Ağır ağır adımlarla odayı turlayıp her bir köşeyi ezberinde tutmak için uzun uzun, dikkatle süzdü. Yatağımda uzmanmış sessizce nasıl bir tepki vereceğini bekledim. Turlamasına son vermeye karar verdiğinde masadaki malonya kokulu mumlardan birini burnuna yaklaştırıp derin bir şekilde kokladı. "bu kokudan nefret ettiğini hatırlıyorum."diye gevşekçe mırıldandı bana bakmadan. Üstünde kayıtsız bir rahatlık vardı.
"Bazen unutuyor olabilirsin sevgilin Ahter..."Gözleri merakla üzerime odaklandı. Dilimi dudaklarımın üstünden yavaşça gezdirip hiç acele etmeden konuştum. "... akıp giden hayat bizden bir çok şeyi değiştirir."
Tuhaf bir biçimde gülümsedi."Ah tabii ki."Başını öne eğip kaldırdı. "Hangimiz aynı kaldık ki?"
"Masumiyetimden fazlasıyla ödün verdim. İyi olmayacak kadar bambaşka biriyim." Yanımdaki boş sandalye oturdu. Bacaklarını yana doğru açıp rahat bir pozisyonda ellerini göğsünde bağladı. Beni daha fazla dinlemeye hazırlanmış gibiydi ama gizemli bir şekilde de altan bir tavırla benim sadec alaya almak için yaptığını hissediyordum. Ve bunu hissettiğim an susmaya karar verdim. Ona kendim hakkımda en ufak bir şey anlatmayacaktım. Çünkü onun hayatımdaki yeri "Öteki insan" bile değildi. Hiç kimsem olmayı hak eden Bir yabancıydı oysaki sadece.
"Neden geldin? Ne istiyorsun?"
Basitçe omuzlarını silkeledi. "Nasıl olduğunu öğrenmeye geldim."
"İyileştiğim gibi kaçağımı düşündüğünden gelmiş olmayasın."
Güldü. "Fazla detaylı düşünüyorsun. Böyle yaparak çabuk iyileşmezsin." Başını öne eğdi, çenesi yakasına değerken kurnaz gözleri üzerimdeydi.
"Hayır, sadece karşımdakinin nasıl düşüneceğini merak ettiğimden böyle bir adımla onlara yaklaşıyorum. Sana da tavsiye ederim. Gerçekten işe yarayan bir taktik."
"Bu yüzden onları soyarken hiç zorlanmıyorsun."Kınayıcı bakışları titreşti. Yüzünde sert bir ifade oluşurken alnındaki derin çizgiler belirginleşti. "Aklıma başka bir şey geldi birden. Yedi yıl önce ünlü çapkın Marki ile çalkalantılı bir ilişkin olmuş. Duyduğumda doğrusu şaşırdım."
***
"Geçmiş Sayfalar"
Yüzünü okşamaktan çok zalimce tokatlıyormuş hissi uyandıran yağmurun altında daha ne kadar bekleyeceği konusunda henüz bir fikri yoktu. Bir yandan da tek derdi buymuş gibi sadece bunu düşünmek sinirlenmesine yeterince sebebiyet veriyordu.
Burnun ucuna çarpıp orada asılı kalan damlaya uzun uzun baktı. Elinin tersiyle onu oradan uzaklaştırmak neredeyse burnunu kırmasına neden oluyordu.
"Lanet şey seni!" Ayaklarını yere vurma isteğiyle mücadele etmek ise kafasında ki düşünceler yığınından daha baskındı.
Başını yukarı doğru kaldırınca onu pencereden izeleyen babasını gördü. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Belki de ufacık bir umut kırıntısıydı.
"Baba!"diye heyecanla bağırdı. Babası istifini bozmadı. Bir yığın taş öbeginden oluşmuş gibiydi. Hareketsiz, ifadesiz ve buz kütlesi gibi. Dayısının ticaret için gittiği Finlandiya da oldukça güzel buzlar görmüştü Ivy. Kardan nefret eden biri olarak o şeyler çok fazla hoşuna gitmişti. Lakin onları babasına benzetiyor olmak bir nefret kaynağıydı.
Bu Ivy'yı çok endişelendiriyordu. İnsanların yüzünü okuma konusunda bir deha sayılırdı. En azından insanların yüz ifadelerinden kalplerinde geçen şeye ulaşabiliyordu. Ne var ki bu babası için hiçbir zaman mümkün olmamıştı.
Kolunu salladı. "Baba, özür dilerim. Bir daha yapmayacağıma söz veriyorum. Beni içeri al,ne olur. Üşüyorum artık. " Babası hiçbir tepki vermeden ona bakmayı sürdürdü.
"Baba?"dedi bir kez daha. Tüm umuduyla ona seslenmişti. "Gerçekten çok pişmanım baba. Bir daha böyle bir şey olmayacak... Baba?"
Kollarını indirdi. Gözleri dolmuştu bu örülen zalim duvarlar karşısında. Var gücüyle saldırsa dahi yıkılmıyordu duvarlar.
Başını tekrardan yukarı kaldırdığında babası artık orada yoktu. Bakışlarını karşıdaki kapıya dikti. Bir süre sonra uzaktan toynak sesleri gelmeye başlamıştı. Yavaş yavaş yaklaşıyordu sesler. Kimin geldiğinin bir önemi yoktu onun için. Nasıl olsa babasının onu görmezden geldiği gibi yaklaşan da onu görmezden gelecek ve yolda ki tüm çamurlu suyu sırtına fışkırtarak yanından geçip gidecekti.
Ellerini üst üste koyup gözlerini yumdu. Toynak sesleri hemen yakınında sayılırdı artık. Geçip gidene kadar gözlerini açmayacaktı. Ne var ki ne arkasında geçip gitti ne de yığınla çamur üstüne sıçratı.. Araba durmuştu. Gözlerini açmalı mıydı?
"Bayan?"Hoş ve iç titreten bir erkek sesi kalbinin içine dolandı. Gözlerini telaşla açtı fakat dönüp bakmaya cesaret edemedi. Onu görmezden gelirse belki soru sormadan giderdi.
"Bayan!"Bir kez daha seslendi yabancı. Kalp atışları hızlanmıştı Ivy'nin. Yine de cavap vermeden dümdüz karşıya bakmayı sürdürdü.
"Sizin derdiniz ne?! Yolun ortasından çekilir misiniz. Sizin yüzünüzden davete geç kalıyorum."diye bağırdı, sesindeki tahammülsüzlük en az tepelerine yağan yağmur kadar şiddetliydi.
I sarsıcı bir aydınlanma ile aynı anda başını sağa çevirdi. Siyahlar içindeki adam ona çok öfkeli bakıyordu. Üstüne üstlük adam haklıydı. Yolun ortasında, arabanın tam önünde duruyordu. Eli ayağa dolanık şekilde,"Aa, şey ben... Hemen çekiliyorum."dedi ve çamurun içinde bata çıka evin yanına yaklaşıp merdivenlerin üstüne sığındı.
Başını omzunun üstünden arkaya çevirdiğinde araba çoktan yola koyulmuş gidiyordu. Bir müddet dalgınca arabayı seyretti. İyice uzaklaşıp görüş alanından çıktığında bile hâlâ bakmaya devam ediyordu. Ta ki kulağının dibinde olan kapının tokmak sesini duyana kadar.
"Margaret? Beni içeri almaya mı geldin?" Margaret onu ışıldayan gözlerine bakamıyordu. Başını yerden kaldırmadan, "Baban yerine geri dönmeni söyledi... Yağmurun altına."dedi belli belirsiz bir sesle. Varlığını hissettirecek bedensel olgular yeterince canlı değildi.
Victoria'nın tüm umudu bir bir yere saçıldı. Gözündeki parıltıysa çoktan sönmüştü bile. Arkasına dönüp çıktığı basamakları tekrardan indi ve yağmurun altına geçip beklemeye devam etti.
1 ay sonra...
"Nerelerdeydin?"Tüm ihtişamıyla, yılların asla eskitemediği Jordan Clewnear, pencerenin önünde eli arkasında sırtı dönük bir şekilde duruyordu. Uzun boyunun engellediği güneş ışıkları karamsar ve sadece siyah ve siyahın tonlarıyla döşenmiş salonda en ihtiyaç duyduğu anlarda yine gölgede kalmıştı.
Elini önünde bağlayan Ivy, "Davet için aldığım elbisesi dün denerken yanlışlıkla yırtılmasına sebep oldum. Bu yüzden diktirmek için terziye gittim."dedi.
"Peki çıkarken neden bana haber vermedin?"diye sordu son derece duygusuz bir sesle.
"Haber vermek için odana geldim lâkin uyuyordun baba."
Heybetli adam aniden arkasına dönünce Ivy'nin kalbi sıkıştı. Şu aşamadan sonra nefes almak onun için artık bir meziyetti. Bakmaya korktuğu gözlerden kendini sakınmak için başını ellerine indirdi. Az sonra başına gelecekler konusunda son derece endişeliydi.
Babası yaklaşmaya başladı. Bu geçen her saniyenin daha gerginleşeceği anlamına geliyordu.
"O ahlaksız kızın yanına gittin mi?"
Victoria başını salladı. "Hayır baba,gitmedim. İstersen bay Robbie sorabilirsiniz. Kendisiyle terziden çıkarken tesadüfen karşılaştım. Sana selamını iletmemi istedi."
Adam uzun bir süre sessizce kızını süzdükten sonra tatmin olmuş -en azından Ivy öyle umut ediyordu- gibi görünürek her zaman ki koltuğuna oturdu, bacaklarını üst üste atıp ardına yaslandı.
"Seninle konuşmam gereken oldukça önemli bir mesele var." Babasının sesindeki gizemi fark etmişti Ivy.
"Nedir baba?"
"Artık on sekiz yaşındasın ve evlilik zamanın geldi."
"Evlilik mi?"dedi Ivy samimi bir hayretle. Daha önce üstüne düşünmediği bir konuydu. Ne demesi gerektiği konusunda tecrübesizdi.
"Evet, evlilik. Senin için son derece itibarlı ve soylu bir aday seçtim. Kendisi Hulmgford Marksisi."
"Bir Marki ile mi evleneceğim." Ivy artık daha fazla şaşkındı. Bir Marki onun gibi biriyle nasıl evlenmeyi kabul edebilirdi ki? Hem onu görmeden bunu nasıl kabul etmişti? Belki yaşlı bir duldu. Bu yüzden evliliği kabul etmişti.
"Kaç yaşında?"
Babası ona sert bir bakış atsada sorusunu cevapladı. "27 yaşında ve iki yıl önce bir söz olayı olmuş. Fakat kadın kısır olduğunu gizlediğinden ve evliliği sadece bir varis için kabul eden Marki, bunu öğrenince kadını kapı dışarı etmiş."
'Bu çok zalimce!'diye düşündü Ivy. Şu Marki her kimse ondan haz etmemişti. Bu güne kadar sadık bir sevgilinin hayalini kurması ona yasaklanmıştı. Katı kuralları olan ve hayatı deneyimlemenin tek yolunun kitaplardan geçtiğini söyleyen babası, didaktik kitaplar dışında ona başka şeyleri okumayı yasaklamıştı. Bir gün bu yasağı delip bir aşk romanı okumaya yeltendiğinde ise bir hafta boyunca karanlık kilerde hapseldilmişti.
"Peki evlenmek istmezsem ne olur baba?"
"Öyle bir söz hakkına sahip değilsin."dedi babası. Ivy onun boş bakan gözlerinin içinde mahkum edilen kaderinin anahtarını gördü.
Çocukluktan beri alışkanlık haline getirdiği boynunu bükmesiyle bunu kabul ettiğini babasına bildiriyordu.
"Yarın ki davete Marki ile tanışacaksın. Hareketlerine dikkat etsen iyi olacak."
"Odama gidebilir miyim artık?"
"Son bir şey daha. Marki seni evlilik öncesi bir yatak ilişkisini davet edecek olursa asla kabul etmiyorsun!"
Ivy tepeden tırnağa utanca boğuldu. Babası ne zamandan beri bu kadar açık sözlü olmuştu. Boğazına bir bir yumrular oturan Ivy nefes almayı kesmişti. Derhal salonu terk etmesi gerekiyordu. Aksi takdirde titreyen bacakları onu daha fazla ayakta tutamiyacaktı.
Ondan bir yanıt bekleyen babasına sadece başını sallayarak karşılık verebildi. Konuşmaya çalışmak şuan için oldukça zahmetli bir iş olacaktı.
Kendini son derece garip ve rahatsız olmuş hisseden Ivy, hızlı ve telaşlı adımlarla merdivenlere yöneldi. Her zaman çıktığı bu basamakların çıkardığı gıcırtı sesler; ki bu sesler ona Elisha'ın anlattığı perili köşk masalın anımsatırdı ama şu an o kadar çarpıcı hissler içindeydiki merdivenin gıcırtılarını bile duymamıştı.Odasının önünden koşturarak geçti, koridorun sonundaki babasının çalışma odasına girdi. Kapıyı ardından örtüğünde kalbi güm güm atıyordu. Elini kalbinin üstüne bastırıp gözüne kestirdiği raftaki kitaba doğru ağır ağır yürüdü.
Şuan için bu hisslerden uzaklaşmanın ve bir müddet az önce babasının aşağıda söyledilerini unutup kendini sadece kitapların arasına bırakmanın en doğru karar olduğu kanısındaydı. Bunun bir çözüm olmadığını daha çok kaçmak olduğunun da pekâlâ farkındaydı. Zihni bu kadar bulanıklaşmış ve karışmışken evlilik hakkında düşünemezdi. Bu kendi felaketi olurdu. Babası tarafından çarptırıldığı cezaların çoğunun temelinde sağlıksız düşünüp hareket etmesi sebebi yatıyordu. Bu kez bunu göze almayacak kadar mühim bir meselenin tam ortasındaydı.
Babasının genelde puro içerken oturduğu koltuğa yöneldi. Odanın tek ışık kaynağı olan pencrenin önündeki yıpranmış koltuk hâlâ iş görecek kadar yaşam belirtisi taşıyordu. Ivy, eteğini bacağının arasına alıp oturdu. İkindi sonrası,serin bir hava vardı. Yüzüne çarpan bu güzel derinliğe karşı kitap okumak kadar güzel hiçbir şey olamazdı. Acaba o da okumayı seviyor mu,diye düşündü. O, tanımadığı o adam! Victoria,elindeki kitabı sıktı. Kocası olacak her kimse ondan hoşlanmamıştı. Hem o kadına yaptığı kaba davranıştan hem de bir kadını tanımadan onunla evlenmeyi kabul etmesimden öte ona karşı oluşmuş ön sezileri bu yöndeydi.
"Düşünme, düşünme, düşünme!"diye kendine telkinde bulunduktan sonra kitabına döndü. En son sayfa kaçta kalmıştı ki? Hah, sayfa yüz elli ikide kalmıştı.
***
"Bir şeylerin hayalini kurmak için geç mi kaldım Margaret?"
Küçük, tıfıl dadı şaşkın bakışlarını kıza çevirdi. Elindeki tencereyi yavaşça masaya bıraktı.
Bir tilki kadar dikkatli olan gözleri Ivy'nin yüzünü süzüyordu."Neden böyle bir soru sorudun?"Kalın sesi insanın içini ürpertiyordu. Eteğinin yakalarını toplayıp kızın karşısına oturdu. Burnunun üstüne düşen gözlüğünü yukarı doğru ittirdi, kollarını masanın pürüzsüz yüzeyine dayayıp yüzünü Ivy'ye iyice yaklaştırdı.
"Babam artık evlenme zamanımın geldiğini söyledi ve benim için çoktan bir aday seçmiş bile?"
"Ne?!"dedi yaşlı dadı."Ne zaman? Nasıl? Pek benim haberim yok?!" Öfke, şaşkınlık ve kırgınlık taşıyan sesi mutfağın harap duvarlarında yankılandı, Ivy'nin talihsiz olduğunu düşündüğü başında ağrıya sebep oldu.
"Daha az kısık sesle konuşamaz mısın.Gerçekten korkunç bir sesin var Margaret."dedi Ivy. Masadaki elmalardan birine uzanmak istediğinde küçük tıfıl dadı kafasına bir tane vurup sarsılmasına sebep oldu.
"Tanrı aşkına Margaret! Bu da neydi şimdi?!"
"Seni ben büyütüm velet. En az baban kadar hakkım var üzerinde. Bu ciddi kararı alırken bana da danışması gerekiyordu." Elini sertçe masaya vurdu dadı. Ivy az kalsın yere yuvarlanıyordu. Ona dehşet verici derecede korkunç bakan yeşil gözlerin hezimetine uğrayacağından korkan Ivy kendini savunmaya geçti. "Benim ne suçum var? Benim haberim bile yoktu."
Dadı bir kez daha masaya vurdu. "Ona bunun hesabını soracağım."demesiyle yerinden fırlayıp kapının eşiğinden kaybolması bir oldu. Onun ardından bakan Ivy omuzlarını silkeleyip az önce alamadığı elmaya uzanıp leziz bir ısırık aldı. Elmayı bitirip yerinden kalkınca salona uzanan karidorda elinde bavuluyla Margaret ile karşılaştı.
Endişeyle, "Bu bavul da neyin nesi?"diye sordu.
"Gidiyorum!"
"Ne?"Ivy yanlış duyduğunu düşündü. Böyle bir şey mümkün olamazdı. Kendi kulağında bir sorun vardı.
Sert çehresinde soğuk yeller esen kadının gözleri dolmuştu. Buna rağmen öyle dik başlı öyle asabi bir görüntü sergiliyordu ki; tuhaf bir tezatlık içindeydi. "Gidiyorum dedim. O iflah olmaz babandan bıktım."
Yüzüne tokat gibi indi Margaret'in söyledikleri. Yanlış duymamıştı Ivy. Ve bu bir şaka değildi. Margaret hayatında tanıdığı en ciddi insandı. Bugüne kadar en ufak bir şaka yapmamış, eğer bir mevzu gerçekten konuşulmaya değerse ağzını açar ortaya son sözünü koyar sonra arkasına dönerdi. Boş ve faydasız sohbetlerden son derece nefret ederdi. Ivy'nin bu konuda ondan çoğu kez fırça yemişliği vardı. Gülümsemesi de çok nadirdir. Ivy onu iki elin parmağını geçecek kadar dahi görmemişti gülümserken. Çocukluğundan beri Margaret onunlaydı. Bu açıdan bakıldığında durumun ne kadar gerçek olduğu Ivy için acı bir durumdu.
"Lütfen,"diye yalvarmaya başladı. Sesi titriyordu ve sadece içindeki acının dışa vurması bundan ibaret değildi. Gözleride dolmuştu. Uzanıp dadısının boşaltaki elini avucunun arasına aldı. "Lütfen Margaret,sen benim her şeyimsin. Gitme."
Margaret donuk bakışlarını bir kez bile Ivy'yi çevirmedi. Buz gibiydi. Avucundaki ellerin soğuğuna şaşırmamıştı Ivy. Daha sıkı yapıştı ellerine. "Margaret, lütfen,bana neden gitmek istediğini söyle. Babam seni kıracak bir şey mi yaptı. Eğer öyleyse onun adına senden binlerce kez özür dilerim. Lütfen Margaret, özür dilerim."Margaret hiçbir tepki vermeyince Ivy dizlerini yere dayayıp dadısının önüne diz çöktü. Burnundan akan salya sümüğüyle perişan bir vaziyetteydi.
Margaret'in ayaklarına yapıştı. "Neden cevap vermiyorsun? Yoksa ben mi büyük bir günah işledim. Eğer öyleyse beni cezalandır. En ağır şekilde. Lütfen," Gözündeki ıslaklık görüş alanı sıkıntıya sokuyordu. Aceleyle gözünü sildi. "Ne ceza verirsen ver asla şikayet etmeyeceğim... Tanrı aşkına cevap ver!" Var gücüyle haykırdı Ivy. Karşındaki duvar gram tepki vermedi.
"Baba!"diye seslendi. Başka şansı kalmamış, dört duvar arasına sıkışmış gibiydi. Zaman aktıkça çareler üretmekte zorlanıyordu."Baba, Margaret gidiyor. Beni bırakmak istediğini söylüyor. Baba,gel onu durdur."
"Margaret eğer beni terk edersen ömür boyu seni asla affetmeyeceğim." Margaret aniden başını ona çevirdi. Kaşları çatık ve sinirliydi.
"Koca kız oldun Ivy. Şimdi kalk ayağa!"diye emir verdi dadısı. Sesi hâlâ taş duvardı. Bunun bir önemi yoktu. Ivy bir an ömür boyu onunla hiç konuşmayacağını sanıp korkuya kapılmıştı. Ama düşündüğü gibi olmamıştı. Onunla konuşmuştu. Yüzünde tüm suratını kaplayan bir gülümseme belirdi dudaklarından ve hemen ardından yerden kalkıp üstünü düzelti. "Gitmiyorsun,değil mi?"diye sordu. "Dadı söz veriyorum eğer gitmezsen söz veriyorum hiç sözünden çıkmayacağım."
Dadısı gözlerini kısıp kuşkuyla Ivy'nin yüzünü süzdü. Emin olmak için, "Sözlerin ne kadar önemli olduğunu biliyorsun, değil mi?"diye sordu.
Ivy deli gibi başını salladı. "Biliyorum biliyorum. Hem de çok iyi biliyorum. Lütfen bana gitmeyeceğini söyle."
Margaret bir süre sessizce durdu. Sonra çantasını Ivy'nin kucağına koydu. "O zaman git ve bavulumu boşalt."
Ivy otuz iki dişini gösterecek şekilde sırıttı. Kendini çok neşeli hissediyordu. Kalbindeki korkunun yok olup yerine daha taze ve daha iç açıcı duygulara yer bırakmış olması cennet gibi hissettiriyordu. Fakat aklında takılı kalmış ve zihnin derinliklerinden gelip boğazına kanca takan bu sorunun acil cevabını öğrenmesi onu daha da mutlu edecekti.
"Dadı,ufak bir şey sormak istiyorum. Neden durup dururken böyle bir karar aldı?"