Andaç'ın öfkesi bir volkan gibiydi; kontrolsüz, yıkıcı ve her şeyi yakıp geçen. Bu onun doğasının bir parçası değil hayatın ona oynadığı acımasız bir oyunun sonucuydu. Çocukluğunun en saf anısı annesinin bir sabah onu ve babasını, başka bir adam için terk edip gitmesiyle paramparça olmuştu. O boşluğu ise İnci Hanım doldurmuştu. Ona annelik etmiş, korumuş, sevmişti. Bu yüzden bu acımasız dünyada tek güvendiği, tek önemsediği insan oydu. Lise yıllarına ait bir sabah hafızasına kazınmıştı. Aşağıda kahvaltı masasında oturmuş babası Hayri Ağa'nın gelmesini bekliyorlardı. İnci Hanım, "Hayri nerede kaldı?" diye söyleniyordu. Sonra "Ben bir gidip bakayım. Sen başla Andaç. Yusuf, sen de önündeki tabağı bitir," deyip üst kata çıkmıştı. İnci gittikten sonra Yusuf'la şakalaşmaya başlayan Andaç, kona

