Andaç silahının dumanı tüterken, avlunun ortasında yerde acıyla kıvranan kardeşi Yusuf'un üzerine bir gölge gibi eğildi. Gözleri kararmış, öfkesi kontrolden çıkmıştı. Etraftaki korumalar tetikteydi; kimse ağanın bu haline müdahale etmeye cesaret edemiyordu. Andaç, Yusuf’un yakasından tuttuğu gibi onu yerden kesip havaya kaldırdı. Yusuf’un bacağındaki kan Andaç’ın bembeyaz gömleğine sıçramıştı. "Seni gebertirim lan puşt!" diye kükredi Andaç, sesi avlunun duvarlarında yankılanıyordu. İnci Hanım, oğlu Andaç'ın koluna yapıştı. "Oğlum, bırak kardeşini! Bırak onu!" Yusuf, acıyla inlerken, yalandan bir masumiyet maskesi takındı. "Abi... valla... valla beni yanına çağırdı. Kitap okuyordu, 'Gel bak şuraya,' dedi. Ben de yengem diye aklıma kötü bir şey getirmedim, yanına oturdum. Ama o... o

