bc

İhtiyaç Odası

book_age18+
4
FOLLOW
1K
READ
dark
forced
opposites attract
curse
campus
mythology
magical world
another world
enimies to lovers
like
intro-logo
Blurb

George Weasley, Draco Malfoy'u Quidditch sahasında defalarca yumruklarken, Pansy Parkinson buna kayıtsız kalamazdı.

Onunla sekizinci katta buluşmaya başladığında ise, bunu bir sır gibi sakladı.

Slytherin yeşili ve Gryffindor kırmızısının, hiç de destansı olmayan; çirkin birleşimi.

Harry Potter hayran kurgusudur. Bu kurguda tüm karakterler reşittir. Argo ve cinsellik içerir.

chap-preview
Free preview
Bir
Nemi, izleyicilerin heyecanlı yüzlerine çarpan rüzgar; ıslak çimen, ter ve adrenalin gibi kokuyordu, biraz da testosteron. Zira maçın bitmesinden yalnızca birkaç saniye sonra Draco, önce Weasley ikizlerine karşı, fakirlikleri ve anneleri ile ilgili, ağıza alınmayacak laflar etmiş, sonra ise sıra Harry'nin annesine gelmişti. Araya Ron ile ilgili aşağılamalar da sıkıştırmıştı elbette, özellikle de Molly'den bahsederken. Öğrencilerin ve birkaç öğretmenin gözleri sahanın bitiminde kümeleşmiş olan oyuncuların üzerindeydi o an; ortalığı fırtına gibi esir almış olan gürültüden dolayı. ''Ne dedin sen?'' diye, sarışın çocuğun üzerine atılan Gryffindor öğrencisini kimse durduramamış, aslında durdurmaya bile çalışmamışlardı. Kızıl saçlı, ikizine nispeten daha uzun olan George, bir kor parçasının alev topuna dönüşmesi kadar hızlı şekilde, yumruğunu karşısındaki çocuğun ince suratına indirdi. İki kemiğin birbirine çarpması, kırılmasını andırır gibi çirkin bir ses çıkardı. Crabbe ve Goyle, havlasalar mı yoksa arkadaşlarını onun elinden mi kurtarsalar, henüz karar verememişken; Malfoy, ıslak çimin üzerine yığıldı. Üzerine binen George, ardı ardına yumruklarını aynı noktaya, hiç acımadan vururken, eklemleri Draco'nın patlayan kaşı yüzünden kana bulandı. Onu, girdiği bu hipnozdan kurtaracak tek kişi, sahaya bir yılanın hızı ve sinsiliğiyle girdiğinde, tiz sesini, hala havada olan Blaise'e kadar taşıdı. ''Çek o ucuz ellerini, seni rezil piç!'' Siyah bir gölgeyi andırıyordu; George ona bakmamasına rağmen tepesine çöken o rahatsız edici, ruh emici benzeri, enerjisini hissetmişti. Slytherin'in prensesi, Draco'nun uzatmalı sevgilisi ve hakkında çıkan dedikodular dikkate alınırsa tam bir dişi şeytan olan Pansy Parkinson, George'un pelerinin yakasından kavrayarak onu Draco'nun üzerinden çekmeye çabaladı. Eğer çocuk, kendini onun merhametine bırakmasaydı, asla yerinden bir milim bile oynamazdı. Alnını örten kahkülleriyle gece kadar siyah saçlar, porselen gibi bir ten ve kırmızıya rujla özellikle belirginleştirilmiş, dolgun dudaklar. Siktir. George, nefes nefese, gözlerinin odağını yeni bulmuş gibi ona odaklandığında, içindeki öfke bambaşka bir boyuta ulaştı. Göğsü hızla inip kalkıyorken, elini dudaklarına sürdü; bu esnada parçalanmaya çok yakın görünen eklemleri, Malfoy'un kanını solgun tenine bulaştırdı. ''Bu ne cesaret?'' dedi kız, Slyterin yılanının yeşilini andıran gözleri onun üzerinde gezinirken. Karşısındaki sahne, onu en ilkel yerinden alevlendirmemiş gibi davranmak öyle zordu ki, iki kez yutkunmak, tırnaklarını avuç içlerine batırmak zorunda kaldı. Draco'nun mahvolmuş hali, bugüne değin soytarı olarak gördüğü Weasley ikizlerinden birinin onun kanıyla kirlenmiş suratı ve kendisini, kahverengi bakışlarında soğuk bir merakla izliyor oluşu; onu aslında hiç de sinirlendirmemişti. Hatta, belki biraz tahrik bile olmuştu. ''Siktiğimin Kovuk'una geri dön. Belli ki hala bir köylü gibi davranıyorsun.'' George'un, kırmızıya bulanmış dudaklarında, küçümseyen bir gülümseme belirdi. Seni görüyorum, der gibiydi. Omzundan tutup da onu kaldıran ikizinin bir şeyler dediğini duyuyordu, ancak tüm odağı, karşısındaki kızdaydı. ''İstediğimi aldım.'' dedi yalnızca. Sesi, Fred'e göre daha kalındı ve onun kadar çekici olmamasına rağmen, nedense Pansy'nin gözünde durum tam tersine dönmüş gibiydi. İkiziyle ve Harry'le birlikte sahanın dışına yürürken, yollarını kesen Madam Hooch ve McGonagall yüzünden durmak zorunda kalmıştı. Pansy ise, yanına diz çökmüş olduğu Draco'nun hırıltılı nefeslerini duymasına ve onun soğuk tenini, çıplak bacağında hissetmesine karşılık, ''İyi olacaksın.'' diye kuru bir teselli verdi yalnızca. *** Kahvaltı saatinde, dört farklı masada da aynı dedikodu dönüyordu. Bazısı sarışın çocuğu desteklerken, çoğunluk Gryffindor'un neşesi olan Weasley ikizlerinden yanaydı. Kızların bakışları artık daha farklıydı, ancak Fred her zaman çok daha popülerdi. Draco ise konuşup duruyordu ve bu, yanında oturan Pansy'nin içinde dayanılmaz bir tahammülsüzlük yaratıyordu. Weasley'nin oto kontrolsüz bir hayvan olduğundan, kendisinin hiçbir suçu olmamasına rağmen ona nasıl saldırdığından, eğer hazırlıksız yakalanmasa onu çok fena dövebileceğinden bahsediyordu. ''Delirmiş gibiydi! Merlin'in sakalı aşkına, o Fred denen piçi elime geçirirsem-'' ''George.'' diye düzeltti Pansy, umursamazca. Çenesini avcuna yaslamış, sıkılmış gibi bir tavırla balkabağı suyunu yudumluyordu. Blaise'in karanlık ve dikkatli bakışları üzerindeydi, Crabbe ve Goyle ise Draco'yu desteklemek için her an hazırda bekliyorlardı. ''Ne?'' dedi, Malfoy, aklı karışmış bir ses tonuyla. Beyaz, okul gömleğinin kollarını dirseklerine değin sıvamıştı, yakasının iki düğmesi açıktı ve kravatı her an çözülecekmişçesine düğümlenmişti. ''Seni yumruklayan George'du, Fred değil.'' ''Ne fark eder? İkisi de aynı bok.'' Kız, omzunu silkti. ''Öyle diyorsan.'' diye mırıldandı, ağzındaki sıvıyı yuttuktan sonra. Öyle kibirliydi ki, gerçekte ona kimin vurduğunu bilmesine rağmen, sanki o kadar da önemli değilmiş gibi bir izlenim vermeye uğraşıyordu. Çevresindeki salaklar bunu yutabilirdi, ancak Pansy asla. Normalde inanırdı, ona gözlerinde kalpler beliriyormuş gibi bakar ve ne zaman istese İhtiyaç Odası'nda buluşur, çocuğa istediğini verirdi. Bu pislik için kaç kez dizleri üzerine çöktüğünü hatırlamıyordu bile. Onu aldattığını öğrenene kadar. Kiminle olduğunun bir önemi yoktu. Bir, iki veya on. İsimler, soyadlar, safkan ya da kirli kan. Pansy'nin en yakın arkadaşlarından biriyle bile yatmış olsa, kızın suçladığı tek kişi Draco olacaktı. Malfoy ailesinin tek varisi olmasından kaynaklı, şımarık veledin tekiydi ve artık Pansy, onun ağzına bakacak o aptal aşık değildi. Arkadaşlarının meraklı bakışlarına aldırmadan masadan kalktığında, göz ucuyla Gryffindor'da birinin daha ayaklandığını fark etti: George Weasley. Farkında, diye düşündü kız, beni saklamaya çalıştığım yerden görüyor. Dersin başlamasına hala on beş dakika varken, Severus Snape'in zindanlardaki iksir laboratuvarına giden, nispeten karanlık koridora doğru yürürken, arkasından gelen kişinin çok net bir şekilde farkındaydı. Kırmızı, sıcak bir gölge gibi, önündeki ruh emiciden daha beter olan kızı takip ediyor ve bunu tadını çıkararak yapıyordu. Elleri, pantolonunun cebindeydi, pelerinini tek omzunun üzerinden atmıştı, dudaklarında alaycı bir gülüş vardı. Pansy'nin ince figürünü, kısa eteğinin gri kumaşının, her adımında tehlikeli bir şekilde sallanışını, kürek kemiklerine değin uzanan saçlarının, beyaz gömleğine zıt siyahlığını, dizlerinden daha yukarıya uzanan ince, siyah çoraplarını; içine sindirircesine izliyordu çocuk. Bugüne değin bir kez bile dikkatini çekmemişti; fakat şimdi onu böyle süzüyorken, kendine şaşırmıştı. Parkinson, sinsi bir sürtüktü ve Weasley'lerin bu tarz tiplerle işi olmazdı. Severus Snape'in nefret ettiği bir şey varsa, o da Gryffindor'un kendini aslan sanan veletleriydi. Özellikle de şu an, kendisinden bir yaş küçük olan Pansy'nin peşine takılmış George'un, o sırıtan suratını, karanlık bir büyüyle normal halinden bile çirkin bir surete büründürmemek için kendisini zor tutmuştu. Turuncu saç görmek hiç hoşuna gitmiyordu adamın, fakat aksiymiş gibi okulda en az beş Gryffindor sayardı. ''Bir adım daha atarsan Weasley,'' dedi, o ağır sesiyle. ''En az beş metre öteye fırlatacak bir büyü yaparım ve bundan hiç çekinmem.'' Kızıl saçlı çocuğun çarpık gülümsemesi, mümkünmüş gibi daha çok büyüdü. Kahverengi, yoğun bakışları, kendisine derince bakan kızın üzerinde birkaç saniye oyalandıktan sonra, pes ediyormuş gibi ellerini kaldırdı ve birkaç adım geri attı. ''Bu gece, saat onda, sekizinci kat.'' dedi, çenesini kaldırarak. Pansy'nin cevabını beklemedi; bu esnada Snape tarafından tekrar tehdit edilmemek için iki adım daha attı, ta ki sınıfın kapısına ulaşana kadar. Laboratuvarı terk etmeden önce, kızın dudaklarında çok ufak bir kıvrım gördü. Kabul ediyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
547.6K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
33.5K
bc

AŞKLA BERDEL

read
91.8K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
87.9K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

Tutku'nun Esiri

read
31.7K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
56.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook