kez ağlamadı. İlk defa... Birinin gerçekten çıkmaya mühür vuran sesini duyduğunu hissetti. ---- Selamlar bu hikâyede drama ve Karakterlerin duygularını elimden geldiğince yaratıcı bir şekilde yazmaya özen gösteriyorum bana testek olursanız sevinirim
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD