10 dakika içinde kendimi toparlayıp aşağı inmeyi başarmıştım.
Kapının önüne çıktığımda Tonny ordaydı. Ona başımla selam verip hafifçe gülümsedim ve bekleyeme başladım. Bana on dakika sonra aşağıda olmamı söyleyen kendi bilmez Lord’umuzu tam yirmi dakikadır bekliyordum. Bu adam anlaşılan sadece sinir bozucu değil aynı zamanda süslüydü de. En sonunda kapıdan çıktı. Üzerinde siyah bir ceket ve kumaş pantolon,içinde ise beyaz gömlek vardı. Siyah bir kravat takmıştı. Kravatında,üzerinde ki –Kurtulanlara ait- el işlemelerini burdan bile seçebildiğim bir iğne vardı. Yanıma geldi ve gülümsedi. “Hazır mısınız Bayan Garcia?” Bayan Garcia mı? Bu adam akıllanmaya mı başlamıştı yoksa bu sadece benim zihnimde uydurduğum bir şey mi?
“Ah! Rahatsız edici değil mi?” dedi şaşkın surat ifademe bakıp,gülümserken “Sana Bayan Garcia dediğimde suratının aldığı şaşkın ifadeyi görmeliydin Kate. Kesinlikle çok eğlenceliydi ama sen bana Lord’um veya efendim dediğinde ben pek eğlenmiyorum”
Güldüm ama bu komik olduğu için değil. Bu sersem sinirlerimi bozduğu için.
“Sizinle bir anlaşma yaptığımızı hatırlıyorum EFENDİM. Farkındaysanız çok uzun bir süre oldu ama hala bir kendime acıma girişiminde bulunmadım” diyerek ona meydan okudum
“Elbette bulunmadın. Benim asistanlarım kendilerine acımazlar. Kendilerini şanslı olarak görürler. Çünkü benim asistanımlar” dedi pişkin ve kendini beğenmiş bir yüz ifadesiyle
Cevap vermedim. Arkamı döndüm ve arabaya gidip yolcu koltuğunun kapısını açtım.
“Ben de aynı etkiyi yaratmıyorsunuz maalesef Lord’um” dedim ve arabaya binip kapıyı kapattım.
Ardından o da geldi ve kendi koltuğuna oturdu.
Kontağı çalıştırıp,vitesi değiştirdi ve toplantının yapılacağı restauranta doğru yola çıktık.
Mason elini uzattı ve radyonun düğmesine bastı. Radyo da Leona Lewis’in I got You şarkısı çalıyordu.
Go ahead say goodbye (Uzaklas ve hoscakal de)
I’ll be all right (Tamamen hakli olacagim)
Go ahead make me cry (Uzaklas ve beni aglat)
I’ll be all right (Tamamen hakli olacagim)
And when you need a place (Ve bir yere ihtiyacin oldugunda)
To run to (Devam etmesi için)
For better or worse (Daha iyi veya daha kötü olmasi için)
I got you (Sana sahibim)
Şarkıyı duymak beni geçmiş anılara sürükledi. Nefesimin kesildiğini hissettim. New York’a baktım ve bir kez daha olanları düşünüp kendime acımaya başladım. Ben haindim. Beni koruyan insanlara ihanet etmiştim ama hala geçmişin anılarından kurtulamıyordum.
“Sen iyi misin Kate?” diye sordu Lord Mason
Mason’ın sözleriyle kendime geldim ve ona döndüm. Sesim titriyordu. Ellerim alev alev yanıyordu resmen.
“Evet .Şey…iyiyim. Hmm… kanalı değiştirmemizde bir sakınca var mı acaba?” diye sordum ses tonumda ki titremeyi saklamaya çalışarak
“Hayır. Aslında kapatabiliriz. Toplantıdan önce dikkatimiz dağılmaz böylece. Bütün toplantı boyunca kafamın içinde şarkı söyleyen Leona Lewisler istemiyorum” diyerek cevap verdi
Güldü ve radyoyu kapattı.
Bir süre sonra toplantının yapılacağı restauranta varmıştık.
Lord Mason eski asistanının notlarını tuttuğu ajandayı bana vardi. İçinde randevuları ve haftalık planlarının yanında işi ve Kurtulanlarla ilgili önemli notlar vardı. Restauranta gelince görevliler hemen
gelip kapılarımızı açtı. Mason anahtarı kapıda ki valeye verdi ve sonra içeri girdik. Uzun bir masaya dizilmiş bir sürü insan bizi bekliyordu.
Mason masanın en başında ki yere geçti ve ben de hemen yanında Mason Lucas’ın asistanı için ayrılan yere oturdum. Ne kadar sinir bozucu olsa da,o asistan bendim. Ajandayı açtım ve toplantıyı takip etmeye başladım. Ofiste çalıştığım için bu tür sıkıcı toplantılarda daha önce birkaç defa bulunmuştum. Biz genelde arşivlerin nasıl düzenleneceği ve ofisin eksikleri hakkında konuşurduk ama burda depreme dayanadıklı evler hakkında bir toplantı yapılıyordu. Hangi malzemeler kullanılması gerketiği ve bu malzemelerin nasıl hem kaliteli hemde olabildiğince uygun bir fiyatta bulunabileceği konuşuluyordu.
Lord Mason bana döndü ve “Bayan Garcia lütfen not alın.Ben ve Bay Pierce bu Cuma birlikte yeni projemizin çizimleriyle birlikte şantiyeye gideceğiz.Bir de o gün mimarlar ve mühendislerle öğleden sonra için bir toplantı ayarlayın.” dedi.
Başımla onu onayladım ve not aldım.
Bir süre daha konuştuktan sonra yemek siparişi verdiler. Ben sadece bir salata söyledim ve masada konuşulanları dinlemeye başladım. Borsa ve iş hakkında anlamadığım bir şeyler konuşup arada sırada –gerçekten berbat- espiriler yapıyorlardı. Mason bir ara kulağıma eğildi.
“Sıkıcı ha?” dedi.
“Beni rahatsız etmiyor efendim ofiste daha sıkıcı durumlarla baş ettim.”
Güldü. Suratına yine o pişkin ifadeyi yerleştireceğini sandım ama yapmadı. Karşıya baktı ve suratına gerçekten öfkeli bir ifade yerleştirdi. Onun baktığı yere baktım ve aynı şekilde ben de donup kaldım.
Karşımızda uzun boylu,yakışıklı ve üzerinde ki takıma rağmen güçlü kollara sahip olduğu her halinden belli bir adam duruyordu. Aslında pek korkutucu görünmese de ben ondan kesinlikle korkmuştum. İşte yine aynı ateş etkisi. Kesinlikle alev alev yanıyor olmalıydım.
“Bay Lucas bu ne hoş bir tesadüf” dedi adam Mason’a kibirli bir bakış atarak
“Bense aynı şeyi söyleyemeyeceğim Martin” diyerek meydan okudu Mason
Ondan hoşlanmadığı kesinlikle belliydi. Hayır.Bu hoşlanmamanın ötesindeydi. Mason kesinlike bu adamdan nefret ediyordu.
“Ah! Arkadaş olduğumuzu sanıyordum. Neden birden bu kadar gerildin Mason?” diye karşılık verdi adam abartılı bir ses tonuyla.
Güldü.Gülüşü tüm tüylerimin diken diken olmasına sebep olmuştu.
Gözlerini,Mason’ın hemen yanına çevirdi.Beni fark etmişti. Bakışlarını bana dikti.Bakışlarını üzerimde hissettiğim andan itibaren nefesim kesildi. Her an bayılabilirdim. Bayılmamalıydım.Kendimi tutmalı ve nefes almalıydım.
Titrememe engel olmaya çalıştım.
“Bu bayan yoksa senin yeni asistanın mı?” diye sordu bakışlarını benden çekmeden
Gözleriyle beni süzüyordu ve o bana baktıkça ben daha çok titriyordum.Artık nefes almanın ne anlama geldiğini bile hatırlamıyordum.
“Evet. Öyle ama ne zamandan beri elemanlarım ilgi alanında?” diye sordu Lord Mason
Güldü. Cevap vermedi ve bir süre bakışlarını benden ayırmadan ilerledi.
Nefesim gerçekten kesilmişti. Yüz ifadem kim bilir ne haldeydi?
“Kate bunu bugün üçüncü kez soruyorum ama gerçekten iyi olduğuna emin misin?” dedi Mason bana dönüp.
Değildim.Berbat haldeydim. Ölmek istiyordum.Zaten benim gibi bir hain bu dünyada kesinlikle fazlaydı.Eğer ben ölürsem bence bir sorun olmazdı.
“Şey…evet ben iyiyim sadece lavaboya gitmem gerek” dedim
Sandalyemi hafifçe geri iterek ayağa kalktım ve izin isteyip hızlı adımlarla lavaboya gittim.
İçeri kendimi nasıl attığımı bilmiyorum. Hızla yüzümü soğuk suyla yıkadım. Ellerimi lavabonun soğuk mermerlerine dayadım ve nefes almaya çalıştım. Bir elimle boynumu tutarken bir elimle aynaya baktım.
“Lanet olsun!” dedim kendi kendime.
Derin derin nefes alıyor ve titreme hissinden kurtulmaya çalışıyordum. Her an bayılacakmış gibi hissediyordum. Kendime gelmeliydim.Kendime gelmeli ve patronumun yanına dönüp toplantının bitmesi için dua etmeliydim.
Biraz kendime geldikten sonra dışarı çıktım ve birine çarptım.
“Ah! Ben çok özürdilerim”
Başımı kaldırdım ve onu gördüm. Martin
“Hiç sorun değil, KATE” dedi ve yoluna devam etti.
Sesinde ki ima tüm sinir uçlarımın uyuşmasına sebep oldu. Duvardan destek aldım ve ayakta durmaya çalıştım. Derin bir nefes aldım ve masaya geri döndüm. Benden beş dakika sonrada Martin salona döndü ve kendi masasına oturdu. Birkaç arkadaşıyla yemek yiyordu. Ara sıra başımı kaldırıp ona bakıyordum. Ne zaman bunu yapsam o da bana bakıyor oluyordu. En sonunda buna bir son verdim ve işime odaklandım. Toplantı bittiğinde Mason hesabı ödedi ve masadakilere veda ettikten sonra bizi ordan çıkardı. Arabaya bindiğimizde hala sessizliğimi koruyordum.
“Sana ne olduğunu çözdüm sanırım” dedi bir anda
Ne? Nasıl? Bunu nasıl çözebilirdi ki? Şaşkınlığımı ve korkumu gizlemeye çalışarak ona baktım
“Buna Martin Benson etkisi deniyor”
Ah! Tanrım!
“O bir ruh avcısı Kate. Kötü ve sersem bir ruh avcısı. Bu kadar durgun olmanın sebebi bence bu. Belki inanmayacaksın ama bence Kurtulanlar ruh avcılarını hissediyorlar. Sen de onun kim olduğunu hissettin ve bu seni rahatsız etti” diyerek açıkladı Mason
Oh!
Derin bir nefes aldım ve ona döndüm. Sesim hala titriyordu.
“E-evet sanırım öyle” dedim ve o tekrar iyi olup olmadığımı sormadan “Peki o bir ruh avcısıysa neden hala yakalanmıyor?” diye sordum,sanki cevabı bilmiyormuş gibi
“Çünkü berbat yasalarımız var” diye cevap verdi hiddetle “Onlara saldırmak için bize saldırmış olmaları ya da bir suç işlemiş olmaları gerek. Eğer Martin Benson’ı herhangi bir suç işlerken yakalayabilseydim şu an hayatta olmazdı. Onu kendi ellerimle öldürmek istiyorum. Bazen keşke eceliyle ölebilseydi diyorum. O adam en az 180 yaşında ama hiç gösteriyor mu? Hayır! Ölümsüz olmanın meyvelerini yiyor ve masum insanların ruhlarıyla,yaşam enerjileriyle besleniyor. Yaptıkları keşke bunlarla sınırlı kalsa ama değil. Eceliyle ölebilseydi şimdiye çoktan eşşek cenneti boylamıştı ama ölemiyor. Bu yüzden birinin onun eceli olması lazım ama adam çok iyi,asla açık vermiyor” dedi Mason dişlerinin arasından.
Emin ol hiç açık vermiyor Mason!
O adamın ölmesi gerekiyor ama kimse bir şey yapamıyor çünkü lanet olsun ki haklı ve Martin Benson işinde çok iyi.
“Her neyse. Ondan korkmana gerek yok ki eğer gerçekten iyi bir savaşçıysan zaten ondan korkmuyorsundur. Eee şimdi ne yapmak istersin?” diye sordu
Bu adamın derdi ne? Bir saniye önce benimle Martin Benson ve ruh avcılarıyla ilgili ciddi bir konuşma yaparken şimdi ise tekrar sersem bir Lord olmuştu.
“Anlamadım?” dedim kaşlarımı çatarak.
“Bugün ilk iş günün ve sen gayet başarılıydın. Bunu kutlamalıyız.” diyerek açıkladı
Gözlerimi devirmemek için kendimle inanılmaz bir mücadele veriyordum
“Aslına Lord’um bugün gerçekten yoruldum ve geç oldu. Sanırım kampa dönsem iyi olur” dedim rica eden bir ses tonuyla
Başıyla beni onayladı ve kampa doğru yola çıktı. Kampın girişinde beni bıraktı ve gitti.
Yorgunluktan ölüyordum. Kulübeme doğru ilerlemeye başladım. O sırada biri yolumu kesti.
Lord William.
“Vay vay vay. Küçük hainimize bakın hele. İşinize çabuk adapte olmuşsunuz” dedi
Ses tonu midemi bulandıracak şekilde iğneleyiciydi.Öfkemi kontrol altına aldım ve ona döndüm.
“Uyum sağlamaya çalışıyorum Lord’um” dedim saygılı bir biçimde
“Sen her ortama uyum sağlarsın Katharina. Ruh avcılarının bulunduğu bir ortama bile” dedi
Bu adam nerde durması gerektiğini bilmez miydi? Bir Lord’un bile benimle konuşurken aşmaması gereken bir sınır vardı.
“Bunu neden yapıyorsunuz?” diye sordum
“Neyi?”
“Bunu! Yani evet ben bir hainim,asla aksini iddia etmiyorum ama bu kampta sizden başka kimse bunu bu sıklıkla dile getirmiyor.”
“Çünkü buraya ait değilsin. Burda olmamalısın. Sen ailelerimizi,sevdiklerimizi öldürenlerle iş birliği yaptın ve şimdi hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam ediyorsun!”
Hiçbir şey olmamış gibi mi? Bu bardağı taşıran son damlaydı. Sesimi oldukça alçak tutmaya çalıştım. Hala öfkemi kontrol etmeye uğraşıyordum.
“Bakın Lord’um. Az önce de dediğim gibi ben bir hainim ve bunu inkar etmiyorum. Siz ve ben aynı eğitim kampındaydık. Aynı anda mezun olduk. Siz kahraman oldunuz bense hain. Ne gibi bir fedakarlık yaptığınızı,nasıl kahraman olduğunuzu bilmiyorum ama eminim ki hak etmişsinizdir ama…”
“Ama ne?” diyerek lafımı kesti
Derin bir nefes aldım “Ama emin olun ben cezamı fazlasıyla çekiyorum ve bana bu cezayı çektirmek kesinlikle sizin işiniz değil. Bu Kraliçe’ye ait bir sorumluluk. Sizden bu konuda ki sınırlarınızı korumanızı rica ediyorum”
“Sen..” diyerek lafa girdi ama sözleri başka bir sesin konuşmaya katılmasıyla yarım kaldı
“Burda neler oluyor?” diye sordu General Tyler
“Hiçbir şey efendim. Lord William ve ben sadece iş alanlarımızla ilgili biraz konuşuyorduk. İzninizle artık gitmem gerek”
Tyler’a başımla selam verdim ve William’a döndüm.
“İyi geceler Lord’um” dedim ve gittim.
Tanrım!Mason’la bir gün takılmak bile bana neler yaptırıyordu.
Ah! Sersem Lord.
Adımlarımı biraz daha hızlandırdım ve kulübeme ulaşınca kendimi hemen içeri attım. Bugün gerçekten zor bir gündü ve sonunda bitmişti.