8. Bölüm

1113 Words
Bir hafta sonra Fatmaların kapısı çaldı. Kapıda Bervan vardı. — Fatma! — Bervan, hoş geldin. — Hoş buldum. — Gel içeri. — Yok, ben gideceğim. Seni almaya geldim. Şilan da bugün Diyarbakır’dan gelecek. — Nereye? — Dükkâna. Bugün müşteriler çok. Sen ciğerleri yap. Babamla ben de salataları hazırlayıp müşterilerle ilgileneceğiz. — Şaka yapıyorsun! Dükkân tadilatta, kandıramazsın beni. — Hemen işçi kıyafetlerini giyip geliyorsun. Estağfurullah, sen patronsun, biz işçiyiz. İkisi birlikte güldüler. Fatma, annesine seslendi: — Anne, gidebilir miyim? — Tabii kızım, git. Fatma tulumunu giydi, saçına bandana taktı. Elinde kocaman bir malzeme çantası vardı ama taşıyamıyordu bile. Bervan hemen koşup çantayı elinden aldı. Gülerek içinden geçirdi: “Bu kız ne kadar tatlı…” Sonra arabanın kapısını açtı: — Buyurun, patroniçe hanım. — Ya utandırma beni… Dükkâna geldiklerinde malzemelerin hepsi dışarı çıkarılmıştı. Bervan’ın babası da oradaydı. — Mimarımız da geldi, dedi Bervan. — Söylemeyin böyle şeyler, utanıyorum. — Boyaları sen seçeceksin. Her şeyi sana bıraktık. Evinizi gördükten sonra bize laf düşmez dedik. Fatma heyecanlandı. Çünkü en sevdiği işi yapıyordu. — Gerçekten mi? Hadi gidip boyaları alalım. İlk önce duvardan başlayalım. Yalnız tek renk olmasın. Bir duvarı başka renge boyayalım. Konsantre bir renk geçişi sağlayalım. Mutfağa bakabilir miyim? — Tabii ki. Mutfağa geçtiler. Fatma hemen göz gezdirdi. — Küçük dokunuşlar yapabilir miyim? Mutfak güvenli olmalı. Sürekli ocak yandığı için öncelik güvenlik. İş hataları yüzünden insanlar yaralanıyor, hatta ölebiliyor. Fatma, arka cebinden küçük bir not defteri çıkardı. Kalemini eline aldı. Mutfağı tek tek inceleyip notlar aldı. Malzeme çantasını açtı. Bervan şaşkınlıkla baktı: — Bu ne? Küçük bir dükkân gibi… Her şey var! Nasıl sığdırdın bu kadar malzemeyi buraya? — Küçük ama işlevsel bir çanta. İsviçre’den almıştım. Bervan durup onu izliyordu. Fatma adeta kendini kaybetmiş gibi çalışıyordu. Metreyi eline aldı: — Bervan, şunun ucunu tutar mısın? Duvardan duvara zeminleri ölçeceğim. Mutfak zeminleri kaygan. Aradaki derzler çok yıpranmış, mikrop barındırır. Tezgâhların büyüklüğü ve konumu güzel ama üstündeki fayansları ısıya dayanıklı granit ile değiştirelim. Mutfak davlumbazı da biraz küçük. Daha büyük bir davlumbaz lazım. Yoksa yemek kokuları dükkânın içine dağılır. Fatma mutfaktan çıktı, lavabolara geçti. — Lavabolar güzel, yalnız spot ışık ekleyelim. Burası biraz karanlık. Sonra dışarıdaki masa ve sandalyelere baktı. — Yeni ve çok güzel ama renkleri çok ağır ve kasvetli. Onları daha canlı renklere boyayıp verniklemek lazım. En beğenmediğim yer dükkânın girişindeki camlar. Hep yemek resimleriyle kapatmışsınız. Ne gerek var? Dükkân cadde üstü. Güzel bir konumda. Müşteriler dışarıyı izlesinler. Akşamları ışıkları, gelen geçen insanları görsünler. Fatma: — Benim işim şimdilik tamam. Hadi eksik gedik ne varsa almaya gidelim. Bervan’ın babası gülümsedi: — Helal olsun kızım. Vallahi en usta mimarlara taş çıkartırsın. Fatma: — Öyle demeyin. İyi olanlar da çok. Bervan’ın babası Fatma’yı çok sevmişti. Tam o sırada Şilan içeri girdi: — Kolay gelsin. Ayağımın tozuyla geldim. Bervan şaka yaptı: — Toz etme buraları. Şilan güldü: — Benim bastığım yerde gül biter Bervan efendi! — He he, deyip güldü Bervan. Bervan: — Hadi atla arabaya. Malzeme almaya gidiyoruz. Şilan: — Tamam, hemen geldim. Üçü birlikte çarşıya gittiler. Hep birlikte malzemeleri alıp döndüler. Fatma aldığı boyaları kovaya doldurup su ekledi. Hemen zemine brandayı serdi, fırçayı aldı, duvarları boyamaya başladı. Bervan: — Yok artık Fatma! Ne oldu? Biz senin sadece bize fikir verip ufak tefek işleri yapacağını düşünmüştük. Fatma: — Hadi canım, boya yapmakta ne var? Yıllardır babamla evimizi kendimiz boyuyoruz. Bizim eve tamirci, boyacı hiç girmedi ki! Bervan: — Seni alan yaşadı vallahi. Fatma: — Hadi işimiz çok, durmak yok! Bervan: — Biz ne yapalım? Fatma: — Mutfakta bize yemek yapabilirsin. Bugünkü müşterilerimiz de biziz! Bervan: — Tamam patroniçe. Şilan: — Ben? Fatma: — Sen de eski tuzluk ve baharatlıkları çöpe at. Çarşıdan yeni aldıklarımızı doldurabilirsin. Bervan’ın babası: — Ya ben? Bervan: — Baba, bence sen eve git. Annemle şöyle güzel bir kahve iç. Birlikte oturun, biraz sohbet edin. Yıllardır yoruldun zaten. Tatil bile yapmadın. Git, bu bir haftalık işimiz var. Babası: — Ben evde duramam ki! Bervan: — O zaman evde yemek yap! Babası, kafasını kaşıyarak gitti. Şilan: — Babam şimdi ellerini nereye koyacağını bilemez. Fatma duvarları boyamaya o kadar hızlı başlamıştı ki Bervan şaşkın şaşkın onu izliyordu. Duvarlarda tek bir fırça izi bile bırakmıyor, çok güzel boyuyordu. Şilan: — Fatma, ne kadar beceriklisin! Fatma: — Teşekkür ederim. Bugün duvarları boyayacağım. Mutfağı da boyayacağım. Davlumbazı çıkarayım, onun arkasını da boyayayım. Yarın yeni davlumbaz gelecek. Fatma eline matkabını aldı, davlumbazın vidalarını sökmeye başladı. Fatma: — Bervan, gel bana yardım et. Davlumbazı tut, düşmesin. Bervan: — Hemen geldim. Bervan çok güzel saç kavurma yaptı. Yandaki fırından sıcacık pide alıp geldi. Buz gibi ayran eşliğinde hep birlikte dışarı çıkardıkları masanın etrafına sandalyelerini çekip oturdular. O kadar çok acıkmışlardı ki… Fatma, kahvaltı bile yapmamıştı. Yemeği öyle iştahla yiyordu ki bu kez Fatma, Bervan’a: — Seni alan kız yaşadı vallahi, dedi. Yemeklerini bitirdiler. Yarım saat oturup dinlendikten sonra yeniden işe koyuldular. Bervan: — Babam usta ayarlayacaktı. Yarın gelip zemini döşeyecekti. Fatma: — Ne gerek var? Ben çok güzel zemin döşerim. Babam bana küçükken öğretmişti. Babam İsviçre’de inşaat sektöründeydi. Bir evi sıfırdan yapıp teslim ederdi. Üç beş işi ustalara yaptırırdı. Ben de babamın yanına giderdim. Kardeşim küçük olduğundan hep beni yanında götürürdü. Üniversite okurken çift anadal yaptım. İç mimarlığı da iki yıl okudum. Dersler ağır gelince bırakmak zorunda kaldım ama burada tamamlamak istiyorum. Şilan: — Olur, benim üniversitem çok güzel. Bervan: — Gerek yok ya… Sen zaten biliyorsun bu işi. Fatma: — Evet ama bakarsın diş hekimliğini yapmak istemem. En azından mimarlıktan devam ederim. Yazıhanemi açabilirim. Bervan: — Doğru söylüyorsun. Aslında sen mimarlık ve inşaatla daha ilgilisin. Diş hekimliğini neden okudun ki? Fatma: — Bilmem… Liseyi bitirince orada üniversiteye hemen giriyorsun. Ben de yaşım küçük olduğu için düşünemedim. Direkt diş hekimliğini tercih ettim. Olsun, ziyanı yok. Orada da tıp bilgisi aldım. Ama insanın sevdiği işi yapması başka oluyor. Fatma eğilmiş, saçları dağılmış, yanağında boya izleri, tulumu kirlenmişti. Buna rağmen çok tatlı duruyordu. Yerlere hiç damlatmadan boyuyordu. Bervan: — Sen çok temiz çalışıyorsun. Biz boyacı çağırdığımızda, onlar daha çok yerleri boyuyor. Branda bile sermiyorlar. Bir kişi de ancak yerleri siliyor. Fatma: — Gerek yok başka bir insana. İş niye çıkartayım ki? Olur mu öyle şey… Yazık. Bervan: — Hadi, biraz dinlen istersen. Şilan: — Ben eve gidip gelmem lazım. Kıyafetlerimi alıp geleceğim. Bir şey istiyor musunuz? Bervan: — Yok, teşekkür ederim. Şilan: — Fatma, sen bir şey istiyor musun? Fatma: — Yok, teşekkür ederim. Bervan: — Fatma, istersen dinlen biraz. Fatma, katlanır merdivenin üzerinde tavanla taban arasındaki çizgileri düzeltiyordu. Çizgileri bitirince inmeye çalıştı. Merdiven yüksekti. Yavaş yavaş inmeye çalışırken ayağı hafifçe kaydı. Bervan hemen altında bekliyordu: — Kendini bana bırak. Ayağını ters attın, düşersin. Bervan, Fatma’yı belinden kavradı ve kucaklayarak yavaşça yere indirdi. O an göz göze geldiler. Aralarında bayağı bir yakınlık oluşmuştu. Bervan içinden: “Dükkânda olmasak sarılıp öpeceğim. Dayanamıyorum artık…” diye geçirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD