Tanıtım

249 Words
Şehirlerin bir ruhu olsaydı, İstanbul kuşkusuz günahkar bir fahişe olurdu; pırıltılı elbisesinin altında binlerce kırık kalp ve tükenmiş ruh saklayan, her geleni baştan çıkaran ama kimseye ait olmayan bir fahişe. Bozok, o şehrin en parlak ışıklarının altında yıkanmış, tenine sinen pahalı parfüm ve kadın kokularıyla kendi krallığını kurmuştu. Onun için hayat, şampanya köpükleri kadar hafif ve bir gecelik ten temasları kadar geçiciydi. İstanbul, Bozok için bitmek bilmeyen bir geceydi; parıltılı, gürültülü ve her köşesinde başka bir tenin sıcaklığını barındıran kirli bir eğlence. O, bu şehrin sokaklarında her istediğini almaya alışmış, kadınların hayranlığıyla beslenen, kibri cebindeki para kadar ağır bir adamdı. Hayat onun için bir kadehin dibindeki son yudum kadar kısa ve zahmetsizdi. Ancak bir telefon, o çok sevdiği gece kulübünün bitmek bilmeyen eğlenceli müzik seslerini bıçak gibi kesti; onu unuttuğu köklerine, Karadeniz’in o nemli ve hırçın kucağına geri çağırıyordu.. Aynı saatlerde, Karadeniz’in hırçın suları küçük bir balıkçı teknesine eşlik ediyordu... Gülce, şafağın ayazında elleri deniz tuzuyla donuyorken ağlarını topluyordu. Onun dünyasında sahte parfümlere ve boş vaatlere yer yoktu; sadece denizin bereketi ve alnının teri vardı. O, babasının yorgun omuzlarındaki yükü sırtlanmış, kimseye eyvallahı olmayan, Karadeniz’in bizzat kendisi kadar hırçın bir kızdı. Şimdi biri, her şeyi elde etmeye alışmış bir şehirli züppe; diğeri ise diz çökmeyi bilmeyen bir deniz kızı. Bozok’un o bitmek bilmeyen egosu, Gülce’nin sert kayalarına çarptığında sadece kıvılcımlar çıkmayacak, her iki dünyayı da yakacak bir ateş başlayacaktı. Bozok, bu yabancısı olduğu fırtınada boğulacağını henüz bilmiyordu; Gülce ise o günahkar dokunuşların, ördüğü duvarları nasıl yerle bir edeceğinden habersizdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD