BEDEL

1158 Words
Kir, adımlarını geri attı ama etrafındaki dünya, gitgide daha da tuhaflaşmaya başladı. Çevresindeki her şey bir sisle sarılmış gibi görünüyordu. Sis, yavaşça her şeyi yutuyor, her şeyin çizgilerini silip atıyordu. Başlangıçta, sadece karanlık ve sis vardı, ama şimdi, o sis, parlak ve boğucu bir kırmızıya bürünmüştü. Gökyüzü bile, tuhaf bir şekilde siyah ve mor tonlarında dönmeye başlamıştı. Zemin, altında Kir’in ayakları kayıyormuş gibi hissettiren bir mavi ışıkla aydınlanıyordu. Işığın kaynağı belli değildi ama ona yönelmesi için bir şey vardı; bir güç, bilinçsizce içine işliyordu. Rüzgar, oldukça soğuk ve sert esiyordu, ama hiç bir şekilde ona dokunmuyor gibi hissediyordu. Rüzgarın sesi, her zaman bir yankı gibi geri dönüyor, nereye gitse, oraya da sıçrıyordu. Kir’in gözleri, etrafında gördüğü her şeyi tararken, birden göğüs kafesinde kalp atışlarını daha da hızlı hissetti. Bir tüy kadar hafif, ama bir o kadar da güçlü bir varlık vardı çevresinde. Gözleri, seslerin yankılandığı karanlıkta her yerden ona bakan gözleri fark etti. Gözler, yavaşça parlamaya başladı ve derinlerindeki karanlık, ona doğru yaklaşıyordu. Her adımda, sanki her şey derin bir çukurun içine çekiliyormuş gibi hissediyordu. Birden siyah, silüetler beliriverdi etrafında. Onlar hareket etmiyordu ama varlıkları, karanlığın içinde birer iz gibi belirmişti. Kir’in bacakları titremeye başlamıştı ama bedeni, her bir parçasıyla birbirine bağlanmış gibiydi. İçindeki gücü hissedebiliyordu ama ne kadar güç kullansa da, bir şey onu geriye çekiyordu. “Sonsuza kadar kaybolmak istemezsin, değil mi?” Yarkın’ın sesi, yine kafasında yankılandı. Bu ses, ona gerçekliğini kaybettiren bir ikilem sundu. “İçindeki güç, seni bu korkunun içine çekmeye devam edebilir… Ama her şeyin bir bedeli var.” Yarkın’ın sözcükleri, kirli bir tuhaflıkla hissettiriyordu. Ses, onun içindeki her şeyi sorgulatıyordu.Yarkın’ı bu kadar yakın, bu kadar derin hissedebildiği için bir o kadar da korkuyordu. Kir’in gözleri, bir anlığına içindeki gücün farkına varmıştı. Fakat o güç, aynı zamanda bir boşluk ve karanlık yaratıyordu. O kadar güçlüydü ki, başını döndürüyor ve zihnini karman çorman ediyordu. Gözlerini açtığında, etrafındaki silüetler kaybolmuştu, yerini bembeyaz bir ışık aldı. Ama ışık da her zaman bir ölüm ve sonun habercisiydi. Kir, çaresiz bir şekilde etrafına bakarak, bir çıkış aradı. Ama her şey bir hüsrana dönüşüyordu. O an, sesler başladı. Derin, hışırtılı ve yavaşça ilerleyen bir çığlık. Bir başka güç, bir başka korku belirmişti. Kir, gözlerini dikip önündeki boşluğa bakarken, gözlerinin önünde figürler belirmeye başladı. İntikam hırsı ve karanlık bir isyanla dolu. Yarkın’ın sözleri hala kulaklarında çınlıyordu. “Sonsuza kadar kaybolmak istemezsin, değil mi?” Ama Kir, kendisini, güçlü hissettiği anları hatırlayarak, bir kez daha toparlamaya çalıştı. İçindeki güç, adeta derin bir kuyudan yükselen bir ses gibi yankı yapıyordu. Kir, bu gücü kullanarak karşısına çıkan her şeyi yok edebileceğini düşündü. Ama ne kadar kullanırsa kullansın, bu gücün onun üzerine baskı yapmaya devam edeceğini fark etti. Bir anlığına, karanlık içinde sadece göğsünden gelen derin nefes alışı kaldı. O an, bir çığlık duydu. Yarkın’ın söylediği gibi güç ve karanlık, iç içeydi. İçindeki karanlık, her geçen saniye ona bir adım daha yaklaşıyor, ama bir yandan da ona gücünü kontrol edebilme hissi veriyordu. Kir, yüzünü avuçlarıyla sıktı. Karanlığın içinde kaybolduğunu düşündüğü anda, ışık da içinden yükselmeye başladı.Her şey, ışığın yavaşça onu sarıp sarmalamaya başlamasıyla farklı bir hal alıyordu. Kir, ne kadar güç kullanmak istese de, bir şey onu engelliyordu. Hala, Yarkın’ın söylediği sözleri hatırlayarak bir seçim yapmak zorunda olduğunu biliyordu. Kir, her şeyin içine doğru bir adım attı. Karanlık, ona doğru gelirken, ışık ve gölge, ona kendini ispatlama fırsatı sunuyordu. Ve bir adım daha attı. Her şey, bir anda Kir’in içindeki karanlıkla birleşmişti. Bir güç, bir enerji, hem arzusuzca hem de isteyerek Kir’in kontrolüne girdi. Her şeyin bedelini ödemeye hazır mıydı? - Kir, bir an için derin bir sessizliğe gömüldü. Göğsü hızla inip kalkıyordu, sanki her nefeste bir güç daha içinden çıkıyormuş gibi hissediyordu. Işık, önceki karanlık atmosferden tamamen farklıydı, ama hala bir tehdit vardı içinde. Bedeninin her bir parçası, bilinçsizce içindeki gücü kabullenmeye başlamıştı. Bir fırtına gibiydi, devasa ve kontrolsüz. Bununla birlikte, bir tür huzursuzluk sarmıştı Kir’i. O kadar güçlüydü ki, neredeyse etrafındaki her şeyi değiştirebilecek bir potansiyele sahipti, ama bu gücü doğru kullanıp kullanamayacağı belirsizdi. Gözleri, bir yanda patlayan enerjilerle bir dünya yaratırken, bir yanda ise etrafını yavaşça yutan karanlıkla savaşmaya devam ediyordu. Kir, gözlerini kapattığında, her şeyin çok daha farklı bir hal aldığını fark etti. İçindeki karanlık, dışarıya yansıyan güçle birleşmişti. Yavaşça, ellerinin parmak uçlarında çok güçlü bir sıcaklık hissetmeye başladı. Bundan önce, hiç bu kadar güç hissetmemişti. Sanki bir yerlerden fısıldayan bir ses ona doğru geliyordu. “Kir,” diye seslendi ses, fakat hiç kimse yoktu. Ses, sanki her şeyin içinde yankı yapıyordu. Kir, etrafına bakındı ama kimseyi göremedi. Ancak, yine de o sesin ona doğru yöneldiğini hissetti. Bir şey ona doğru yaklaşıyordu, ve bu şey, ona doğru yöneldiğinde, tüm hislerini bozan bir titreşim hissetmeye başladı. Kir’in dudakları titredi. O an, bir figür ortaya çıktı. Karanlık bir silüet gibi, ama her zaman olduğu gibi, Yarkın’ın yüzüydü. Gözleri, ışıkla birlikte belirginleşiyor ve Kir’in içindeki korkuyu daha da büyütüyordu. “Seninle konuşmak zorundayım,” dedi Yarkın. Sesinde, her zaman bilmediği bir şey vardı. Korku ve sabır karışmıştı. “Yarkın,” Kir, sesini titreyerek çıkardı. “Beni buraya getiren şey ne? Neden buradayım?” Kir, bu kadar güçlü hissetmenin, ama bir o kadar da kaybolmuş hissetmenin ne kadar korkutucu olduğunu fark ediyordu. Böyle bir gücün sahibi olmak, içindeki boşluğu hissetmek gibiydi. Bir yere varamamış bir yol gibi, her şey sadece bir düşten ibaretti. Yarkın, adımlarını attı ve Kir’in yanına geldi. Gözleri, içinde bir şeyler değiştiğini gösteriyor ama o kadar karanlık bir yerdeydi ki, ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. “İçindeki güç, sana ait değil,” dedi Yarkın, gözlerinde bir hüzünle. “Ama sen onu istedin. Tüm bu karanlık ve tüm bu ruhsuzluk senin seçimindi.” Kir, gözlerini dikip Yarkın’a baktı. O an, içindeki gücü daha derinden hissediyordu. Ama o güç, her şeyin bir bedeli olduğu gibi, ona da bir bedel çıkarıyordu. Kir’in kafası karışıktı. Bir yanda, bu gücü kullanarak özgür olmayı isterken, diğer yanda bu gücün neden olduğu korku ve yıkımı hissediyordu. “Bu gücü kullanmam gerektiğini biliyorum,” dedi Kir, ama sesindeki kararsızlık hala vardı. “Ama ya bedeli?” Yarkın, ona doğru bir adım attı ve sadece bir an için Kir’e dokundu. O dokunuş, bir şok gibi Kir’in içindeki her şeyi sarstı. Bir şey çok garipti, sanki Yarkın, ona bir parça da olsa gerçekliği vermişti. “İçindeki güç, seni gerçek bir yolculuğa çıkaracak,” dedi Yarkın, fısıldar gibi. “Ama unutma, her yolculuk geri dönüşsüzdür. Eğer karanlığı tam anlamazsan, seni yavaşça yiyebilir.” Kir, bir an boşluğa bakarak düşündü.Karanlık, içinde bir yerlerde ona boş bir vaat gibi görünüyordu. Bir şey vardı, içinde büyüyen ve onu yavaşça ele geçiren bir güç. Ama aynı zamanda, bir şeyler onu korumaya çalışıyordu. Birden, çevresindeki tüm ışıklar titremeye başladı. Her şey bir anda sessizleşti. Kir, adımlarını attığında, zemin bir kez daha hızla değişti. Renkler kaybolmuş, gölgeler daha belirginleşmişti. Gözlerinin önünde, aynı anda iki dünya vardı. Birisi ışıkla aydınlanmış, diğeriyse karanlıkla kuşanmıştı. Kir’in kalbi hızla atarken, bir seçim yapması gerektiğini fark etti. Ve sonra, o anı düşündü. İçindeki gücün bir bedeli olduğunu kabul edebilecek miydi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD