BÖLÜM 2

2966 Words
Defne AYGÜN “Defne hadi kalk.” Balın’ın sesiyle kafamı yastığa gömdüm. “Balın lütfen git başımdan.” “İş görüşmesine gelmeyi düşünmüyorsun galiba.” Dediğinde yataktan fırladım. “Ay Balın ben unuttum onu.” Diye koştururken Balın halime gülüyordu. “Sakin ol daha vaktimiz var. Sen hazırlan ben kahvaltıyı hazırlayayım.” Deyip odadan çıkan kuzenime baktım. Kardeşten öte oldu bana her zaman. İnşallah bugün onun sayesinde işe de gireceğim. Daha fazla oyalanmamak için ilk banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Hızlıca bir duş aldıktan sonra odama geri döndüm. Tek zaafım olan seksi iç çamaşırlarıma baktım. Bordo deri olan takımda karar kılıp giyindim. Gardırobumun karşısına geçip kıyafetlerime bakınmaya başladım. İyi bir izlenim bırakmak için düzgün giyinmeliyim. Askıda gözüme çarpan siyah elbiseme uzandım. Giyindiğimde dönüp aynadaki görüntüme baktım. Askılı, kalp yaka olan elbise belime kadar vücudumu ikinci bir ten gibi sarıp sonrasında bollaşıyor. Dizlerimin bir karış üzerindeki eteği ölçülü geldi bana. Annemle aynı olan turuncu saçlarımı sıkı bir at kuyruğu topladım. Hafif makyaj da yaptığımda hazırdım. Yine siyah olan çantamı alıp içine gerekli eşyalarımı doldurduktan sonra çıktım odadan. Kızlar mutfakta oturmuş kahvaltı ediyordu. “Günaydın çiçeklerim.” Dediğimde hepsi bana döndü. “Bu ne güzellik Defne.” Diyen Gece’ye; “Al benden de o kadar. Sen neymişsin be yavrum.” Diye Duru da arka çıktı. “Abartmayın kızlar.” Dediğimde hepsi gözünü devirdi. “Yekta beyin aklını başından alacaksın Defne.” Diyen Balın’a baktım. “Saçmalama Balın. Adamın aklını başından almaya değil, işi almaya geliyorum.” “Aman sen başımıza kal tamam mı? Mis gibi adam niye aklını başından almıyormuşsun?” Diyen Balın’la gözlerimi devirip yerime oturdum. “Balın onun gibi bir adamın benimle ne işi olur ki?” “Yekta bey öyle biri değil Defne. O çok iyidir.” “Sen neden Mirza’ya açılmıyorsun.” Dediğimde gözlerinden bir hüzün geçti. Hay dilimi eşek arısı soksun. “Ben onun için hep hayalet olarak kalacağımda ondan.” Dediğinde çok pişman oldum. Kız zaten acı çekiyor bir de ben üstüne gidiyorum. “Sen bana bakma kuzum. Özür dilerim. Hem o kimmiş ya. Ben sana on tane Mirza bulurum.” Dediğimde Balın kahkaha attı. Balın böyledir işte. Anında ruh hali değişir yetişemezsin hızına. “Siz ne yapıyorsunuz bugün dansçılar.” Dediğimde Gece ve Duru güldüler. “Sizin Sarperlerin gösterisi için prova yapacağız. Oradan da dans okuluna geçeriz. Bugün dersimiz var.” Diye açıklama yapan Gece’yi dinledik. “Ne zamandı gösteri.” “2 hafta sonra.” Heyecanla cevap veren Duru’ya gülümsedim. Bu kızın bitmek tükenmek bilmeyen enerjisine hayranım. “Size doyum olmaz biz çıkalım kızlar. Geç kalacağız.” Deyip ayaklanan Balın’la bende kalktım. Balın çantasını aldığında kızları öpüp evden çıktık. Balın’ın arabasına bindiğimizde yola çıktık. “Balın ben çok heyecanlıyım.” “Sakin ol en güzel Defne’m o iş sende ben eminim.” Dediği lakapla gülümsedim. Balın’ın babası benim biricik dayım bana hep en güzel Defne’m der. Bir anda onları ne kadar özlediğimi fark ettim. En kısa zamanda yanlarına gitmeliyiz. “Ya adam beni istemezse.” “Canım sen sakin ol. Yekta bey öyle burnu havada biri değildir. Son sekreterini sürtük olduğu için kovdu. Tek gelemediği şey yavşaklık. Sende öyle biri olmadığına göre sıkıntı çıkmaz.” Dediği şeyleri hazmetmeye çalıştım. Genelde erkekler sürtükleri sevmez mi? Neden bu adam sekreterini kovdu ki? Acaba evli falan mı? “Balın bu adam evli mi?” “Yok kuzum. Duyduğuma göre 4-5 sene önce bir kızı çok sevmiş ama ortaklarıyla yatakta basmış. O günden beri de yanında kimseyi görmemişler.” Sustuğunda hazmetmek için çok şey birikmişti. Aldatılmak bu hayatta yapılabilecek en adi şey sanırım. Madem artık sevmiyorsun ayrıl gitsin. Neden aldatıp sana verilen kalbi paramparça edersin ki? Belki de insanoğlunun doyumsuzluğundan oluyor tüm bunlar. “Dünyadan Defne’ye.” Balın’ın sesiyle kendime geldim. Etrafıma bakındığımda otoparkta olduğumuzu gördüm. Ne ara geldik biz ya? “Dalmışım.” “Fark ettim. Bu kadar endişelenme Defne her şeyin hayırlısı.” Diyen Balın’a gülümseyip çıktım arabadan. Topuklu ayakkabılarım üzerinde sallansam da hemen dengemi kurdum. Heyecandan titreyen dizlerime inat dimdik durdum. Bu işi alacaksın Defne başka yolu yok! “Hadi içeri girelim.” Diyen Balın’ı takip ettim. Asansör yerin dibinden iki kat yukarı çıktığında açılan kapılar bizi oldukça hoş bir lobiye yönlendirdi. Her yeri cam olan lobi gerçekten de kaliteli duruyor. Balın bankoya doğru yürüyünce bende onu takip ettim. Balın bankodaki kızla konuşup benim için ziyaretçi kartı alınca tekrar asansöre yöneldik. 39. Kata bastığında ona döndüm. “Balın burası kaç katlı böyle?” “40 katlı yavrum. Biz inşaat bölümü 39. Kattayız. Bir üstümüzde de Yekta bey var. O gelene kadar benimle oturursun.” Sessizliğimi korudum. Burası benim önceden çalıştığım yerden kat be kat üstte. O şerefsizin ofisi daha küçük ve yaptığı işler de daha azdı. Ama burası gerçek bir holding gibi duruyor. Asansör durduğunda Balın’ı takip etmeye başladım. Balın ofistekilere “Günaydın.” Diyerek odasına yürüdü. Bende kuzu kuzu arkasından gittim. Sonunda odasına girdiğimizde derin bir nefes alıp kendimi koltuğa attım. Şu işi bir alsaydım rahatlayacağım. “Kuzu kahve söylüyorum bize.” “Süper olur canım.” Kafamı toplamam için kafein şart. Balın eşyalarını bırakıp masasına yerleştiğinde kapı çaldı. Görevli kahvelerimizi bırakıp gittiğinde odayı mis gibi kahve kokusu sardı. “Ben eğer işe alınırsam ne yapacağım Bal.” “Yekta beyin programını düzenleyeceksin ve misafirlerini ağırlayacaksın. Onun için önemli iki konu. Öyle diğer patronlar gibi kahve falan getirtmez kendine. Ama iş konusunca çok titizdir ve asla hatayı kabul etmez.” Yalan yok biraz gözüm korktu. Nedense bu adamı daha görmeden ondan çekiniyorum. Adamın ismi bile tüylerimin ürpermesine sebep oluyor. Tam ağzımı açacakken kapı tıklatılıp açıldı. Kafamı çevirdiğimde gördüğüm kişiyle sırıtmaya başladım. “Günaydın Balın. Yalnızsın sanıyordum işin varsa sonra geleyim.” Diyen Mirza çok tatlı gözüküyordu. “Yok gelebilirsiniz Mirza bey. Defne benim kuzenim Yekta beyle iş görüşmeye geldi.” Diye açıklama yapan Balın’la Mirza içeri girdi. Sarışınlıkla kumrallık arasında gezinen adam gerçekten de hoştu. Uzun boyu, spor yaptığını belli eden vücudu, düzgünce yapılmış hafif uzun saçları ve oyunbaz bakan gözleriyle adam tam bir tatlılık abidesiydi. Balın’ın bu adama aşık olmasına şaşmamalı. “Tanıştığımıza memnun oldum bende Mirza.” Diye kendini tanıtıp elini uzatan adamla tokalaştım. Patronum diye koltuklarını kabartmamıştı aferin. İlk puanı aldın benden Mirza bey. “Bir sorun mu var Mirza bey?” Diye soran Balın’a döndü bakışları. “Hayır yok. Hem sorguya çekeceğine insan bir kahve söyler Balın.” Diyen adamla bizimki kıpkırmızı oldu. “Tabi Mirza bey buyurun oturun.” Deyip telefona sarıldı. Bakışlarımı Mirza’ya çevirdiğimde Balın’ı izlediğini gördüm. Bakışlarında hayranlık vardı. Bildiğiniz hayran hayran bakıyordu. Benim de adım Defne’yse bu adam bizim kızdan hoşlanıyor. *** Dikildiğim kapı dizlerimin titremesine sebep oldu. Kapının kenarında yazan Yekta SARPER ismi de hiç yardımcı olmadı. Neyse sakin ol Defne. Alt tarafı bir iş görüşmesi. Derin bir nefes alıp bedenimi dikleştirdim ve kapıyı tıklattım. “Gir.” İçeriden gelen kendinden emin ve tok olan sesle kapıyı açtım. İçeri girip kapıyı kapattım ve arkamı döndüm. Dönmez olaydım. Ulan vicdansızın oğlu bu ne böyle? Holding sahibi dediğin yaşlı, göbekli, kel amca olur. Karşımda bildiğiniz göktaşı var. “Buyurun?” Diyen adamla kendime geldim. Boğazımı temizleyip; “Ben Defne Aygün iş görüşmesi için geldim.” Dedim. Adam ayaklanıp eliyle masanın önündeki koltuğu gösterdi. “Buyurun oturun Defne hanım.” Koltuğa yürürken istem dışı karşımdaki adamı inceledim. En çok dikkatimi çeken şey gözleriydi. Masmavi olan gözleri o kadar keskin bakıyordu ki sanki içimi görüyordu. Bu düşünce ürpermeme sebep oldu. Adam baştan aşağı ben erkeğim diye bağıran tiplerden. Her şekilde etrafından yükselen erkeklik hormonunu hissediyorsun. Ben yerime oturunca o da karşımdaki koltuğa oturup bacaklarını hafif ayırdı. Arkasına yaslanıp bana bakmaya başladı. Gidip koltuğuna otursana be adam ne bakıyorsun. “Kendinizden biraz bahseder misiniz Defne hanım.” “Defne Aygün. 25 yaşındayım. Büro yönetimi ve sekreterlik bölümü mezunuyum. 3 yıldır çalıştığım firmadan istifa ettim. 2 aydır iş arıyorum.” Deyip sustum. “Neden işi bıraktınız?” Sorduğu soruyla gerildim. “Bu özel bir mesele anlatmasam olur mu?” Dedim tereddütle. İnşallah bir sıkıntı çıkarmaz. “Peki öyle olsun. Bakın Defne hanım sizinle açık konuşacağım. Bu ara işlerim oldukça yoğun ve benim düzgün çalışan bir sekretere ihtiyacım var. Gerçekten çalışacak birine. Bir önceki sekreterimi rahat tavrı yüzünden kovmak zorunda kaldım. Sizden istediğim düzenli ve disiplinli çalışmanız. İşi öğrenene kadar ben yardımcı olacağım.” Sustuğunda yutkundum. Ben bu adamla baş edebilecek miyim? “Yekta bey emin olun bu işe ihtiyacım var. Ayrıca çalışma konusunda şüpheniz olmasın. 7/24 bile çalışabilirim. İşkoliklerdenim.” Dediğimde gülümsedi. “Öyle olsun bakalım. Umarım görünüşünüzden farklısınızdır.” Dediğinde şok oldum. Bu adam bana ne dedi şimdi? Ne demek istedi? Ay ben bunu parçalarım! “Düzgün görünmek sizin için ne ifade ediyor bilemem Yekta bey ama yakında anlarsınız nasıl biri olduğumu.” Dedikten sonra ayaklandım. “Başka bir diyeceğiniz yoksa gideyim ben.” Dediğimde dönüp bana baktı. Delici gözleriyle baştan aşağı süzdü vücudumu. Baktığı yerler karıncalansa da dik durmaya devam ettim. “Yarın sabah 9’da işinizin başında olun Defne hanım.” Diyen adama cevap vermeden odadan çıktım. Hödüğe bak sen. Ben sana kim olduğumu çok güzel gösteririm! Herkesi çevresindekiler gibi sürtük sanıyor hödük. Sen dua et bu işe ihtiyacım var. Ama benimde adım Defne’yse sana bu dediklerini yutturacağım Yekta bey! Gece AKSOY Sonunda prova bittiğinde derin bir nefes aldım. Kaçıncı tekrarı yaptığımızı sayamadım bir süre sonra. “Harikaydınız çocuklar. Sizi izlerken büyüleniyorum resmen.” Yiğit hocanın dediğiyle gülümsedim. “Teşekkürler hocam. Hatamız var mıydı?” “Hayır Gece’cim harikaydınız. Sadece Duru biraz daha tutkulu dans et. Karşındaki adamı dans partnerin olarak değil de sevdiğin, arzuladığın adammış gibi düşün.” “Tamam hocam.” Diyen Duru’yla Yiğit hoca çıktı sınıftan. Hepimiz yere çöktük. “Daha ne kadar tutkulu olacağız merak ediyorum? Yakında ateş alacak ortalık haberi yok.” Diyen Duru’yla kahkaha atmaya başladık. “Sakin ol Duru. Yiğit hoca takılıyor sana.” Diyen Emre’ye baktım. “Valla Emre bir manitam olsa senle olduğum kadar yakın olamam.” Deyince daha çok gülmeye başladık. “Abartma be kızım. Alt tarafı tutkulu dans yapıyoruz.” Dediğimde elindeki şişeyi bana fırlattı. “Ben sana evde tutkuyu da dansı da göstereceğim Gece.” Dediğinde öpücük attım. Yalın ve Emre bu halimize güldüler. “Neyse hadi duşlara sonrada kim nereye giderse gitsin. Ben biran önce evimle kavuşmak istiyorum.” Deyip ayağa kalktım. Bizimkilerde peşimden kalkınca eşyalarımızı alıp soyunma odalarına yöneldik. Yalın’lar kendi kısmına geçerken bizde Duru’yla duşa attık kendimizi. Vücuduma değen soğuk su rahatlattı beni. Sıcak havada saatlerce dans etmek bazen gerçekten bunaltıyor. Duştan çıktığımda üzerime beyaz şortumu ve göbeği açık salaş badimi geçirdim. Aradan gözüken göbeğimdeki piercing gerçekten de çok güzeldi. Üniversiteye geçtiğimiz sene bir cesaret yaptırmıştım. Şimdi iyi ki de yaptırmışım diyorum. “Gece saçlarını düzeltecek misin?” Duru’nun dediğiyle aynaya baktım. Saçlarımın yarısından fazlası çok güzel bir mavi tonundaydı ve ben onları böyle çok seviyorum. Mavi demek umut demek, özgürlük demek benim için. O yüzden de asla vazgeçmeyeceğim mavi saçlarımdan. Belime kadar uzun olmasını da ayrı bir seviyorum. “Ben saçlarımdan gayet memnunum. Güzel durmuyor mu?” “Hayır çok güzeller. Sadece sıkılmadın mı hiç onu merak ediyorum.” “Asla sıkılmam.” Dediğimde gülmeye başladık. “Mavi kızım benim. Hadi gidelim.” Dediğinde çantalarımızı alıp çıktık. Çocuklarla vedalaştıktan sonra arabaya binip eve yol almaya başladık. Duru’nun açtığı hareketli şarkıyla birlikte keyifli bir yolculuk yaptık. Tabi İstanbul trafiğinde bir yerden bir yere gitmek tam bir zulüm orası ayrı. Yine de seviyorum bu şehri. Bana yaşadığımı hissettiriyor. Sonunda eve vardığımızda arabadan inip hemen apartmana girdik. Güneş sanki bizi eritmeyi kendine vazife edinmiş. Hayır bu kadar sıcak olur mu arkadaş? Can bu can. “Duru bu Antalya işi bir yerde iyi oldu.” “Neden kuzu?” “Denize gireriz rahatça.” Dediğimde gözleri parladı. “Ay harbiden ya ben bunu hiç düşünmemiştim. En güzel bikinilerimizi hazırlayalım.” Dediğinde kahkaha attım. Deli bu kız. *** Balın ve Defne’nin de gelmesiyle yemeklerimizi yiyip salona kurulduk. Pijama partimizin startını verdiğimizde ilk konu Defne’nin iş görüşmesiydi. Adam bildiğiniz katışıksız öküz çıkmış iyi mi? “Hayır ben bu erkek milletini anlamıyorum arkadaş. Biri öyle diye tüm kadınları aynı sıfata sokma hakkı nereden geliyor?” Dediğimde Duru bıkkınca nefesini verdi. “Erkek milleti diye boşuna demiyoruz kuzum. Hepsinin köküne kibrit suyu.” “Deme öyle Duru Mirza var.” Diyen Balın’la gözlerimi devirdim. “Sen değil miydin daha geçen gün yok çapkın, yok bana bakmaz diyen Bal?” Dediğimde Defne bana döndü. “Valla ben bugün tanıştım hiç de öyle birine benzemiyor. Ayrıca hayran hayran bizim kızı izliyor.” Dediğinde Balın’ın gözleri kocaman oldu. “Saçmalama Defne neden beni izlesin ki?” “Bilemiyorum yavru kuş ama izliyordu. Bu gözler yanılmaz.” Dediğinde Balın sessizliğe gömüldü. “Aman neyse ne hadi film izleyelim. Tüm gecemi mükemmel Sarperlerle harcayamam.” Diyen Duru’yla gülerek ayağa kalktım. Önceden seçtiğimiz filmi televizyona koyup yerime kuruldum. Yaşasın pijama partisi. *** Çocuklar son hareketini yaptığında alkışlamaya başladım. Karşımdaki 6-7 yaş grubum vardı ve hatasız tamamlamışlardı koreografilerini. Hepsiyle tek tek gurur duyuyorum. “Hepiniz harikaydınız çocuklar. Koreografiyi eksiksiz yaptığınız için sizi tebrik ediyorum. Gösteriye az kaldı. O yüzden evde bol bol çalışın. Bir dahaki derste görüşürüz.” Cümlem bittiğinde hepsi ailesinin yanına koşturmaya başladı. Bir buçuk ay sonra büyük bir gösteri vardı. Çeşitli dans okulu öğrencileri gösteri yapacak. Bizde sıkı bir şekilde hazırlanıyoruz. “Gece işin bittiyse çıkalım mı?” “Şimdi bitti canım sen ne yaptın?” “Benim dersim yarım saat önce bitti tatlım seni bekliyordum.” “Planda bir değişiklik yok dimi?” “Hayır canım gidebiliriz.” Dediğinde sınıftan çıktık. Bugün Defne’nin ilk iş günüydü ve biz ona hayırlı olsuna gideceğiz. Saçlarımı bozmadan hızlıca bir duş aldım ve yanımda getirdiğim siyah üzerinde yıldızlar olan elbisemi giyindim. Hava o kadar sıcak ki pantolonlarıma hasret kaldım. Beyaz spor ayakkabılarımı giyinip maşalı saçlarımı ellerimle düzelttiğimde hazırdım. Çantamı koluma takıp odadan çıktım. Duru’nun kapısını tıklatıp; “Hazır mısın kuzu?” Diye sordum. Duru cevap vermek yerine kapıyı açtı. Hazır olduğunu görünce çıkışa doğru yöneldik. “Duru bugün sen kullan.” “Ama Gece ya.” “İtiraz kabul etmiyorum!” Dediğimde şoför koltuğuna geçti. Hah şöyle yola gel biraz. Kız bizi özel şoförü yaptı iyi mi? Balın’ın attığı konuma doğru sürmeye başladı Duru. Bende arkama yaslanıp yolculuğun tadını çıkardım. Sabah zaten Defne’ye çiçek yollamıştık ama bir de sürpriz yapalım dedik. Hem şu hödüğe kızımızın sahipsiz olmadığını gösteririz dimi ama? Vardığımız binaya baktım. Bildiğiniz sonu bulutlara değmek üzere. Hayır bu nasıl bir zenginlik? İnsanın başı döner be buralarda. “Aynı şeyi mi düşünüyoruz Gece.” “Kesinlikle bebeğim.” Dediğimde gülerek indik arabadan. Duru’ya ve bana genelde ikiz derler. Çünkü hiç birbirimizden ayrılmayız ve devamlı aynı şeyi düşünüp, hissederiz. Sonunda binaya girdiğimizde bizi karşılayan serin hava gevşememe sebep oldu. Adamların klimaları gerçekten iş görüyor. Düşünceme gözlerimi devirip asansöre yöneldim. Önce Balın’ın yanına çıkacaktık. Oradan birlikte Defne’ye sürpriz yapacaktık. Sonunda asansör durduğunda rahatladım. Bu ne arkadaş git git bitmiyor? İnsan bu kadar yüksek binada korkar ya. “Gece iç dünyandan çıksan diyorum.” Duru’nun dediğiyle kendime geldim. Ne yapayım kendi kendime konuşmayı seviyorum. Balın’ın kapısının önüne geldiğimizde Duru’yla birbirimize baktık. “Üç deyince.” Dedim. “Bir, iki ,üç.” Dediğimde; “Bal biz geldiiiik.” Diye bağırarak odaya daldık. Tabi gördüğümüz şeyle donup kaldık. Balın masasında otururken bir adam onun üzerine eğilmişti. Hop hop ne oluyoruz be! Balın telaşla ayağa kalktı. “Kızlar hoş geldiniz.” Deyip ikimizi de öptü. Biz kötü kötü Balın’a bakarken o adama dönüp; “Mirza bey misafirlerim geldi. Bu konuyu daha sonra konuşsak olur mu?” Dedi. Vay anasını demek meşhur Mirza bey buymuş. Şöyle bir baştan aşağı baktım da maşallah yani. Allah Balcığıma bağışlasın adam taş gibi. Tabi dünya ahiret eniştemiz. “Emin olun konuşacağız.” Mirza cümlesini bitirir bitirmez fırtına gibi gitti. “Vay anasını. Bal neler oluyor?” Diyen Duru’yla Balın’a döndüm. Kıpkırmızı olmuştu. “Kızlar akşam anlatsam. Şu an bu konuyu konuşmak istemiyorum.” Dediğinde saygı duyduk. Bizim Balın böyleydi. Önce kendi içinde hazmedip, kabullenir sonra bizimle paylaşırdı. Bu bazen birkaç saat bazen de birkaç gün sürer. Bir süre odada oturup havadan sudan sohbet ettik. Çıkış saatinin yaklaşmasını bekliyorduk. İlk günden Defne’yi bay hödüğün gözüne batırmak istemeyiz dimi ama. “Hadi Defne’ye gidelim.” Diyen Balın’la ayaklandık. Kafası pek yerinde değil gibiydi.  Umalım da akşama kadar düzelsin ki neler olduğunu öğrenelim. Hem Mirza beyle ilgili yorumumu yapmam lazım. Defne geldiğimizi anlamasın diye merdivenlerden çıktık. Zaten bir kat canım ne olacak spor olur. Merdiveni bitirdiğimizde elimizdeki minik pastayı çıkardık. Üzerine bir tane mum dikip eğildik ve yürümeye başladık. Biri görse rezillik. Masanın önüne geldiğimizde önce pastayı yukarı kaldırdım. Defne’den ses çıkmayınca hafif öksürdüm. “Kimsiniz?” Dediğinde; “Sürpriz.” Diyerek doğrulduk. Defne halimize kahkaha atıp yerinden kalktı. Hepimize tek tek sarılıp öptü. “Kızlar ne gerek vardı ya. Yerim sizi.” “Ne demek Defne’m sana feda olsun. Yeni işinde hayırlı olsun.” Diyen Duru’yla gülmeye başladık. “Defne’nin yeni işinin şerefine size balık ekmek ısmarlıyorum kızlar.” Diyen Balın’la afif alkış tuttuk. “Aslan Balın bir tanesin sen be.” Dediğimde Defne çantasını toplamaya başladı. “Ben Yekta beye haber vereyim gidelim.” Diyen Defne karşımızdaki odaya yöneldi. Tam kapıyı çalacakken açıldı. İçeriden çıkan üç mükemmel yaratık gözlerimi büyütmeme sebep oldu. Yani bunlar insan olamazlar olsalar olsalar yaratıklardır. Ay yeryüzünde böyle bir şey mi var? Tam karşımda durup gözlerini bana dikmiş olan adam dikkatimi çekti. Uzaktan emin olamadığım ama maviye benzeyen gözleriyle bana bakıyordu. Beni baştan aşağı süzdüğünde husursuzca yerimde kıpırdandım. Anında bakışlarını çekti. Aferin! “Yekta bey ben çıkabilir miyim?” Defne’nin konuştuğu adama baktım. Demek hödük sensin. Hoş bir hödük için oldukça yakışıklı bir adam ama işte dış görünüşle olmuyor. Dışı Ferrari ise içi Tofaş! “Çıkabilirsin Defne.” Dediğinde Defne yanımıza gelmeye başladı. Balın gülümseyerek adamlara yürüdü. Mirza’nın gözleri devamlı üzerindeydi. Galiba Defne haklı. Bana bakan adamla tokalaşıp; “Hoş geldiniz Alaz bey.” Dedi. “Hoş bulduk Balın. Nasılsın?” “İyim sağ olun. Siz nasılsınız.” “Bende iyim. Neyse bize müsaade iyi günler.” Deyip yanımıza geldi. Gitmek için arkamı dönmeden önce son kez baktım karşımdaki adama. Neydi adı? Alaz!     Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD