Bervan, Fatma’dan ayrıldıktan sonra onu düşünmeye başladı. İçine doğmuş gibi,
“Ben bu kızla evleneceğim,” diye geçirdi içinden.
Fatma eve gelince annesi:
— Nerede kaldın kızım? Seni merak ettim. Sultan teyzen nasıl, iyi mi?
Fatma:
— Gayet iyi anneciğim.
Annesi:
— Kızım, açsan bir şeyler hazırlayayım.
— Hayır, teşekkür ederim anneciğim. Ben bir duş alıp uyuyacağım, dinlenmek istiyorum.
Duşunu aldıktan sonra yatağa geçti.
“Ne yorucu bir gündü,” diye düşündü.
Bervan ise eve geçti. O da üzerini değiştirip lokantaya gitti. Babası:
— Ne yaptın oğlum? Keşke uyusaydın biraz, yorulmuşsundur. Hadi sen git, bugün güzelce dinlen.
Bervan:
— Tamam baba, ben de çok yorgundum zaten. Sağ ol.
Babası:
— Sen sağ ol oğlum. Yengen iyi değil mi?
— Evet baba, çok iyi. Hadi sen git.
Bervan çok çalışkandı, hiç duramazdı, babasına çok yardımcı olurdu.
Eve geçince duş alıp hemen yatağa geçti.
“Ne kadar yorulmuşum. Yatağa geçene kadar anlamıyor insan. Yoksa bu yorgunlukla nasıl başa çıkardım?” diye düşündü. Fatma’yı düşünmeye başladı.
“Ne kadar hoş sohbet, iyi kalpli bir kız. Her gün beni daha da etkiliyor. Ne oluyor bana ya? İki dakika boş kalsam Fatma’yı düşünüyorum,” dedi kendi kendine.
Yorgunluktan birkaç dakika sonra gözleri kapandı ve derin bir uykuya daldı.
O gün akşama kadar uyumuştu. Bervan’ın annesi akşam yemeklerini yapmış, babası gelmişti ama Bervan hiçbir sese uyanmamıştı. Annesi:
— Bervan oğlum, hadi kalk oğlum, yemeğe gel.
Bervan hâlâ uykuluydu, zar zor uyandı ve sofraya geldi. Annesi güveç ve pilav yapmış, yanına buz gibi ayran hazırlamıştı.
Yemeklerini yediler, sohbet ettiler.
Fatma hâlâ uyuyordu. Yemek bile yiyemedi ve sabaha kadar uyudu.
Sabah, Leman kahvaltı hazırlamıştı. Avluya mis gibi kızartma kokuları dolmuştu.
Akşam da yemek yemeyen Fatma, kurt gibi acıkmıştı.
Annesi:
— Kızım, günaydın. Gel hadi, acıkmışsındır. Dünden bu yana hiçbir şey yemedin.
Fatma:
— Aynen anne, şimdi hemen geliyorum.
Dışarıda ocak yakmışlardı, odun ateşinde yemek yapılıyordu.
Annesi:
— Hele bir de sabahları patates ve yeşil biber kızartınca ocakta, tadına doyum olmuyor.
Fatma:
— Anne, babam ve kardeşim nerede?
— Onlar erken kalkıp gitmişler. Sabah Bervan geldi, kardeşini götürdü. Evde canı sıkılıyordur diye bugün yanında götürdü.
Fatma:
— Babam?
— O da muhtarın yanına gidecekti, karısını soracaktı.
Annesi:
— Sen ne yapacaksın bugün?
Fatma:
— Vallahi anne, bugün hiçbir şey yapmayacağım. Tembellik yapacağım.
Annesi:
— İyi, sen bilirsin. Ben de komşuma gideceğim.
Fatma gülerek:
— Komşum Leman, evet komşum…
— Yaprak saracaktı bugün, ona yardım edeceğim. Bizim yaprak sarmamız farklı, onların nasıl yaptığına bakacağım. Onlar salçalı ve bol ekşili yapıyorlarmış. Gideyim de öğreneyim. Sen de tembelliğin bitince gel de bir işin ucundan tut.
Fatma:
— Bakarım anne. Selam söyle.
Annesi:
— Tamam.
Fatma kahvaltıyı topladı. Biraz dinlendikten sonra,
“Bir kek çırpayım da bizim sarmacılara götüreyim,” dedi.
Kek pişti, keki aldı ve annesinin yanına gitti.
Fatma:
— Kızlar, kolay gelsin.
Bervan’ın annesi:
— Hoş geldin kızım.
Fatma:
— Hoş buldum. Ne yaptınız, sardınız mı sarmaları?
Annesi:
— Kızım, anca içini hazırladık. Şimdi saracağız.
— İyi, hadi kolay gelsin.
Sarmak için tencereyi getirdiler. Bervan’ın annesi tavuk soslayıp tencerenin altına sermişti.
Fatma:
— Bu ne için?
Bervan’ın annesi:
— Kızım, bizim buralarda tat versin diye altına ya et ya da tavuk koyarız. O pişerken etin tadı da yaprağa geçer. Enfes bir tat olur. Sadece yaprak değil, kuru patlıcan, biber, kabak da haşlayıp dolduracağız.
Önce yaprakları sarmaya başladılar. Fatma yazma takmış, sarmak için oturmuştu. Sarmaya başlayınca Fatma’yı beğenmediler.
— Sen bize güzel bir çay yap, kekinden de getir.
Fatma:
— Bak sen, beni beğenmediniz, kekimi de istiyorsunuz ama.
Leman:
— O ayrı, o ayrı!
O gün iki kadın sohbet eşliğinde koca bir tencere dolma yaptılar. Bir de güzel bir tarhana çorbası hazırladılar.
Leman:
— Hadi biz gidelim.
Bervan’ın annesi:
— Nereye?
— Eve… Şimdi sizinkiler gelir, yorulmuşlardır.
Bervan’ın annesi:
— Bunca yemeği kim yiyecek? Katiyetle bırakmam sizi. Eşine, oğluna da söyle. Bu akşam bizdeyiz. Fatma kızım da güzel bir kahve yapsın bize. E hak ettik artık güzel bir kahveyi.
Bervanların evi çok büyüktü. Dedesi zamanında hep birlikte otururlar diye evi epey büyük yapmıştı. Ev toprak ama bayağı elden geçirilmişti. Evin huzur veren, dinlendiren bir yapısı vardı. Toprak olduğundan duvarları epey kalın, o da yazın serin, kışın ise sıcak tutuyordu.
Akşam oldu, kapı çaldı. Bervan ve babası geldi. Bervan, Fatma’yı görünce bıyık altından güldü. Çok hoşuna gitmişti.
Bervan’ın annesi:
— Hoş geldiniz. Bu akşam misafirlerimiz var. Hadi ellerinizi yıkayın, gelin.
Fatma:
— Kardeşim nerede?
Bervan’ın onun haberi yoktu, eve geçecekti.
— Dur, hemen çağırayım. Babanın haberi var mı?
Fatma:
— Gidip söyleyecektim. Şimdi sen yorulma, ben babama da söyler gelirim.
Bervan, yirmi dakika geçmeden Fatma’nın babası ve kardeşiyle kapıda belirdi. Hep birlikte sofraya geçtiler. Yemekler o kadar güzeldi ki sarmanın tadına doyum olmuyordu. Tarhana çorbası ayrı bir güzeldi. Ev yapımı karışık turşu da vardı. Ayranlar bakır bardaklara doldurulmuştu. Yemek muhteşemdi.
Fatma:
— İnanamıyorum, yemeğe level atlatmışsınız.
Bervan’ın annesi:
— Level nedir kızım?
Fatma:
— Yani yemeklerinizi çok üst seviyelere çıkarmışsınız lezzet olarak. Ellerinize sağlık.
Bervan’ın annesi:
— Ne demek kızım, sen ye. Ben daha nerelere çıkarırım o yemekleri! Ağrı Dağı’nın tepesine bile çıkarırım.
Hep birlikte güldüler.
Bervan:
— Anne, sonra nasıl indireceğiz oradan?
Fatma, Bervan’a dönerek:
— Bizim ufaklığı da almışsın yanına.
Fatma’nın kardeşi:
— Abla, Bervan abim o kadar kafa bir insan ki! İnan benim Urfa’daki favorim artık Bervan abim oldu.
Fatma, Bervan’a bakarak:
— Çok teşekkür ederim.
Bervan:
— Ne demek, o benim de kardeşim. Çocuk da İsviçrelerden buralara geldi. Tabii ki ilgileneceğim.
Yemeklerini yediler. Fatma, annesi ve Bervan’ın annesi yemeği toplayıp mutfaktaki bulaşıkları da hallettiler. Çayları demleyip içeri girdiler. Çay demlenince Fatma çayı doldurmaya çalıştı ama demlik çok ağırdı. Bervan, salonun tam öbür ucundan Fatma’nın yanına uçar gibi geldi.
— Sen ver bana onları. Bizim demlikler normal aileler için değil, aşiret paketi. O yüzden sen yorulma, otur, ben hallederim.
Fatma’nın yaptığı keki de akşam çayının yanına getirdiler. Çayları içtikten sonra boş bardakları Fatma mutfağa bırakmaya gitti. O sırada Bervan da demlikleri getirdi.
Bervan:
— Ne kadar iyi oldu Urfa’ya gelmeniz. Şahsen ben çok memnun oldum.
Fatma:
— Ben de… Tabii ki herkes çok sıcakkanlı. Sonuçta insanın kendi vatanı başka oluyor. Orada da çok iyiydik ama ne bileyim, kendi vatanın gibi olmuyor.
Bervan:
— Ben Urfa dışında hiç yaşamadım. Nasıl bir histir, çok anlayamam ama tahmin edebiliyorum. Askere gidince gitmiştim.
Fatma:
— Askerliği nerede yaptın?
Bervan:
— Çanakkale’de yaptım. Gezmek için başka illere gidiyordum ama uzun süreli hiçbir yerde kalmadım.
Bervan, Fatma’ya dönerek:
— Sen burada ne yapmayı planlıyorsun? Mesleğini yapacak mısın?
Fatma:
— Evet, diş hekimliğini çok seviyorum. Ama başka şeyler de yapabilirim.
Bervan:
— Ne mesela?
— İç mimarlıkla ilgili de eğitimim var. Bana soracak olursan, iç mimarlığı daha çok sevmiştim. Şansımı deneyeceğim. Her ikisini de yürütebilirim. Ha, bu arada dükkânı ne zaman yenileyeceğiz?
Bervan:
— Vay, unutmamışsın! Haftaya yenileyeceğiz.
Fatma:
— Beni çağırmazsan küserim.
Bervan:
— Zaten sana bırakacağız bütün işleri. Biz de dinlenmiş oluruz.
Fatma:
— Hayır, siz de malzeme taşıyacaksınız. Sizi yoracağım yani. Dinlenmek yok.
Bervan:
— Senden gelen yorgunluk da güzel olur.
Fatma bir an hoşuna gitmişti bu cümle.
— Teşekkür ederim.
O anda annesi Fatma’yı çağırdı. Meyveler hazırlanacaktı.
Bervan:
— Hadi hazırlayalım.
Meyvelerini de yediler. Meyveden sonra kalktılar. Her şey için çok teşekkür ettiler. İyi akşamlar dileyip evlerine geçtiler.