Gece AKSOY
Elimde kahvemle odanın balkonunda oturuyordum. Alaz’la karşılaşma ihtimalim yüzünden dışarı çıkamıyorum. Adamda sanki radar var. Odadan dışarı adım attığım an karşımda beliriyor. Duru havuz başına inmek istediğinde odada kaldım onun yüzünden.
Duru abarttığımı düşünse de elimde değil. Mesela Yalın’la bir araya gelmekten çekinmiyorum ama Alaz beni korkutuyor. Onda farklı bir şey var sanki. Yalın’ı püskürttüğüm gibi kolayca püskürtemem. Nedense bana böyle bir izlenim veriyor.
Çalan telefonumla yerimden sıçradım. Alaz’a o kadar dalmıştım ki farkında değilim. Telefonu elime aldığımda arayan kişiye gözlerimi devirdim.
“Efendim Yalın.”
“Ne yapıyorsun Gece?”
“Odamda kahve içiyorum Yalın.”
“Diyorum ki biz provaya erken mi başlasak?”
“Neden?”
“Bugün ki gösteride bir bölümü kaçırıp duruyorum. Beraber çalışırsak daha rahat olur.” Yok ya bana rahat yok.
“Tamam geliyorum birazdan.” Deyip telefonu kapattım.
Hayır yani daha ne yapayım ben sana benden uzak durman için? Kaç kere yüzüne karşı hayır dedim. Ona karşı kesinlikle çok kabayım ama adam yine de vazgeçmiyor. Ne buluyorsa bende bu kadar?
Kahvemin dibini yudumlayıp yerimden kalktım. Direk dolaba yönelip siyah tayt ve salaş bir badi çıkardım. İçine sporcu atletimi de çıkardığımda üzerimi giyinmeye başladım. Dans ederken çok rahat olmam lazım.
Giyinmem bittiğinde saçlarımı düzgün bir balerin topuzu yaptım. Provada çok terlediğim için her yerime yapışıyorlar. O yüzden toplamak en iyisi.
Spor ayakkabılarımı da giyindiğimde hazırdım. Telefonumu elime alıp çıktım odadan. Kart nasılsa Duru’daydı. Asansörün düğmesine basıp beklemeye başladım.
“Gece.” Alaz’ın sesini duyduğumda bıkkınca nefes verdim.
Zaten bendeki bu şansla kesin çölde kutup ayısı çıkar karşıma. Ya da koridorda Alaz! Arkamı dönüp baktım. Kendinden emin duruşuyla yürüyordu bana.
“Efendim Alaz bey.” Dediğimde gözlerini devirdi.
“Bana ne zaman bey demeyi bırakacaksın?” Dediğinde bende gözlerimi devirdim.
“Ne vardı Alaz bey?” Dedim beye baskı yaparak.
“Bir şey yok seni görünce selam vereyim dedim. Bu gün hiç gözükmedin?”
“Biraz yorgunum dinleniyordum.” Dediğimde yüzünü telaş kapladı.
“İyi misin? Eğer kötüysen akşamki dansı iptal edeyim.” Diye peş peşe sıraladığında gülümsedim.
Biraz tatlı olabilir. Yani çok az. Azıcık.
“İyiyim Alaz bey. Şimdi provaya iniyorum.” Dediğimde yüzü asıldı.
“O herifle mi?” Dediğinde kaşlarımı çattım.
“Kiminle? Anlamadım.”
“O Yalın mıdır nedir onunla mı?” Dediğinde güldüm.
“Yalın benim dans partnerim. Ben her dansımı ve her provamı onunla yapıyorum.”
“Aman iyi yapıyorsun.”
“Derdiniz ne Alaz bey?” Dediğimde bana yaklaştı.
Aramızda neredeyse mesafe kalmamıştı.
“Derdim sensin okyanus?”
“Benim adım Gece!”
“Bu konuda anlaşmıştık okyanus.” Tam söylenecekken asansör geldi.
Onu görmezden gelip sinirle asansöre bindim. Okyanusmuş! Okyanuslarda boğul emi Alaz efendi! O da bindiğinde kapılar kapandı ve hareket etmeye başladık.
“Neden bu kadar inatçısın Gece?” Dediğinde cevap vermedim.
“Sana söylüyorum Gece!” Omzumu silktim.
Söylüyorsan söylüyorsun. Duymak zorunda mıyım? Alaz stop düğmesine basınca asansör sarsılarak durdu.
“Ne yapıyorsun?”
“Bana cevaplar verene kadar gidemezsin.”
“Çekil şuradan.” Deyip panele uzanmaya çalıştım ama engel oldu.
Birkaç başarısız girişimim sonucunda pes ettim.
“Ne istiyorsun?” Diye sordum bıkkınca.
Erkeklerin daha kuvvetli olmasından nefret ediyorum!
“Birkaç cevap sadece.”
“Ne merak ediyorsun?”
“Neden böylesin?” Dediğinde kaşlarım çatıldı.
“Nasılım?”
“Öfkeli, uzak, devamlı kızgın. Sana hiçbir şey yapmamış olmama rağmen devamlı beni tersliyorsun.”
“Doğal halim böyle. Karakter meselesi.” Ellerini cebine koyup sırtını panele doğru yasladı.
“Karakterin öyle değil. Seni oldukça fazla izledim ve iyi bir gözlemciyimdir. Çevrendeki insanlara karşı farklısın. Hatta abimlere bile farklısın. Bu tavrın bana özel ha birde o Yalın denen adama.” Dediğinde şaşkınca baktım.
Adam gerçekten iyi analiz yapıyordu. Madem kartları açık oynamak istiyorsun Alaz bey günah benden gitti.
“Benimle ilgilenen adamlara karşı tavrım bu.”
“İyi de neden?”
“Sana ne.”
“Gece sabaha kadar seni bu asansörde tutarım.” Dediğinde gözlerine baktım.
O gözlerdeki kararlılık bana yapacağını gösterdi.
“Aşka inanmam. Sevgiye inanmam. Hele erkeklere hiç inanamam. Oldu mu?”
“Neden böylesin? Kim kırdı kalbini?”
“Kimse.” Dedim umursamazca.
“Gece yapma. Belli ki geri zekalının biri kalbini kırmış.” Dediğinde alayla güldüm.
“Birinin kalbimi kırması için önce hayatıma girmesi lazım.” Dediğimde gözleri büyüdü.
Zaten güzel olan gözleri bu basit hareketle daha da güzelleşti.
“Şimdi senin hiç sevgilin olmadı mı?” Bu şaşkın haline güldüm.
“Hayır olmadı. Ne var bunda?”
“İyi de o zaman niye?” Sana ne be adam! Sana ne!
“Bir sebebi yok.” Dediğimde yaslandığı yerden doğruldu.
Bana doğru yürümeye başladığında sırtımı asansörün duvarına yasladım. Gelmesene be adam. Ay burası küçüldü mü ne? Dibime kadar girip eğildiğinde burunlarımız neredeyse birbirine değecekti. Uzunca bir süre gözlerimi baktı. O an nefesimi tuttum.
Bakma bana öyle. Alamam seni kalbime. Ben kimseyi alamam kalbime!
“Bak okyanus seni gördüğüm ilk an bana bir şey oldu. Daha önce hiç olmayan bir şey. Seni kazanmak, benim yapmak istiyorum ama müsaade etmiyorsun. Çabalamama bile izin vermiyorsun. Neden?” Daha fazla dayanamayıp ellerimi göğsüne koydum ve ittirdim.
Allah’tan çekildi. Hemen düğmeye basıp asansörün hareket etmesini sağladım. İneceğim yere kadar tek kelime etmedim. Asansör durduğunda ona dönüp;
“Benim okyanusum kimseyi kabul etmez. Zorla girmeye çalışanı da yok eder. O yüzden boşuna uğraşma.” Dedikten sonra indim.
Hızlı adımlarla prova salonuna doğru yürüdüm. Kapıya vardığımda sırtımı duvara yaslayıp durdum. Elimi hızla atan kalbimin üzerine koydum. Neden böyle tepki veriyorsun? Bu zamana kadar yaklaşan hiç kimseye kıpırdamazken ne var bu adamda.
Ateş.
Bir anda içimde yükselen ses titrememe sebep oldu. O gözlerde büyük bir ateş vardı. Hem bu öyle bir ateşti ki eğer yaklaşırsam tüm okyanusu buhar edebilirdi. O yüzden bu adamdan uzak durmak zorundayım.
Derin birkaç nefes alıp kendimi sakinleştirdiğimde doğruldum. Odaya girdiğimde Yalın’ın ısındığını gördüm.
“Hoş geldin Gece.” Beni fark ettiği an durmuştu.
İçimden konuşmak gelmediği için müzik çaların yanına yürüdüm. Tişörtümü çıkartıp müziğin sesini yükselttim ve ısınmaya başladım.
Müzik hem Yalın’ın hem de içimdeki sesin susmasını sağladı. Kendimi dansın büyüsüne bıraktığım an benliğime kavuşmuştum.
***
Sonunda prova bittiğinde bende bitmiştim. Ama bu yorgunluk bana iyi gelmişti. İçimdeki negatif enerjiyi atmamı sağladı. Yalın yanıma oturduğunda ona baktım.
“Daha iyi misin?” Dediğinde anlamaz gözlerle baktım.
Gülümseyip;
“Geldiğinde barut gibiydin. Şimdi iyi misin?” Dediğinde kafamı salladım.
Beni bu kadar iyi tanımak zorunda mısın? Ne kadar sinirli olduğumu anlamış. Hatta ve hatta dansın beni sakinleştirdiğini de fark etmişti. Ben mi açık kitabım? Yoksa çevremdeki adamlar mı çok iyi analiz yapıyor?
“Gece bu akşam seni dışarı çıkarsam?” Dediğinde gözlerimi devirdim.
Hiç vazgeçmiyordu.
“Olmaz Yalın.” Dediğimde elimi tuttu.
“Yapma Gece. Sana senelerdir köpek gibi aşık olduğumu biliyorsun. Lütfen kabul et.” Hemen elimi çektim.
“Yalın bunu seninle defalarca konuştuk. Hayatımda kimseye yer olmadığını biliyorsun.”
“Ama…” Dediği an sinirle yerimden fırladım.
“Ne ama ya ne ama! Ulan niye kimse anlamıyor? Ben hayatımda kimseyi istemiyorum! İS-TE-Mİ-YO-RUM. Bu kadar mı zor anlamak? Senelerdir anımda kızlardan başka kimi gördün? Artık biraz laftan anla ya. Birinizde hayır kelimesini anlayın be!” Diye avazım çıktı kadar bağırdım.
Sonrada tişörtümü elime alıp dışarı çıktım. Artık dayanamıyorum ben ya. Nedir bu aşk meselesi? Öldünüz mü arkadaş aşkımdan? Yalın senelerdir bezdirdi! Alaz desen birkaç günde pes ettirdi! Yeterin artık ya.
Sinirle kendimi odanın kapısında buldum. Nasıl geldiğimi bile anlamadım resmen. Birkaç kez hırsla vurdum ama açılmadı. İki kapı ötedeki Defne’lerin odasına geçtim. Bu kapıdan da hırsımı alırken bir anda açıldı.
Balın kaşlarını çatıp;
“Gece iyi misin?” Diye sordu.
Sinirle içeri yürüdüm. Herkes iyi misin diyor. Değilim ne olacak!
“Gece korkutma beni.”
“Bir şey yok Balın. Sinirlendim sadece.” Dediğimde gelip yanıma oturdu.
“Neler oluyor mavili güzel.” Dediği an yaşlar gözlerimden akmaya başladı.
Ne kadar kendimi sıksam da durduramadım. Balın tek kelime etmeden bana sarıldı. Bende ona sarılıp hıçkırarak ağlamaya başladım.
Saatlerce ağladım. İçim çıkana kadar hıçkırdım. Kendime, anneme, babama, Yalın’a, Alaz’a hepsine lanet ederek ağladım. Sonunda sakinleştiğimde Balın endişeyle bakıyordu bana.
“Gece’m ne oldu hadi anlat bana?”
“Yok bir şey Balın.”
“Yapma Gece. Sende insansın patlarsın. İçine atma anlat. Söz veriyorum aramızda kalacak. Kızlara bile söylemeyeceğim.” Daha fazla susamadım.
“Dayanamıyorum Bal. İnsanların üzerime gelmesinden yoruldum. Milyonlarca aşık olunacak kadın varken gelip benimle uğraşmalarından yoruldum. Hayatımda kimseyi istemiyorum diyorum neden anlamıyorlar?”
“Yalın mı yine?”
“Yalın yetmiyormuş gibi Alaz da geldi.” Dediğimde Balın şok oldu.
“A-Alaz mı? Hani şu Alaz Sarper olan Alaz mı?” Dediğinde gözlerimi devirdim.
“Evet o.”
“Oha!”
Bir süre ikimizde konuşmadık.
“Şimdi Alaz da mı sana aşık?”
“Bilmiyorum. Aşığım demedi ama adam bana okyanus diyor.” Dediğimde kafasını kaşıdı.
“Ay Gece kafam karıştı. Şunu adam akıllı anlatsana.” Dediğinde anlatmaya başladım.
Alaz ile aramızda geçen konuşmadan başlayıp Yalın’la ettiğim kavgaya kadar her şeyi anlattım. Sustuğumda Balın da susmuştu. Sanırım diyecek bir şey bulamadı.
“Vay anasını.”
“Bal.” Dedim uyarırcasına.
“Tamam kızma Gece sadece şaşkınım. Alaz’a bak sen.”
“Adam taktı kafayı bana. Sanki Yalın yetmiyordu bana.”
“Gece kızma ama bir dü…”
“Devamını getirme Bal kalbini kırarım.” Diye lafını kestim.
“Tamam canım bir şey demedim.” Dediğinde kendimi oturduğum yatağa bıraktım.
Kafam kazan gibiydi. Bir anda patlayınca normal tabi. Hayır üstüme gelin gelin sonra Gece sinirli. Bu garip gece ne yapsın? Hangi birinizle uğraşsın?
“Bende sana bir şey anlatacağım ama aramızda kalacak.” Diyen Balın’a göz devirdim.
“Ne zaman birine anlattım Bal?” Dediğimde Balın’ın sustu.
Sanki cesaret topluyordu. O an anladım ki büyük bir şey geliyor. Uzandığım yerden kalkıp oturdum ve sabırla bekledim. Balın sonunda ağzını açtığında şükür duası yapabilirdim.
“Şey dün Mirza bir garipti.”
“Nasıl yani?” Diye sorduğumda anlatmaya başladı.
Dinledikçe gülsem mi ağlasam mı? Şaşırdım. Bu Mirza dut gibi aşıktı bizim kıza ama benim saf arkadaşım anlamıyordu. Daha adam sana ne desin Bal? Yani benim hiç sevgilim olmamasına rağmen anlıyorum da sen nasıl anlamıyorsun ki?
“İşte böyle Gece.”
“Balın canım bu adam sana resmen aşık.” Dediğimde gözleri büyüdü.
Bu hareketin aklıma Alaz’ı getirmesine sinirlendim. Gelme aklıma!
“Saçmalama Gece. Mirza ve bana aşık olmak.”
“Bal aç artık gözünü. Adam sana iltifat etmiş, seni kıskanmış, sahiplenmiş daha ne yapsın?”
“Yok Gece öyle değildir.” Ya sabır!
“Balın sen neden inatla reddediyorsun bu düşünceyi? Sen aşık olunmayacak kadar çirkin ya da kötü biri misin?” Dediğimde durgunlaştı.
Allah aşkına bu kızın aklından neler geçiyor?
“Şey ben.”
“Sen ne Bal çıkar ağzındaki baklayı.”
“Ben Mirza’yı kendime yakıştıramıyorum Gece. O daha iyilerini, daha güzellerini, daha başarılılarını hak ediyor.” Dediğinde kahkaha atmaya başladım.
Bildiğiniz karnıma ağrılar girene kadar güldüm. Balın ise karşımda ağlıyordu. Sonunda durabildiğimde ciddi bir hal aldım. Ayağa kalkıp Balın’ı tuttum ve kaldırdım. O ne yaptığımı anlamaya çalışırken ben onu aynanın önüne çekiştirdim.
“Balın karşındaki kadını görüyor musun? Bu kadın benim gördüğüm en güzel, en iyi kalpli, en zeki, en başarılı ve en güzel seven kadını. Sen böyle bir haksızlığı kendine basıl yapabilirsin?”
“Gece ama…”
“Aması yok Balın! Artık biraz büyü ve kendine gel. Sen 24 yaşında kariyerini yapmış oldukça güzel bir kadınsın. Mirza veya bir başkası seni hak etmeli. Ne demek yakıştırmıyorum?” Sustuğumda Balın aynaya baktı uzun süre.
“Gerçekten öyle mi Gece?”
“Elbette ki öyle Bal. Mirza o lisedeki salak çocuk değil. Sende o zamanki özgüven eksiği olan kız değilsin. Lütfen artık kendine gel ve gözünü aç.” Dediğimde tutuşumdan kurtuldu.
“Ben bir duş alsam iyi olur.” Diye mırıldanıp banyoya geçti.
Kafamı iki yana sallayıp yakınımdaki koltuğa oturdum. Balın lisede bir çocuğa aşık olmuş. Bir cesaret gidip çocuğa açılmış. Kendini beğenmiş budala da Balın’ı kaba bir şekilde reddetmiş. O günden beri Balın’da bir çekingenlik ve güvensizlik başlamış. Ne yaptıysak bunu üzerinden attıramadık.
Defne’yi tüm gün göremediğim için telefonla aramaya karar verdim. Numarasını çevirip telefonu kulağıma dayadım. Birkaç çalıştan sonra;
“Efendim Gece.” Diye açtı telefonu.
Sesinde bariz bir bıkkınlık vardı. Anlaşılan bu hödük arkadaşımın yine canını sıkmış.
“Canım ne yapıyorsun?”
“Çalışıyorum tatlım. Sen ne yapıyorsun?”
“Bende prova yaptım dinleniyorum. Sabahtan beri görüşemedik özledim kızım.” Dediğimde kıkırdadı.
“Bende özledim bebeğim.”
“Defne hanım sevgilinizle konuşmayı bırakında işinize bakın!” Yekta denen hödüğün sesi bana kadar gelince bağırdığını anladım.
Sen kimsin de benim Defne’me bağırıyorsun!
“Ya sabır. Gece’m ben şimdi kapatayım akşam görüşürüz.” Deyip telefonu kapattı.
Ay biz nereden bulaştık bu Sarperlere?
***
Son dans gösterimizde bittiğinde göbek atabilirdim. Yarın sabah bu lanet otelden kurtulacağım. Şükürler olsun. Yarın sabah Sarperlerin özel uçağıyla döneceğiz. Hayır bir insan neden uçak alır? Anladık zenginsin de THY’nın suyu mu çıktı? Aman neyse bana ne!
Fransız adamın bir dizi övgüsünü dinledikten sonra gitmek için can atıyordum. Ta ki Alaz bey;
“Yemekte bize katılın lütfen.” Diyene kadar.
Ben bu adamı boğsam kaç sene yerim. Bence insanlığa görevden plaket vermeleri lazım. Büyük yuvarlak masaya kurulduğumuzda herkes buradaydı. Hatta tanımadım bir kadın ve adam da vardı.
İşin kötü yanı tam yanımda Alaz vardı. Hayır yani neden yan yana düştük ki. Klasik yeşil çam filmindeyiz de benim mi haberim yok?
“Kızlar annem Cavidan babam Agah.” Diye ailesini tanıtan Alaz’a baktım.
“Memnun oldum efendim ben Duru.” Bizim kız tatlı tatlı konuşunca mecbur gülümseyip;
“Memnun oldum bende Gece.” Dedim.
“Bende çok memnun oldum. Harika dans ediyorsunuz kızlar.” Dedi Cavidan hanım.
“Teşekkür ederiz efendim.” Diye cevap verdi Duru.
“Efendim ne teyze deyin kızlar. Hiç sevmem resmiyeti.” Diyen kadınla gülümsedim.
Oğullarının aksine çok tatlı bir kadındı. Keşke biraz annelerinden huy alsaymışlar.
“Ne yemek istersiniz?” Alaz’ın sorusuyla önümüze iki menü bırakıldı.
Şu restoranlarda allayıp pullayıp bir dünya hesap kilitlemelerini anlamıyorum. Klasik bir bifteğe abuk subuk bir isim verip dünya para alıyorlar. Bildiğiniz soygun.
“Ben mevsim salata alayım.” Diyen Duru’yla;
“Bende aynısından alayım.” Diyerek devam ettim.
Garson geri gidince Cavidan hanım;
“Doğru dürüst bir şey yeseydiniz ya kızlar.” Dedi.
“Danstan sonra ağır yemek yiyemiyoruz Cavidan hanım ağır geliyor.” Dediğimde kaşlarını çattı.
“Ne hanımı? Teyze kızım teyze.” Dediğinde içim burkuldu.
“Peki nasıl isterseniz Cavidan teyze.” Dediğimde gülümsedi.
“Siz kelimesini de kaldırırsan anlaşacağız.” Dediğinde gülümseyerek;
“Nasıl istersen Cavidan teyze.” Dedim.
Bir anda Alaz kulağıma eğildi ve;
“Anne diyeceğin günler de gelecek inşallah.” Dedi.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*