Alaz'ın ellerini bırakır bırakmaz bize hayretle bakan insanlara doğru yürüdüm. Onu arkamda bırakmak zorunda kalmıştım. Çünkü utanç içindeydim. Yanlış anlamalarından korkuyordum fakat bunu izah edecek bir cümlem de yoktu. Alaz çoktan bana yetişmişti. Sıkıntıyla nefesini dışarıya verdi. ''Selam millet'' Mali elindeki maşayı bize sallayarak hoş geldiniz dedi. Güya arkamızdan gelecekti, muhtemelen kendince çöpçatanlık yapmayı düşünüyordu. Yağmur yağmasaydı belki de şimdi göl de yalnız olacaktık. Bunun düşüncesi bile midemi hareketlendiriyordu. ''Sen hani gelecektin?'' Usulca sordum. ''Yağmur yağınca vazgeçtim ama siz niye erken döndünüz'' ''Yağmur yağdı'' Alaz'ın ceketi de üstümdeydi. El ele tutuştuğumuz yetmezmiş gibi onu da görmüşlerdi. Rümeysa'nın kolunu çekiştirip mutfağa sürüklemiş

