Arabanın içi dışarıdaki İstanbul gürültüsüne karşı kapalı bir sessizlikle doluydu. Direksiyonda ben, yanımda Reşit. Motor çalışıyordu ama hareket etmiyorduk. Beylerbeyi'ndeki binanın park yerinde, beton bir parkın ortasındaydık. Parmaklarım direksiyonu o kadar sıkı kavramıştı ki eklemlerim ağrıyordu. "Reşit" dedim. Gözlerim hâlâ o binanın girişindeydi. "O'ydu." Yanımdan bir iç çekme sesi geldi. Reşit rahatsızca koltuğunda kıpırdandı. "Abi" dedi dikkatli ve yumuşak bir tonla. "O kadın... yani Giz Hanım. Sertti. Korkusuzdu. Gizem yenge öyle biri değildi yav." İçimde bir şey büküldü. Lan ben karımı tanımaz mıydım? Gizem ona baktığımı hiç görmezdi ama ben bakardım. Konuşurdu, sesini duymam sanırdı ama ben duyardım. Evet Gizem hep korkuyordu. Sessizdi. İtaatkârdı. Ama bu Giz... Bu Giz fı

