Balın YILMAZ
Aynadaki görüntüme son kez baktım. Giyindiğim siyah mini eteğim ve üzerindeki mavi gömleğim oldukça şık duruyordu. Hareket ettikçe hafif göbeğimin gözükmesi ise ayrı bir hava katıyordu. Kısa olan saçlarımı maşa yapıp hafif bir makyaj yapmıştım. İş görüşmesi için yeterli olduğuma karar verdiğimde aynanın karşısından ayrıldım.
Bu sabah Mirza ile buradaki firmayla görüşmeye gideceğiz. Sadece ikimizin olduğunu düşündükçe içim kıpır kıpır oluyor. Mirza ilk başta sekreterini de almayı düşündü ama ben varım deyince vazgeçti. Baş başa kalmak için sekreterlik yapabilirim canım ne olacak?
“Bu ne güzellik Bal.” Diyen Defne’ye döndüm.
Bugün işi öğleden sonra olduğu için tembellik yapıyordu.
“Abartma Defne normalim işte.” Dediğimde gözlerini devirdi.
“Kızım şu at gözlüğünü çıkar da güzelliğinin farkına var.” Dediğinde bende gözlerimi devirdim.
Kızlar beni sevdikleri için güzel görüyordular. Yoksa abartılacak bir durum yoktu. Benden çok daha güzel kadınlar vardı. Özellikle de Mirza’nın çevresinde!
“Ben çıkıyorum Defne gecikmeyeyim.”
“Tamam Bal kendine dikkat et.” Dediğinde onu yanağından öpüp çıktım odadan.
Gece ve Duru daha uyuyordu. Onları gördükçe bazen yanlış meslek seçtiğimi düşünmüyor değilim. Hatunlar o kadar rahatlar ki. Asansöre doğru yöneldim. Mirza ile lobide buluşacaktık.
Asansör durduğunda açılan kapıdan çıktım. Lobiye doğru yürümeye başladım. Oldukça gösterişli ve geniş olan lobiye vardığımda gözlerimle etrafı taradım. Mirza’yı göremeyince daha gelmediğini anladım.
Cam kenarına doğru geçip beklemeye başladım. Aklıma bir anda Mirza’yı ilk gördüğüm an geldi. İşe kabul edildiğim haftanın başında iş başı yapmıştım. Ofise geldiğimde fazlasıyla heyecanlıydım. Mirza o zaman il dışındaydı o yüzden benim görüşmem müdür ile olmuştu..
Asıl patron ile tanışacağım için heyecanlıydım. Bana verdikleri masaya yerleşmiştim hemen. Sabırsızlıkla patronu bekliyordum. Mirza’nın sekreteri gelip beni odasında beklediğini söyleyince hemen gitmiştim. O kapıdan içeri girdiğimde böyle bir aşka düşeceğimi bilseydim bir kez daha düşünürdüm.
İçeri girdiğimde Mirza’nın arkası dönüktü. Bir anda bana döndüğünde beynimden vurulmuşa döndüm. O an orada aşık oldum Mirza’ya. Hayatımda daha önce hiç yaşamadığım şeyler olmuştu. Kalbim çarpmış, nefesim tıkanmış, midende kelebekler uçuşmuştu.
Bir saate yakın Mirza ile konuşmuştuk. Hoş ben o konuşmayı pek hatırlamıyorum. Çünkü o anlarda beynim işlevini yitirmişti. Ne düzgün cümle kurabiliyor ne de sağlıklı düşünebiliyordum. O günden beri de seviyorum onu.
Bu şekilde olması hem çok yorucu hem de çok kahredici. Sevdiğin adamın yanında başka kadınlar görmek, müdahale edememek, dokuna bilecek kadar yakınken sadece kokusuyla yetinmek çok zordu.
Ben babamdan sonra ilk kez bir adama bu kadar bağlandım. Ama ne yazık ki o bunu hiçbir zaman bilemeyecek. Bazen söyle gitsin diye deli cesareti gelse de yapamadım. Her zaman onu uzaktan izlemeye mahkum bıraktım kendimi.
“Balın.” Mirza’nın sesini duyduğum an arkamı döndüm.
Siyah takım elbisesinin içinde tüm yakışıklılığı ile karşımda duruyordu. Bir anlık nefesim kesilse de hemen kendimi toparladım.
“Günaydın Mirza bey ve Alaz bey.”
“Günaydın Balın.” Diyen Alaz beye gülümsedim.
Mirza beni süzdükten sonra sinirli bir şekilde;
“Günaydın.” Dedi.
Ay bu gene neye kızdı böyle?
“Gidelim mi?” Dediğimde Alaz beye dönüp;
“Görüşürüz.” Dedi ve yürümeye başladı.
Bende başımla selam verip takip etmeye başladım. Böyle sinirli olduğu zamanlarda ona bulaşmamam gerektiğini öğrenmiştim. Bir adamı iki senedir izleyince her huyunu öğreniyorsun. Mirza sinirlendiğinde gözü bir şey görmez. O yüzden uzak duracaksın.
Arabaya geldiğimizde kapıyı tutan valeye gülümseyip arabaya bindim. Mirza da yerini aldığında motoru çalıştırdı.
“Kemerini tak Balın.” Dediğinde gülümseyip dediğini yaptım.
Beni düşündüğünü hayal edebilirim dimi? Sonuçta hayal etmek serbest. Yola çıktığımızda arkama yaslanıp başımı Mirza’ya döndürdüm. Biraz izlesem bir şey olmadı. Olsa da çok önemli değildi. En fazla ona hayran olduğumu düşünürdü.
Bir anda caba sevgili olsaydık nasıl olurdu diye düşünmeye başladım. Acaba güzel sever miydi? Kıskanır mıydı? Sahiplenir miydi? Ben kesin çok severdim. Deli gibi de kıskanırdım. Acaba elimi tutsa nasıl olurdu? Ya da öpse?
“Balın ne düşünüyorsun?” Ani gelen soruyla afalladım.
“Anlamadım.”
“Çok düşünceli duruyordun. Ne düşündüğünü merak ettim.” Dediğinde kızardım.
Ah bir bilsen neler düşündüğümü Mirza.
“Hiç öylesine boş boş bakıyordum.”
“O gözler hiç de boş bakmıyor. Haksızlık etme Balın.” Dediğinde sessizliğimi korudum.
“Ayrıca kötü bir yalancısın.” Al işte yakalandım.
Senin neyine gizli iş yapmak be Balın! Kara kara ne diyeceğimi düşünürken çalan telefonum beni kurtardı. Hemen çantamı açıp telefonumu çıkardım. Babamın aradığını görünce gülümseyerek açtım telefonu.
“Efendim bir tanem.”
“Benim güzel kızım nasılsın?”
“İyiyim canım. Çalışıyorum. Sen nasılsın?”
“Bende iyiyim. Annenle evde oturuyoruz. Baktım kızımın beni arayacağı yok ben arayayım dedim.”
“Ne desen haklısın canımın içi ama bu ara yoğunum. Şu anda da Antalya’dayım iş için. Fırsat bulup arayamadım.”
“Biliyorum prensesim. Defne’mden alıyoruz haberlerini.” Bir anda içime özlem doldu.
Annemi ve babamı çok özlemiştim. İlk fırsatlarına yanlarına gitsem iyi olacak.
“Neyse ben kapatayım. İşin bittiğinde ara da konuşalım.”
“Tamam babacım merak etme sen. Söz akşam arayacağım. Hatta odaya çıktığımda görüntülü ararım daha iyi olur.”
“Tamam güzel kızım. Hayırlı işler görüşürüz.”
“Sağ ol babacım. Görüşürüz annemi öp benim için.”
“Zevkle.” Deyip telefonu kapattığında kıkırdadım.
Anne ve babamın aşkına her zaman hayran kalmışımdır. Görücü usulü evlendirilseler de zamanla birbirlerini o kadar güzel sevmişler ki.
“Ailen uzakta mı?” Mirza’nın sesi ile düşüncelerimden sıyrıldım.
Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu.
“Evet Balıkesir’deler.”
“Uzakta zor oluyordur. Ben bizimkileri çok özlüyorum.” Dediğinde gözlerine baktım.
Keşke azıcık beni de özlesen. Senin tarafından özlenmek isterdim.
“Zor ama yapacak bir şey yok. Burada bir işim ve düzenim var. Onlar da evlerini bırakıp gelmek istemiyorlar. Ama her fırsatta ya ben giderim ya onlar gelir.”
“Tek çocuk musun?”
“Sayılır.” Dediğimde anlamaz gözlerle baktı bana.
“Defne’nin annesi benim halam. O eşiyle bir kazada vefat edince babam Defne’yi yanımıza aldı. O gün tek çocuk olmaktan kurtuldum.”
“Üzücü bir hikaye.” Dediğinde sessiz kaldım.
Defne’nin o zamanları çok zordu. Onu toparlamak neredeyse bir senemizi aldı.
“İnsanın kardeşinin olması güzel şey. Abim ve Alaz olmadan bir hayat düşünemiyorum.” Dediğinde gülümsedim.
“Şanslısın üç iki kardeşin var. Ben de çok yalvardım ama anne ve babam istemediler. Ben onlara yetermişim.”
“Sen tüm dünyaya yetersin.” Dediğinde kocaman gözlerle baktım.
Ay o ne demek öyle?
“Yani o çeneyle herkesi alt edersin.” Dediğinde yüzüm düştü.
Tam da güzel bir şey söyledi diye sevinecekken oldu mu bu? Seni iki ayaklı öküz! Bunların hepsi öküz ayol. Sarper öküzleri!
“Çene benim çenem kimseyi ilgilendirmez.” Dediğimde kahkaha attı.
“Kızdın mı?”
“Neden kızacakmışım?”
“Tamam özür dilerim kızma. Sadece şaka yaptım. İki senedir hiç çenenin düştüğünü görmedim.” Nasıl yani?
Şimdi Mirza o cümleyi benim anladığım anlamda mı kurdu? Yok canım kesin dalga geçmiştir. Şimdi sırf kızmayayım diye çeviriyor.
“Sana merak ettiğim bir şey sorabilir miyim?” Dediğinde meraklandım.
“Tabi ki.”
“Arkadaşlarının sana Bal dediğini duydum. Neden öyle diyorlar.”
“Bilmem yıllardır öyle. Defne babamdan alıştı. Babam bana hep Bal kızım der. Defne de zamanla Bal demeye başladı. Sonra kızlarda alıştı. Şimdi yakın çevrem hep Bal der bana.” Sustuğumda Mirza’ya baktım.
Gülümsüyordu. Bu adama gülmek yasaklanmalı. Özellikle toplum içinde somurtması lazım.
“Sana yakışıyor.” Dediğinde kızardığımı hissettim.
“Teşekkür ederim Mirza bey.”
“Balın iki senedir beraber çalışıyoruz. Ne zaman bana bey demeyi bırakacaksın.” Dediği beni afallattı.
Kalbim iki katı hızla atmaya başladı. Sakin ol kızım adam evlenme teklifi etmedi!
“Ama siz benim patronumsunuz.”
“Yapma Balın. Öyle şeylere takılmadığımı biliyorsun. Yalnızken ve sivildeyken lütfen bana Mirza de. İş dışında bir daha ağzından bey lafını duymayacağım. Bu bir emirdir.”
“Tamam Mirza bey.”
“Balın!” Ah aptal kafam.
“Ş-şey yani tamam Mirza.” Dediğimde sırıttı.
Bildiğiniz dişlerini göstererek sırıttı. Bir adamın dişleri bile güzel olur mu? Yoksa ben seviyorum diye mi güzel geliyor?
“İşte böyle.” Dediğinde bende gülümsedim.
Adı dudaklarımdan herhangi bir ek olmadan çıktığında kalbim daha da hızlandı. Biraz daha böyle devam ederse kalpten gideceğim.
Arabanın durmasıyla geldiğimizi anladım. Kemerimi çözüp arabadan indim. Mirza da inince yürümeye başladım. Mirza yanından geçerken bir anda kolumdan tuttu. O an tuttuğu yer alev aldı.
“Balın içeride biraz yılışık bir herif var. Dikkat et.” Dedikten sonra üzerime baktı.
“Hatta sen bu etekle yanımdan asla ayrılma.” Dediğinde ben hala aptal aptal yüzüne bakıyordum.
Vücudumun beynime gönderdiği sinyalleri dikkate alıp tutuşundan kurtuldum. Bana dokunduğu an benliğimi kaybetmiştim. O an ruhum aşık olduğu ruha çekildi.
“Merak etme Mirza dikkatli olurum.” Adını tek başına söyleyebilmek ne kadar güzel öyle.
“Rahatsız olacağın bir şey yaparsa hemen söyle.” Dediğinde gülümsedim.
“Söylerim.” Dediğimde yan yana yürümeye başladık.
Beni de düşünürmüş. Yerim ben seni be.
Tek katlı ama tüm araziyi kaplayan binaya girdiğimizde kapıda bizi oldukça şık giyimli bir kadın karşıladı.
“Hoş geldiniz Mirza bey. Deniz hanım odasında sizi bekliyor. Buyurun.” Deyip önden yürümeye başladı.
Deniz hanım mı? Bu Deniz erkek değil miydi ya? Bu çift taraflı isimlerden nefret ediyorum. Sekreterin bizi yönlendirmesiyle cam bölmeyle ayrılmış bir alana girdik. Burada iki oda ve bir karşılama masası vardı.
Sağdaki kapının önünde durup bizim için açtığında önce içeri Mirza girdi. Bende peşinden girdiğimde Deniz denen kadın ayağa kalkıp;
“Mirza’cım hoş geldin.” Diyerek yanımıza yürüdü.
Gelip Mirza’yı yanağından öptüğünde üzerine atlamak istedim. Sen kimsin de benim sevdiğim adamı öpüyorsun kaltak!
Götünü ve memelerini zor kapatan elbisesinin içinde tam da sürtüklere benziyordu. Kaynak olan saçları ve bir ev boyanacak kadar çok olan makyajı ile ben sahteyim diye bağırıyordu. Allah aşkına kadının tırnakları bile takmaydı. Hayır yani ne bulurlar böylelerinde doğallık dururken?
“Sende hoş geldin tatlım. Sekretersin sanırım.”
“Deniz Balın benim baş mimarım. Kendisiyle birlikte değerlendiriyoruz projeyi.” Diyen Mirza ile sırıttım.
İşte sevdiğim adam.
“Memnun oldum Balın’cım.” Sahtelik akan bir gülüşle elini uzattı.
Bende tokalaşıp;
“Hoş bulduk Deniz hanım.” Dedim.
Özellikle hanıma baskı yaptım. Bu ne yavşaklık canım haddini bil!
“Buyurun oturun. Ne içersiniz?” Konuşurken götünü sallayarak masasına yürüdü.
Kesin o da silikondur!
“Bana sade bir kahve. Balın’a da sütlü ve iki şekerli nescafe.” Mirza’nın konuşmasıyla şok oldum.
Ama o benim nasıl kahve içtiğimi nereden biliyor? Deniz hanım telefonundan sekreterine içecekleri söyledi ve kapattı. Ne kadar da kaba. Az önce Mirza’cığım diyordun sekreterine de kibar olsana!
Bizi karşılayan kadın içeri girdiğinde içeceklerimizi bırakıp geri çıktı. Bir süre Deniz ve Mirza havadan sudan sohbet etti. Bense sinir küpü olarak dinlemekle yetindim. Neymiş efendim;
“-Mirza seni çok özledim.
-Arayı çok açtın.
-Bak küseceğim sana.” Şeytan diyor ki yaya yaya konuştuğu ağzına kürekle vur.
O değil Mirza da kibarlık yapıyor. Ne kibar oluyorsun be adam kestirip atsana! Ay yok kesin bunların arasında bir şey var! Bir anda kapının açılmasıyla hepimizin kafası oraya döndü. İçeriye takım elbisesinin içinde oldukça yapılı ve yakışıklı bir adam girdi. Mirza’yı gördüğü an gülümseyerek yürümeye başladı.
Allah sahibine bağışlasın adam gerçekten yakışıklıydı.
“Hoş geldin Mirza.” Deyip erkekçe sarıldı.
“Hoş bulduk.” Diyen Mirza huzursuz görünüyordu.
Adam dönüp bana baktığında gözlerini büyüttü. Elini kalbinin üstüne koyup;
“Allah’ın sanırım ölüp cennete düştüm. Kim bu güzellik abidesi?” Dediğinde kıpkırmızı oldum.
“Balın benim baş mimarım.” Mirza’nın dişlerinin arasından tıslamasıyla ona baktım.
Sinirli duruyordu. Hem de çok sinirli. Yine ne oldu acaba?
“Beni böyle bir güzellikle daha önce tanıştırmadığın için seni kınıyorum Mirza.” Dedikten sonra bana elini uzattı.
“Ben Bulut Kalyon.” Dediğinde elini sıkıp;
“Balın.” Dedim.
Adam bir anda elimin üzerini öpünce şok oldum. Ay bunlar ne yılışık böyle! Hemen elimi kendime çektim. Silme isteğimi ise zorla bastırdım.
“Memnun oldum güzel Balın hanım.” Dediğinde sahte bir şekilde gülümseyip yerime oturdum.
Adamda çaprazımdaki boş yere oturunca Mirza’ya baktım. Gözünü kırpmadan Bulut’a bakıyordu. Dişlerini sıkmaktan çenesi kasılmıştı. Sanırım Bulut dene adamdan pek hoşlanmıyor.
“Balın yüzük olmadığına göre bekarsın. Umarım sevgilin de yoktur.” Diyen adam baktım.
Bu ne rahatlık?
“Balın hanım Bulut bey! Ayrıca sevgilim var ve yakında nişanlanacağız.” Dediğimde yüzü asıldı.
“Senin gibi güzel bir kadını boş bıraksalar şaşırırdım zaten. Kim bu şanslı herif.” Dediğinde ne diyeceğimi düşündüm.
Tamam köpek gibi sevdiğim bir adam var ama sevgilim değil ki?
“Tam karşında duruyor. Bir daha sevgilime iltifat eder ya da bakarsan karışmam Bulut!” Diyen Mirza’ya kocaman gözlerle baktım.
O ne demişti öyle ya? Benimle sevgili olduğunu mu söyledi ben mi yanlış duydum? Yok ya kesin ben yanlış duymuşumdur.
“Siz sevgili misiniz?” Deniz’in hayal kırıklığıyla sorduğu soruyla doğru duyduğumu anladım.
Sevinsem mi? Şok mu olsam şaşırdım?
“Evet. İş ortamında pek yansıtmıyoruz ama sevgiliyiz. Dimi hayatım?” Dediğinde aptal aptal yüzüne baktım.
Topla kendini Balın.
“Ş-şey evet. Sevgiliyiz.” Derken sesim titriyordu.
Allah’ın ne olurdu gerçek olsaydı.
“Kimseye söylemediğimiz için şaşırdı Balın. İş ortamında pek bilinmesini istemiyor.”
“Çok şanslı bir adamsın Mirza.” Diyen Bulut’a baktı.
“Öyleyim.” Deyip bana döndü.
Gözleri bana o kadar güzel bakıyordu ki içim acıdı. Keşke bu bakışlar bir oyun değil de gerçek olsaydı.
“Neyse hadi toplantıya geçelim.” Diyen Mirza ile herkes kalktı.
Bende peşlerinden ayaklandım. Kendime gelmem lazım. Bu kadar tutuk kalırsam anlarlar.
***
Sonunda toplantı bittiğinde derin bir nefes aldım. Sözde anlaşmıştık geriye bir tek yazıya dökmek vardı. Onu da gitmeden halledecektik. Gitmek için ayaklandığımızda Deniz hanım;
“Mirza’cım kutlamak için güzel bir yemek mi yesek?” Dedi.
Ulan sürtük adam sevgiliyiz dedi. Bu hala neyin çırpınması!
Mirza elini belime koyup beni hafif kendine çekti.
“Üzgünüm Deniz ama sevgilim ile baş başa yiyeceğiz. Ona bir sürprizim var.” Dediğinde ölüyorum sandım.
Yapma bana böyle şeyler be adam. Bak burada kahroluyorum. Deniz’e döndüğümde morardığını gördüm. İyi oldu sana sürtük!
İkisiyle de vedalaştıktan sonra binadan çıktık. Bir daha bu binaya girmek istemiyorum. Hatta önünden bile geçmek istemiyorum! Arabaya bindiğimizde rahatladım. O neydi öyle ya? İkisi de bir dert!
“Balın iyi misin?” Endişeyle soran Mirza’ya baktım.
“Neden öyle dedin Mirza?”
“Ben senin Bulut’tan rahatsız olduğunu düşündüm. Bende Deniz’den rahatsızdım bu şekilde ikisinden de kurtuldum.” Dediğinde tek kaşımı kaldırdım.
“Beni o insanların gözünde düşürdüğün durum ne olacak?” Dediğimde kaşlarını çattı.
“Ne düşündükleri önemli mi?”
“Elbette ki önemli. Beni patronuyla kırıştıran biri olarak düşünecekler!” Dediğimde tuttuğu direksiyonu sıktı.
O kadar sıkmıştı ki eklem yerleri beyazlamıştı.
“Sanırım Bulut’un ilgisi hoşuna gitti!” Dediğinde tepem attı.
“Belki de. Sonuçta ben bekar bir kadınım.” Dediğimde ani bir frenle araba durdu.
Kemerim olmasaydı ön cama kafamı vururdum kesin.
“Olamaz öyle bir şey.” Diye bağırdı.
“Nedenmiş?” Dediğimde sıktığı yumruğunu sertçe direksiyona vurdu.
“Balın beni çıldırtma!” Endişeyle eline uzandım.
Tuttuğumda kendime çekip bir şey var mı diye baktım.
“Deli misin be adam niye vuruyorsun? Kendine zarar vereceksin.” Dediğimde yumruk olan eli gevşedi.
“Bir şey olmaz. Sen soruma cevap ver. Hoşlandın mı o adamda?”
“Saçmalama Mirza elbette ki hoşlanmadım. Hatta yılışık hallerinden rahatsız oldum.”
“O zaman neden kızdın?”
“Kim olursa olsun insanların gözünde böyle bir konuma düşmek istemem. Onlar şu an baş mimarlığa senin sayende geldiğimi düşünüyor. Deniz hanım o yüzden ısrar etti benim çizmem için.” Dediğimde duraksadı.
“Öyle bir şey yok.”
“Bunu sadece biz biliyoruz Mirza. O yüzden kızdım.” Dediğimde arkasına yaslandı.
Ah be adam bir bilsen ki bu yalanın hiçbir zaman gerçek olmayacağını bilmek öfkelendiriyor beni.
“Özür dilerim. Bunu düşünemedim.” Dediğinde gülümsedim.
“Önemli değil. O anki surat ifadeleri için değdi.” Dediğimde ikimizde gülmeye başladık.
Bir süre güldükten sonra Mirza ile göz göze geldik. O an ikimizin de gülümsemesi yüzünde dondu.
“Her şaka altında bir gerçeklik payı saklar Balın. Sakın unutma.” Dedi.
O ne demek ya?
Hangi şakadan bahsediyor bu adam?
Allah’ın bir gün ben bu Mirza’yı anlayacak mıyım?
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*