Alaz SARPER
Sonunda evden içeri girdiğimde derin bir nefes aldım. İnsanın evi gibisi yok. Direk odama yöneldim. İçeri girdiğimde küçük valizimi kenara atıp banyoya geçtim.
Soğuk su başımdan aşağı aktığında rahatladım. İşimi çok sevsem de devamlı yolculuk etmeyi sevmiyorum. Uzun bir duş aldıktan sonra belime bir havlu bağlayıp duştan çıktım. Dişlerimi de fırçaladığımda tamamdım.
Hava sıcak olduğu için sadece boxerımı giyindim. Son işimi yapıp yatmak istiyorum. Hemen telefonumu elime alıp sultanımı aradım.
“Efendim oğlum.”
“Sultanım aklın kalmasın ben geldim evdeyim.” Dediğimde derin bir nefes verdi.
“Şükürler olsun oğlum. Yol yorgunusundur dinlen sen sonra konuşuruz.”
“Tamam sultanım babama selam söyle.”
“Söylerim.” Dedikten sonra kapattı telefonu.
Cavidan sultan koca kazıkta olsak bize bakmaktan hayatta vazgeçmez. Hele bir haber verme vallahi ot tıkar canımıza. Annemle de konuştuğuma göre yatabilirim. Tam yatağıma girecekken telefonum çaldı. İçimden tam sövecekken arayanı görüp durdum.
“Efendim abi.”
“Alaz geldin mi abim?”
“Yeni geldim sayılır abi. Hayırdır bir sorun yok dimi?”
“Yok oğlum ne sorun olacak. Biraz dinlen yanıma gel birlikte yemeğe çıkarız.”
“Tamam abi biraz uyuyayım gelirim.”
“Tamamdır koçum.” Abim telefonu kapatınca direk yatağa bıraktım kendimi.
Uyku için en rahat pozisyonumu bulup gözlerimi kapattım.
***
Uzaklardan gelen telefonumun sesi uykumun hafiflemesine sebep oldu.
“Kim bu ya!” Gözlerim kapalı telefonu aradım.
Elime geldiğinde gözüme getirip arayana baktım. Bir sen eksiktin Mirza.
“Ne var Mirza.”
“Lan abinle doğru konuş.” Dediğinde gözlerimi devirdim.
“Buyur abiciğim.” Dediğimde kahkaha attı.
“Ne yapıyorsun kardeşim?” Dediğinde bende güldüm.
“Bıraksaydın uyuyacaktım ama sayende uyandım canım abim.”
“Hergele öğlen oldu kalk da gel.”
“Tamam be tamam.” Deyip telefonu suratına kapattım.
Bana bu dünyada bir rahat, huzur yok arkadaş. Oflaya puflaya yataktan kalktım. Hayır yarın yesek o yemeği olmuyor mu? Bir bırakın da uyuyalım be!
Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelince mutfağa indim. Bence biz tek katlı eve taşınalım. Hayır evin içinde merdiven olur mu ya? Ben yorgun insanım. Bir de evin içinde kilometre yapıyorum.
Temiz ve düzenli olan mutfağa girdiğimde sırıttım. Anlaşılan temizlik ekibi yeni gelmiş. Buz dolabını açıp sıkılmış portakal suyunu aldım. Büyük bir bardağa doldurup tek dikişte içtim. Oh be buz gibi.
Ada tezgahında duran telefonum çalmaya başladı. Yok arkadaş tele kızları geçtim ya. Antalya’da ki otelin müdürünün aradığını görünce hemen açtım.
“Efendim Metin bey.”
“İyi günler Alaz bey. Rahatsız ediyorum ama bir problem var.” Dediğinde gerildim.
“Bana Fransız misafirlerimizle ilgili olmadığını söyleyin Metin bey.” Dediğimde adam sıkıntılı bir nefes aldı.
“Onlarla ilgili ama çok da büyük bir sorun değil.”
“Ne oldu?”
“Adamlar gelişlerini 1 hafta öne çekti. Yanı öbür Pazar değil bu Pazar otele giriş yapmış olacaklar.” Allah kahretsin! 6 günümüz var!
“Yapacak bir şey yok Metin bey. Bu iş bizim için çok önemli biliyorsunuz. O yüzden hazırlıkları öne çekin hiçbir eksik istemiyorum.”
“Şey Alaz bey.” Kıvranması sinirlerimi bozdu iyice.
“Sorun ne?”
“Dans ekibinde küçük bir sıkıntı oldu.” İki kere kahretsin!
“Gerekirse teklif ettiğiniz ödemenin iki katını verin Metin bey ama çözün bu işi.”
“Tamam efendim.” Diyen adam telefonu aceleyle kapattı.
Telefonu tezgaha fırlatıp ellerimi saçlarımdan geçirdim. Bir bu eksikti. Aylardır bu iş için hazırlanıyoruz şimdi bu oldu mu? Adamlar hem tatil hem de iş için geliyorlar yanımıza ve bizim bu anlaşmayı yapmamız lazım. Özellikle oteller için çok iyi reklam olacak bu iş. İnşallah bir sıkıntı çıkmaz.
Telefonumu alıp odama çıkmaya başladım. İçeri girdiğimde direk giyinme odasına yöneldim. Koyu renk kotumu giyinip üzerine beyaz tişörtümü giyindim. Oldum olası takım elbise insanı olamadım. Saçlarımı ellerimle hizaya soktuğumda hazırdım.
Araba anahtarı, cüzdan, telefon tamamım gidebilirim. Evin içinden yerin altındaki garaja indim. Abimlerin de benimde tek takıntımız arabalar. Karşımda çeşit çeşit turan arabalar herkesin ağzının suyunun akacağı cinsten. Tabi kimse benim bebeğim gibi olmaz.
Kırmızı Audi R8’ime bindiğimde direksiyonunu okşadım.
“Bebeğim seni çok özledim. Biliyorum sende beni özledin.” Arabamla konuşmayı bitirince motoru çalıştırdım.
Garajda motorun sesi gürleyince sırıttım. İşte benim bebeğim. Güzel bir müzik açtıktan sonra güneş gözlüklerimi takıp yola çıktım. Otobana çıktığımda arabanın üstüne açtım. Tenimi yalayıp geçen rüzgarla kahkaha atıp gaza daha çok abandım. Ne yapayım seviyorum arabamı.
***
Sonunda asansöre binebildim. Sağ olsunlar gören herkes durdurup “Hoş geldiniz.” Dediler. E tabi yerimde durmazsam hiç millet göremez beni. Önce Mirza’ya uğramaya karar verdim.
Asansör durduğun inip Mirza’nın odasına yürümeye başladım. Sekreterine;
“Mirza müsait mi?” Diye sordum.
“Müsait Alaz bey. Bu arada hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk.” Deyip yürümeye başladım.
Adını hatırlayamasam da iyi ve saygılı bir kız. İşinde gücünde oldukça çalışkan biri. Odaya girdiğimde içerde dört dönen Mirza’yla karşılaştım. Anında kaşlarım çatıldı. Mirza kolay kolay sinirlenmez.
“Mirza hayırdır?” Dediğimde bana döndü.
Gözlerinde gördüğüm öfke şaşırmama sebep oldu.
“Hoş geldin Alaz.” Gözlerimi devirdim.
“Bırak şimdi hoş geldini ne oldu?” Sinirle nefes aldı.
“Balın Ufuk’la öğlen yemeğine çıkmış.” Dedikten sonra tekrar dönmeye başladı.
Anlaşılan mevzu derin.
“Ufuk kim?”
“Bizim mimarlardan biri. Birkaç zamandır Balın’a bakışları dikkatimi çekiyordu ama bu kadarını beklemiyordum.”
“Tamam bir sakin ol gel oturalım.”
“Ne sakini Alaz? Yemeğe çıkmış diyorum!”
“Başkasıyla çıksın istemiyorsan git açıl kıza Mirza. 1 sene oldu neyi bekliyorsun?”
“Siktir git.” Diye gürleyip odada ki banyoya girdi.
Kafamı iki yana sallayıp koltuğa oturdum. Bu Mirza’dan bir halt olmaz. Telefonumu çıkarıp sosyal medyada dolandım biraz. Bizimki biraz kendine gelsin de gidip abimi koltuğundan kazıyalım.
Mirza sonunda çıktığında biraz daha sakin gözüküyordu. Islak saçlarına bakılırsa duş almış. Bizimkinin ateşini anca soğuk su paklar.
“Yavrum soğudun mu?”
“Uğraşma benimle Alaz.” Dediğinde gülmeye başladım.
“Ama dayanamıyorum.”
“Alaz.” Dişlerinin arasından tıslayınca ellerimi havaya kaldırdım.
“Tamam şampiyon sakin ol.” Dediğimde gülmeye başladı.
“Şebek seni gel buraya.” Deyip kollarını açınca yerimden kalkıp abime sarıldım.
“Özledik hergele nerelerdesin?”
“İşler bir bıraksa geleceğim de durmuyorlar ki!”
“Yapacak bir şey yok küçük bey. Ekmek piş ağzıma düş yok.”
“Dedi masasından kalkmayan Mirza.” Dediğimde kafama vurdu.
“Abiyle dalga geçilmez.”
“Aman ne abi ne abi. Neyse hadi gidip patronu koltuğundan ayıralım.” Dediğimde Mirza kahkaha attı.
“Hadi gidelim.” Dedikten sonra eşyalarını aldı.
Odadan çıktığımızda ben asansöre yönelirken Mirza sekreterine bir şeyler deyip yanıma geldi. Bir üst kata çıktığımızda abimin yeni sekreteri çarptı gözüme. Maşallah güzel kız. Kız bizi görünce hemen ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz Mirza bey.”
“Hoş bulduk Defne. Kardeşimiz Alaz. Alaz Defne’de abimin yeni sekreteri aynı zamanda Balın’ın kuzeni.” Mirza bizi tanıştırdığında turuncu güzele elimi uzattım.
“Tanıştığımıza memnun oldum Defne.”
“Bende Alaz bey.”
“Abim müsait mi?” Diye sordu Mirza.
“Müsait.” Dediğinde odaya yöneldik.
İçeri girdiğimizde abimin masasında dosyalara gömüldüğünü gördük. Bu haline gülümseyip yanına yürüdüm.
“Beni çağırıyorsun abi ama hala çalışıyorsun?” Dediğimde kafasını kaldırıp gülümsedi.
“Hoş geldin aslanım. Özledik lan.” Dediğinde gülerek sarıldım abime.
Babamdan sonraki tek dayanağımıza.
“Hoş buldum abim. Valla bende özledim ya.”
“Hadi geçin oturun. Anlat bakalım hergele neler yaptın.” Dediğinde gidip abimin koltuğuna oturdum.
Küçüklüğümden beri patron koltuğuna oturacağım diye tutturmuşumdur. Abim bana gülüp kahve makinesine yöneldi.
“Kahve içiyor musunuz?” İkimizde onaylayınca kahveleri yapmaya başladı.
Sonrasında da bol kahkahalı bir sohbet başladı.
***
Abimin son dakika işi yüzünde odada sıkılmakla meşgulüz. Biz gidelim dedik salmıyor da arkadaş. Patladım burada ya. Can sıkıntısından izlediğim kamera görüntülerinde gözüme çarpan şeyle kaşlarımı çatıp bilgisayarın ekranına eğildim.
Mavi bir saç mı gördüm bana mı öyle geldi? Peki bu kızlar neden yerde sürükleniyor?
“Mirza seninki yerlerde sürükleniyor.” Dediğimde bana baktı.
“Ne diyorsun oğlum?”
“Gel de bak.” Dediğimde Mirza’yla birlikte abimde geldi.
Balın yanında iki kızla yerde sürünerek Defne’nin masasına yürüdüler. Önce ellerindeki küçük pastayı gösterip sonra kendileri çıktılar. Mavi saçın sahibini gördüğümde nefesimi tuttum. Bu nasıl bir güzellik böyle.
“Abilerim ben yokken mankenlik ajansı açtınız da haberim mi yok?” Dediğimde ikisi de gülmeye başladı.
“Saçmalama Alaz. Hadi çıkalım işim bitti.” Diyen abimle ayaklandım.
Ekrandaki güzelliğe bir kez daha bakıp bilgisayarın ekranını kapattım. Ulan vicdansızın kızı bu kadar güzel olunur mu? Bildiğin insanlık suçu bu ya. Abim tam kapıyı açtığında Defne çıktı karşımıza.
Bakışlarım direk karşımdaki güzellik abidesini buldu. Göz göze geldiğimiz an kalbim tekledi. Gördüğüm masmavi gözler gerçek olmayacak kadar güzeldiler. Bir anda dudaklarını yalayan kızla gözlerim dudaklarına indi. Kırmızı ve dolgun dudakları resmen öp beni diyor.
Ne öpmesi Alaz kendine gel! Gözlerime engel olamadan baştan aşağı süzdüm kızı. Düzgün vücudu ve pürüzsün beyaz teni fazla güzeldi. Bu kız fazla güzeldi. Can yakacak kadar güzel hem de. Sonunda tekrar kızın gözlerine çıktığımda huzursuzca yerinde kıpırdadı.
Hemen gözlerimi çektim. Kıza tren muamelesi yaparsan tabi rahatsız olur salak Alaz! Bana doğru yürüyen Balın’ı gördüğümde kendime geldim. Ne oldu ya?
“Hoş geldiniz Alaz bey.” Diyen Balın’a gülümseyip elini sıktım.
“Hoş bulduk Balın. Nasılsın?”
“İyim sağ olun. Siz nasılsınız.”
“Bende iyim. Neyse bize müsaade iyi günler.” Deyip arkadaşlarının yanına döndü.
Kızlar arkasını dönüp çıkarken güzellik abidesi okyanuslarıyla son kez bana bakıp gitti. Kimsin sen okyanus?
“Alooooo.” Kulağımın dibinde bağıran Mirza’yla sıçradım.
“Kulağımı siktin Mirza.” Dediğimde abim;
“Alaz!” Diye kızdı.
“Pardon abi.” Deyip önüme döndüm.
Yekta abim küfürden nefret eder.
“Sen nereye daldın öyle genç?” Diyen Mirza’ya baktım.
“Mavi saçlı kız kim? Tanıyor musunuz? Adı ne?” Peş peşe sorduğum sorularla ikisi de şaşkınca bana baktı.
“Sakin Alaz. Tanımıyorum.” Dediğinde omuzlarım çöktü.
Şimdi ben seni bir daha göremeyecek miyim okyanus?
“Hadi bizde çıkalım.” Diyen abimle asansöre yöneldik.
Direk garaja indik.
Arabalara binmeden abime döndüm.
“Nereye gidiyoruz?”
“Nereyi isterseniz?” Dediğinde Mirza;
“Hasan amcanın yerine gidelim.” Dediğinde arabalara bindik.
En iyisi Hasan amca ya. Restoranlara bin basar.
***
Hasan amcanın dükkanına geldiğimizde bizi karşıladı.
“Ooo beyler hoş geldiniz. Neredesiniz siz ya özlettiniz kendinizi?”
“Hoş bulduk Hasan amca. İş güç derken fırsat olmuyor.”
“Sizde haklısınız oğlum. Hadi geçin her zamankinden hazırlıyorum.”
“Aynen Hasan amca.” Dediğimde yerimize oturduk.
Hasan amcayı ben Lisedeyken Umut’la birlikte keşfettik. O günden beri de hep buradayız. Hasan amcanın Ortaköy de deniz kenarında küçük bir dükkanı var. İstanbul’un en güzel balık ekmeğini burada yersiniz.
“Alaz işler nasıl oğlum. Artık burada dursan diyorum.”
“Abi emin ol bende memnun değilim devamlı gezmekten ama ne yapayım. İşler bir türlü bitmedi ki. Fransızlar bu Pazar gelmeye karar vermiş.” Dediğimde Yekta abimin gözleri büyüdü.
“Bu Pazar mı? Nasıl yetişeceğiz lan?”
“Her şeyi hallettik. Bir tek dans ekibinde sıkıntı çıktı ama onu da ben hallettim.” Dediğimde rahatladı.
“Şu işi bir alsak her şey rutine oturacak.”
“Şu iş bitse de Alaz da burada dursa.” Diyen Mirza’yla gülümsedim.
Biz üç erkek kardeş hayatta ayrılmazdık. Aramızda çok farklı bir bağ var. Hem kardeş hem de arkadaşız.
Sohbet devam ederken kafamı çevirdim ve gördüğüm şeyle donup kaldım. Ah be mavi saçlı kız çık aklımdan. Bak hayalini görmeye başladım. Gözlerimi kapatıp açtığımda hala oradaydı ve gülümsüyordu.
Gülümseme be kızım biri görecek!
“Mirza ben hayal mi görüyorum kızlar burada mı?” Dediğimde Mirza baktığım yere baktı.
“Oha Balın.” Gözleri büyümüş bir şekilde kıza bakmaya başladı.
Daha fazla dayanamayıp kahkaha atmaya başladık bu haline.
“Garip bir tesadüf.” Diyen Yekta abimi onayladım.
Tesadüf mü derler yoksa dünya küçük mü bilmem ama iyi ki denk geldik.
“Ya bu Balın neye gülüyor bu kadar arkadaş? Gülmesin be! Gamzelerini kimse görmesin!” Diye isyan eden Mirza’ya baktım.
“Mirza neden gidip açılmıyorsun kıza?”
“Nasıl açılayım oğlum? Baksana şuna bana bakar mı hiç?” Dediğinde gözlerimi devirdim.
“Saçmalama Mirza. Niye bakmayacakmış. Yakışıklısın, zekisin, çalışkansın, sadıksın, ilgilisin daha ne?” Dediğimde omzunu silkti.
“Mirza abicim en son sevgilin üniversitede oldu. En azından önceden arada bir birileriyle takılıyordun. Balın’ı gördüğünden beri o da yok. 1 sene oldu oğlum daha ne kadar böyle devam edeceksin.” Diyen Yekta abime;
“Al benden de o kadar.” Diye destek verdim.
“Anlamıyorsunuz beyler. Eğer açılırsam ve reddederse onu temelli kaybederim. En azından böyle devamlı burnumun dibinde. Evet belki sarılamıyorum, elini tutamıyorum, öpemiyorum, kokusunu içime çekemiyorum, saçlarını okşayamıyorum ama yanımda. Bunu riske atmam. Eğer Balın’ı temelli kaybedersem dayanamam.” Sustuğunda bizde sustuk.
Mirza her zaman içimizde en duygusal olandı. Balın’a beslediği duyguları anladığı günden beri her gün onu dinledik. Bir saniye olsun dilinden düşürmedi. 1 senedir gizlice çektiği fotoğraflara bakıp duruyor. Hatta aramızda kalsın odasında sırf Balın’ın fotoğraflarından oluşan bir bölüm var.
“Tamam seni anlıyorum ben. Peki ya başka biri girerse hayatına ne olacak? Bu gün iş arkadaşıyla çıktığı öğlen yemeğinde deliye döndün. Ya bir gün birinin kolunda görürsen ne olacak?” Dediğimde yumruklarını sıktı.
“Olmayacak öyle bir şey!”
“Mirza, aslanım bence sen artık cesaretini topla ve açıl şu kıza.” Son noktayı koyan Yekta abimle konuyu kapattık.
Mirza hayran hayran Balın’ı izlerken benimde gözlerimin okyanusa takıldı. Doğal haliyle o kadar güzel ki. Konuşurken kıpırdayan dudakları, her hareketinde sallanan mavi saçları, gülümsediğinde yüzünde oluşan ifade bu kız gerçekten sanat eseri.
Allah özene bezene yaratmış derler ya tam da bu kız için söylenmiş. Acaba sevgilisi var mıdır? Aklıma gelen düşünce dişlerimi sıkmama sebep oldu. İnşallah yoktur. Ama kesin vardır. Böyle güzel kızı boş bırakmazlar ki. Eminim peşinde bir sürü erkek vardır.
İstemsiz ellerim yumruk haline geldi. Öldürürüm tüm o erkekleri! Sakin ol oğlum ne bu tavırlar kendine gel!
“İyi misin Alaz?” Diyen abime baktım.
Bir şey de kaçsın gözünden be abi.
“İyiyim abim. Hem de çok iyiyim.” Dediğimde yemeklerimiz geldi.
Açlıkla ekmeklerimize gömüldük. Hem karnımızı doyurduk hem de bolca sohbet ettik. Her ne kadar abimlerle konuşsam da bir gözüm okyanusun üzerindeydi.
Biz yemeklerimizi bitirmiş çayımızı içerken kızların ayaklandığını görünce kaşlarımı çattım. Nereye ya ben daha izleyecektim seni okyanus.
Kızlar bir konuda anlaşmazlık yaşarken Balın;
“Gece ya çok fenasın.” Deyip mavili güzele vurdu.
“Gece.” Diye kendi kendime tekrar ettim.
Demek adın Gece. Kendin kadar adın da güzelmiş okyanus. Yüzü hala bana dönükken son kez gözlerine baktım.
Eğer bir daha o okyanuslarınla karşıma çıkarsan mavili güzel peşini bırakmam. Bu da sana Sarper sözü olsun!
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*