6. Bölüm🌼 İki Milyoncuk Yalanlar

1265 Words
SİYAH KART VE BEYAZ YALANLAR Gizem evliliğinin birinci ayının sabahına da her zamanki gibi yalnız uyandı. Andaç’ın yanı soğuktu ve onun vücut ısısını arayan teni bir kez daha hayal kırıklığıyla doldu. "Galiba evliliğimiz boyunca hep böyle yalnız uyanacağım," diye iç çekti. Bu düşünceyi kafasından atmaya çalışırken, geceyi hatırladı. Geceleri Andaç bambaşkaydi. Sert, tutkulu, neredeyse vahşi... Tenine değen her dokunuşu, onu yakıp kavuruyor ama sabah olunca her şey buharlaşıyordu. Andaç güneş doğar doğmaz o buz gibi efendiye dönüşüyor, onu odalarında yalnız bırakıyordu. Yemek masasında İnci Hanım Gizem’e baktı, yüzünü hafifçe buruşturdu. Alışverişe çıkmak istiyordu İnci hanım. "Günaydın kızım! Bugün seninle alışverişe gidiyoruz. Gardırobuna bir çeki düzen vermeliyiz" dedi. Halbuki kızın gardırobuyla değil kendininkiyle ilgileniyordu. Gizem’in kıyafetlerine küçümser gibi baktı. "Andaç, o kartı sana boşuna vermedi." Gizem bu fikre hemen ısındı. "Tamam İnci Anne," dedi gülümseyerek. Ama bir sıkıntısı vardı. Okuluna gidemese de son senesindeydi. Annesiyle babası vefat edince hocalarıyla konuşmuştu. Başarılı bir öğrenci olduğu ve durumunu öğrendikleri için hocalarının hepsi izin vermişti. Devamsızlıklarda muaf tutacaklardı onu. Sadece gidip vize ve final sınavlarına girip bitirmesi gerekiyordu. Andaç'a söylese asla izin vermeyeceğini düşünüyordu. Bu yüzden bu konuyu yakın zamanda İnci hanıma söyleyecekti. Sınav için okula gitmesine izin verirse kalan son üç dersini de verir ve geçerdi. Uygulamalı dersler değildi Allah'tan diye düşündi. Sadece yazılı sınavlara girecekti. Alışveriş merkezi Gizem için bir rüya gibiydi. Uzun zamandır alışverişe çıkmamıştı. Zaten genelde küçük butiklerden alışveriş yapardı. İnci Hanım onu en lüks mağazalardan birine yönlendirdi. Korumalar da peşlerinden yürüyordu. Onlar yürürken etrafta tanıdık olan herkes fısıldaşıyordu çünkü düğüne herkes çağrılmamıştı. Andaç sadece iş yaptığı ağaları davet etmişti. Bu yüzden Andaç Mirzaoğlu'nun yeni hizmetçi karısı merak konusuydu. İçeri girer girmez Gizem etrafındaki ipeklere, dantellere ve parıltılı kumaşlara şaşkınlıkla bakıyordu. Ne alacağını bilemeden yavaşça rafların arasında gezinirken, İnci Hanım çoktan alışverişe başlamıştı bile. Gizem sonunda zevkine uygun, sade ama zarif iki elbise beğendi ve eline aldı. Üzerine tam oturacağını biliyordu denemeye gerek görmedi. Dışarıda siyah takım elbiseli korumaları kapıda bekliyordu; içeride sadece İnci Hanım ve Gizem vardı. "Hadi sen rahat rahat bak kızım. Ben şu tarafa bakacağım" dedi İnci hanım. Eline alışveriş sepetlerinden birini alıp cevabını beklemeden o yöne gitti. Gizem iki elbise seçti. Biri lacivert diğeri bordoydu. İkisi de üzerine tam olurdu denemeye gerek yoktu. İnci Hanım ise mağazanın diğer ucunda bir sepeti hızla dolduruyordu. Kendisi için en pahalı elbiseleri seçiyordu. Gizem iç çamaşırları bölümüne yöneldi. Yanında kimse yokken birkaç parça alıp çıkmayı planlıyordu. Tam seçim yaparken bir erkek sesi duydu: "Buyrun, ben yardımcı olabilir miyim?" Tezgahtar sırıtarak yanına yaklaşmıştı. Gizem irkildi. Normalde bu bölümde kadın çalışanlar olurdu. Adam yan gözle İnci Hanım'ı kontrol etti. İnci Hanım onlara baktı, dudaklarının kenarını kıvırdı ve görmezden geldi. Adamı o tutmuştu. Çalışan falan değilldi ama çalışan gibi siyah giydirmişti. Onlar gelmeden içeri girmişti adam. Gizem gerildi. "Kadın çalışan var mıydı acaba?" diye sordu Adam kahkaha atar gibi ellerini önünde bağladı ve pazularındaki kasları gerdi. "Utanacak bir şey yok hanımefendi. Ben genellikle erkek iç çamaşırlarına bakıyorum ama çalışan kızlar yemeğe çıktığı için bugün maalesef bana kaldınız." ​Gizem, adamdan uzaklaşmaya çalışırcasına yönünü diğer raflara çevirdi ama adam peşinden geldi. "Yardıma ihtiyacım yok, annem gelecek şimdi yanıma," dedi Gizem, kafasıyla İnci Hanım’ı işaret etti. ​Adam,İnci Hanım'ın olduğu tarafa doğrudan bakarak kafasını salladı. "Tamam, kusura bakmayın rahatsız ettiysem. Ben sadece yardımcı olmaya çalışmıştım." Adam, Gizem’e son bir kez sırıtarak baktı. "İyi alışverişler." Sonra yavaşça uzaklaştı. --- Kasaya geldiklerinde Gizem'in elinde iki elbise, bir şal ve iç çamaşırları vardı. İnci Hanım ise iki büyük sepeti tezgaha yığmıştı. Gizem şaşkınlıkla, "İnci Anne, bu kadar şey almasaydın keşke" dedi. Aldıklarının hepsini kendisine alıyor sanarak. İnci Hanım tebessüm etti. "Ayy Gizem, ben sana diye bakıyordum sonra bunları görünce dayanamadım, kendime aldım hepsini kızım. Bir sorun yok değil mi?" "Olur mu ne sorunu İnci Anne," diyerek gülümsedi Gizem de. Sonra kocasının verdiği siyah kartı gururla çıkarıp kasiyere uzattı. Konağa döndüklerinde gergin hava arabayı sarmıştı. İnci Hanım elindeki sayısız lüks poşetle hızla salona yöneldi ve Gizem’e tek kelime etmeden gözden kayboldu. Gizem ise elindeki iki küçük poşetle merdivenlere yürüdü. Yanından geçtiği iki hizmetçi, yeni geline karşı duydukları kıskançlık ve öfkeyle ona ters ters bakıyorlardı. Gizem bu soğuk bakışları görmezden geldi. Odanın kapısını kapattığı an, gördükleriyle şaşkına uğradı. Yatağın üzeri, irili ufaklı, çeşitli mağazalardan alınmış alışveriş poşetleriyle doluydu. ​ Yatağın neredeyse yarısını kaplayan bir yığın lüks mağaza poşeti duruyordu. Şaşkınlıkla yaklaştı. Eli titreyerek poşetlerden birini açtı. İçinden çıkan, en sevdiği renklerden üzerine tam oturacak bedende ipeksi, pahalı bir elbiseydi. Diğer poşetleri karıştırdıkça şaşkınlığı sevince dönüştü. Bluzlar, etekler, hatta etiketleri henüz çıkarılmamış, kaliteli kumaşlardan iç çamaşırları bile vardı... "Andaç mı aldı acaba?" diye fısıldadı içinden yüreği umutla dolmuş bir halde. Belki de onu gerçekten önemsiyordu? Belki bu buz gibi tavırlarının altında ulaşılmaz bir sıcaklık vardı? Bu düşünce yüzüne kocaman bir gülümseme yaydı. Tüm kıyafetleri büyük bir özenle, Andaç'ın gardırobunun yanındaki kendi dolabına en güzel şekilde yerleştirdi. İç çamaşırlarını çekmeceye dizerken kırmızı dantelli olanı elinde uzun süre tuttu. "Bu gece bunu giysem mi acaba?" diye geçirdi içinden. Bir aydır süren bu garip, sadece geceye ait ilişkilerinde artık eskisi gibi acı hissetmiyor; tam tersine, Andaç'ın tutkulu ve vahşi dokunuşlarından tarifsiz bir zevk alıyordu. "Acaba Andaç ne ara uyuyor?" diye düşünüyordu. Sabaha kadar onunla oluyor, sonra da hiç uyumamış gibi işine gidiyordu. Bu tatlı hayalleri zihninde yaşarken işini bitirip alt kata indi. Salonda İnci Hanım'ı gördü. İnci Hanım hemen yanına geldi. Yüzünde sahte bir içtenlikle "Kızım,"dedi alçak sesle. ""Kızım, sana pek bir şey alamadık diye içimde kaldı. Korumalara söyledim, senin beden bilgilerini verip onlara kıyafet aldırdım," dedi. "Odanda gördün mü?" Gizem’in yüzündeki sevinç anında soldu. Andaç'ın aldığını sanıyordu. Bir anlık hayal kırıklığı yaşadı. Ayrıca korumalara kıyafet aldırdığını Andaç öğrenirse sinirlenebilirdi. Böyle şeylere asla tahammülü yoktu kocasının. "Ama İnci anne, Andaç..." diye söze başladı endişeyle. İnci Hanım, Gizem’i kolundan nazikçe tutarak susturdu. "Ben tembihledim, kimseye söylemeyecekler. Korumalara aldırdık dersek kıskanıp sinirlenir Andaç, biliyorsun. Sorarsa hepsini bugün birlikte aldık dersin, kızım." İnci Hanım masum bir yalanı bir anne tavsiyesi gibi sunuyordu. Ama altındaki planlar çok daha derindi. ​"Peki o halde," dedi Gizem içindeki burukluğu bastırarak. Kadından asla kötülük beklemiyordu bu yüzden üzerinde de durmadı. "Yemek hazır olana kadar odamızı temizleyeceğim, İnci anne." Sonra üst kata odasına yöneldi. Gizem merdivenleri çıkıp koridorda kaybolur kaybolmaz, Yusuf salona girdi. Giden kızın arkasından dar eteğinin sıktığı kalçalarına anlamlı bir bakış atarak annesine sırıttı. "Çok fenasın anne,"dedi hayranlık dolu bir ses tonuyla. İnci Hanım zehir gibi keskin gözlerini oğluna çevirip aynı şekilde sırıttı. "Ne?" dedi, kanepeye yaslanarak. "O kartı ona kullandırır mıyım ben? Oraya koyduğum çakma kıyafetleri alıp dolabına dizdi. Marka olanları kendime alacaktım elbette. O paçavralar onun için yeterli. Zaten bir sene sonra sen ne yaparsan yap kızı." Yusuf kahkaha attı. "Kaç para harcadın anne?" Diye sordu merakla. İnci Hanım hafifçe elini salladı. "İki milyondan fazla." Yusuf'un gözleri faltaşı gibi açıldı. "Ne aldın ki o kadar?" "O paraya ne alınır?" diye cevap verdi İnci Hanım küçümseyici bir ifadeyle. "Sadece kıyafet. Daha mücevher bile alamadım kendime.Andaç anlamasın diye kıza da çakma almak zorunda kaldım. Ama o marka sanıp seviniyordur şu an." diye ekledi dudaklarında iğrenç bir gülümsemeyle. "Çok fenasın," diye tekrarladı Yusuf başını sallayarak. İkisi de aynı zafer ve hainlik dolu ifadeyle sırıtıyordu. Konağın duvarları arasında örülen ağ, her geçen gün biraz daha güçleniyor, ve Gizem, farkında olmadan bu karanlık oyunun tam merkezinde savruluyordu. *** Giz Ayvars Günlüğünden, İnsan geriye dönüp baktığında, ipliği yanlış yerden tuttuğu anı netlikle görebiliyor. Benim ipliğim, lüks mağazanın parıltılı ışıklarına girdiğim o gün tamamen kopmuştu. Hayatımın en mutlu günleri olduğunu zannetmiştim halbuki. Her gece benimle diye bana aşık olmaya başladın sanmıştım. Rüzgar aşkın kokusunu getiriyor, attığın her adım seni bana biraz daha yaklaştırıyor sanmıştım Andaç... Oysa ne kadar da safmışım. Benim aslında en mutlu günüm o konaktan, senden kaçtığım günmüş...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD