DARALAN ZAMANIN NE KADAR FARKINDASIN

2020 Words
Ahter'in, ona bir canavar gibi davranması beni sinir ediyordu. Öne doğru koşup boştaki koluna yapıştım. "Onu nereye götürüyorsun?" diye sesimi yüklettim. Kaya kadar sert yüzünü bana çevirdi. Kayıtsız,ifadesiz bakışları en ufak açılma yapmaya niyeti olmadığını açıkça belirtiyordu. "Ona zarar veremezsin!" Gideceğini anladığımda gidip yoluna dikildim. Ed'le göz göze geldik. Alaycı bir şekilde hiçbir şey yapmadan sadece çırpınışlarımı izliyordu. Boşa harcanan emekten başka hiçbir şey değildi benimki. Ama vicdanımı rahat ettirmek için o buna her ne kadar değmese de ona bu yardımı yapacaktım. "Ahter,lütfen. En azından nereye götüreceğini söyle." Ed aniden öfkelendi ve kolumdan tutup beni kendi arkasına çekti. "Bu şerefsize yalvaracak kadar kendini ezme!" diye kızdı bana. "İkinizin aşkı beni duygulandırıyor olsa da şuan başka işlerim var." dedi Ahter düz bir sesle. Diğer iki adama bir işaret verdi ve ikisi beni tutup uzağa götürdü. "Onu odasına götürün." Baştan aşağı beni iğrenek süzdü. "Üstüne başına temiz bir şeyler alsın. Amcamın karşısına insan gibi çıkmasını istiyorum." "Şerefsiz!"diye bağırdım. Ama o beni asla umursamadı ve Ed'le beraber kapıdan çıkarlarken Ed,bakışları ile uslu durmam konusunda beni açıkça uyardı ve sonra o kapıdan geçip kaybolduğunda kolumda ki adamlara baktım, öfkeyle haykırdım." Bırakın beni!". Aynı anda koca, vahşi pençelerinden kurtulmak için debeleştim ama ikisinin kaba kuvvetine benim direncim sinek vızıltısı bile olmazdı. Beni kapıdan ayaklarımı havada sallarken çıkarıp götürdüler. En sonunda odamdan içeri fırlatıp kapıyı kilitlediler. Ayaklarımı yere vurdum hırçınca ve o halimle arkama dönüp de küvet başında iki yabancı, suratı beş karış kadınlar görünce geriye doğru suçlayıp kapıya yapıştım. "Buraya da ne çok yabancı doluşmuş? Kimsiniz,ne arıyorsunuz?"Onları ve pahalı hizmetçi kıyafetlerini süzdüm." Ne hakla kişisel alanıma giriyorsunuz." Öne doğru bir adım atıp karşılarında durdum. Bakışları beni tedirgin ediyordu. Fazla duygusuz ve kayıtsızcı. Sözlerime tepkisiz kalışları bende emir almadıklarını açıklıyordu. "Ben banyomu kendim yaparım. Çıkın dışarı, rahatsız oluyorum." Hiçbir şekilde yerlerinde kupırdamadılar. Ters bir şekilde gözlerimi kıstım. "Beni duymuyor musunuz?  Sağır mısınız ha! Çıkın diyorum."En sonda bağırdım ve yine en ufak bir tepki göstermediler. Beni deli ediyorlardı artık. Derin bir iç çekip yatağıma genişçe yayıldım."O zaman bende banyo falan yapmıyorum. Bekleyin orada akşama kadar." Burnumu karıştırıp başka tarafa baktım. Üstümdeki elbiselerden iğrenç tahammülsüz bir koku yayılıyordu. Midem bulanıyordu. Yan gözle ikisinin bana doğru hareket ettiğini görünce apar topar yerimden fırladım ve koşup yatağın diğer tarafına geçtim. Pisliğe bulanan yatağıma bakıp ilk kez yüzlerini buruşturup bana kötü kötü baktılar. Kollarımı kalıdıırp onlara avuçlarımı salladım. "Bakın bir anlaşma yapalım. Siz çıkın kapının önünde bekleyin,bende burada uslu uslu oturup banyo yapayım ha,olmaz mı?  Söz hiçbir şey yapmayacağım. Uslu uslu banyomu yapacağım ve sonra kapıyı açıp size haber vereceğim. Rica ediyorum, beni yıkamaya kalkışmayın. Her ne kadar kadın da olsanız ben bunu onaylamıyorum." "Ahter beyin kesin emri var. Üzgünüm."dedi sonunda bir tanesi. Dillerinin olduğunu öğrenmiş oldum. "O şerefsizin biçimsiz tipine tüküreyim. Ondan adam olmaz. Ayrıca ona ne benim kirli temiz oluşumdan. Kendini ne sanıyor? Tamam tamam, çağırın. Bunları bir de yüzüne söyleyeyim. Sizin tipinizden belli, beni ciddiye almayacaksınız. Hadi, çağırın onu." Aval aval yüzüme baktılar. Muhtemelen kafalarında benimle ilgili iyi şeyler geçmiyordu. İkisinin de benim bir kaçık olduğumu düşündüğünden emindim. Başımı avucuma yaslayıp umutsızca salladım. Kimse beni tam olarak anlamayacaktı. Buna ne diye şaşırıyorsam bende. Bu hep böyleydi. "Bakın çok yorgunum. Yüce Yaratıcı aşkına çıkın, kendim yıkmak istiyorum. Hiç olmazsa bir mahremiyetim var,değil mi? Bari ona saygı gösterin. Başka bir şey istemiyorum." Birbirlerine baktılar ve sonra bana bakıp başlarını sallayıp dışarı çıktılar. Gitmelerini bekledim ve kapı kapanır kazanmaz koşup kilitledim. En sonda dayanamayıp kendimi yere bıraktım. Pencereye baktım. Az biraz çekilmiş perdenin ardından ay ışığı mumla aydınlanan odama giriyordu. Gönderdiğim kuş hâlâ gelmemişti ve bu beni endişe etmeye başlamıştı. Evet, belki de çabuk gelmeyecekti ama her zaman ki sürenin üstünden fazlasıyla bir zaman geçiyordu. Nefeslenip ayağa kalktım. Kısa sürede ağır hareket etmeme rağmen üstümdeki pis giysilerden kurtulup sıcak küvetin içine girdim. Sıcaklıkla buluşan bedenim anında gevşeyip rahatladı. Kendimi sıcak suyun içinde huzur bulmuş hissediyordum. İyice yayılıp boynumu arkaya yatırdım ve gözlerimi kapatım. Bir süre tüm bendinme normal olmayan bir uyuşukluk yayılmaya başladı ve sanki biri küvetin altından bana doğru uzanıyormuş gibi içime nereden geldiğini anlamadığım hisseler doldu. Kıpırdamaya çalıştım,gözlerimi aralamaya çalıştım ama vücudum taş kesilmişti sanksi. Kalbim hızlandı. Bir şeyler... Ruh kadar hafif, zar zor hissedilen bir şey ayak parmaklarımı gıdıkladı. Korku ve dehşet aynı anda bendinme el uzatıp tüm uzuvlarımı sıktı. Sıcak küvet aniden buz kesmişti. Soğuktan mı yoksa korkudan mı bilmiyorum ama titriyordum. Ama onun dışında hiçbir tepki vermiyordum. Bana dokunan şey hareketlerini yukarı doğru çıkarmaya başladı. Bacağımda hissettiğim dokunuş asla iyi bir şeye ait olamazdı. Yabancı bir saldırıydı. İrademe uzanıp onu saf dışı bırakmıştı. Uluklarımın yanından süzülüp karnımın üstünden göğsüme doğru yavaş yavaş hareket etti. Boğazıma yaklaştığında sıkıp beni öldüreceğinden o kadar emindim ki bunu yapmayıp teğet geçtiği zaman nerdeyse sevinçten ağlayacaktım ama ne yazık ki gerilen uzuvlarımı dahi oynatamıyordum. Çenemden kayıp dudaklarıma ulaştı ve orada dıraksadı. Ne yapmaya çalıştığını asla kestiremiyordum. En sonunda ağzımın içine akmaya başladığında yaşadığım dehşetten dolayı mı bilmiyorum ama gözlerimi açabildim. Etrafımda soluk,iç karartan bir mavi sis yapılmıştı. Sisin içinde, şekilsiz figürler sağa sola doğru hızlıca hareket edip duruyordu.. Üstümdeki asılı siyah dumanda iki çift kırmızı göz parlıyordu. Doğrudan gözlerimin içine odaklıydı. Uzun, siyah pençelerini ağzımdan içeri uzattı ve boğazımdan aşağıya doğru süzüldü. Acı kör bir bıcak yarası kadar ani ve keskindi. Çığlık atamadığım için göğsümde bir şeyler sıkışıp, ağırlık yapıyordu. Pençeler daha da aşağıya indi ve o soğuk ellerin kalbimi kavradığını hissettim. Etraftaki tüm garip ürkütücü figürler hareket etmeyi bırakıp bize yaklaştılar. Göz bebeksiz gözlerini fark ettim önce, sonra aynı anda söyledikleri şarkıyı duymaya başladım. "Bize katıl Ivy. Bize katıl, kalbini bize sat. Sana sağlık ve sonsuz bir ömür bahşedelim." Şarkıları boğuk tiz sesleriyle korkunç bir uyum yaratmıştı.  Kalbimi yerinden sökmeye başladığını hissettiğim an acı dolu sarsıcı bir çığlık boğazımı yırttı. Aynı anda mavi sis dağılıp üstümdeki siyah duman hiç var olmamış gibi  ortadan kayboldu. Üstümdeki hükümdar güç ortadan kaybolduğu gibi;vüdücüdumun kontrolünü tekrardan bende olduğunu hissettiğim gibi küvetten fırlayıp kapının yanına koştum. Nefes nefese kalbimi yokladım. Atışlarını hissedince derin bir nefes aldım.  Zangır titriyordu güçten düşen bedenim. Ayakta nasıl kalmayı başarabilidiğimi daha anlayamıyordum. Delirmiş olmayım. Yanaklarımda bir ıslaklık hissedince başka bir şeyin bana dokunuyor olabileceği gerçeğiyle refleks olarak olarak yanağıma dokundum. Elime kotu, kırmızı bir sıvı yayıldı. Gözlerimi irice açıp başıma dokundum. Acı noktasına dokundum ve acıyla elimi çektim. Başıma ne olmuştu? Kan boynumdan süzülüp göğüslerimin arsında göbeğime oradan uykularımdan bacaklarıma ve en sonda zemin aktı. Çıkarıp yere attığım paçavralarımdan temiz kalan kısımlarında bir parça kesip başımda ki kanayan yaraya bastırdım. Aklıma gelen hizmetçi kadınların çığlığımı nasıl duymadıklarını sorgulamamıştım bile. Muhtemelen beklemekten sıkılmış,her hizmetçi gibi bir köşeye çekilip ev halkı hakında konuşuyorlardır. Ama birinin kapıya vurmasıyla tüm düşüncelerim dağıldı. "Hadi, hâlâ yıkanmadın mı?"diye bağırdı bir tanesi. Nasıl yani, beni duymamışlar mıydı?  Bu nasıl mümkün olabilir? Çantadan çıkıp masasının üstünde bana korkmuş gözlerle bakan kitapları görünce hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını anladım. "Bana ne olduğunu gördünüz mü?"diye sordum. Hepsi sallanarak cevap vermeye çalışınca birbirlerinin üstüne yığıldılar. Hemen ardından ıkınarak nefes nefese doğruldular hızlıca. Gri, gümüş yazılarla süslenen kalın cildi olan kitap," Koştun,"dedi heyecanla. Gözleri kocamandı. Gelen gülme isteğimin yersizliğine içerlenip kendimi son anda tutum."sonra - sonra..." Yutkunmak için duraksadığı anda kırmızı kapaklı, eski kitap konuştu:"Çok korkmuş gibiydin." Gözleri doldu, akan pembe gözyaşları kapağını nemlendirdi. "Bizde korkutuk."Hepsi aynı anda coşkuyla başını sallayıp onu onayladılar. "Yere düştün. Kafanı yerdeki çanağa çarptın. Ama onu hissetmiş gibiydin." "Ayağa kalkıp kapıya doğru koştun."dedi, henüz okuya okuya bir türlü bitirmediğim doğa bilimlerini açıklayan, uzun ağır dilli ansiklopedi kitabı. Sözü ilk kitap aldı." Evet evet, çok hızlı koştun. Deli gibi etrafa bakıyordun. Sanki bir şeyler sana saldıracakmış gibi köşeye sinmiştin." "Sana seslendik ama bizi duymadın."dedi arkalarda kalan küçük ebatlara sahip, bana Ed'in hediyesi olan tatlı şiir kitabı. Gözlerindeki utancı gördüğüm an hâlâ çıplak olduğumu hayırladım. "Hey!" diye kızdım. "Bakmayın bana." Sırtımı dayadığım kapı gümbürdedi. "Kim var içerde?  Kiminle konuşuyorsun, aç çabuk kapıyı!" "Kimse yok içerde. Bana anahtar deliğinden baktığınızı biliyorum. Size diyorum, başka tarafa bakın."Kitaplar anında neşelendi. Hepsi bir ağızdan kıkırdayıp gözlerini kapattılar. "Ne münasebet!"diye ses verdi kadın."Bize ne senin iğrenç vücudundan. Acele et. Seni bekliyor efendim. Beş dakikan var, hemen çıkmazsan içeri gireriz." "Beş dakika da ben eteği bacağımda geçiremem. En az yarım saate ihtiyacım var." "Bize ne bundan. Ben süreyi belirttim. Acele et." Gözlerimi devirip kapıdan uzaklaştım. Küvetin yanına gidip suya elimi daldırdım,vücuduma bulaşan kanı temizledim. Küvveteki su hafiften kırmızıya dönmüştü ama onlar beni ayakta sağlıklı bir şekilde gördüğünde buna başka bir anlam yüklerlerdi. Soru sormayacaklarından neredeyse emindim. Yatağın altına attığım bir kaç toz kapmış elbiseyi silkeleyeyip aceleyle giydim. Başımdan akan kan artık akmıyor olsa da kocaman bir yara oluşmuştu. Onu saklamak için sadece uçları ıslanan saçlarımın bir çoğunu sağ tarafa doğru taradım. O esnada müthiş bir acı hissettim. Yüzümü buruşturup bir süre acının geçmesi için bekledim. Gözlerimi kapattığım gibi ağzımın içine uzanan siyah pençeleri hissettim,gözlerimi açıp telaşla etrafa uzun uzun baktım. Yalnız olduğumu hissettiğim an aptal bir rahatlamaya düşmemem gerektiğini biliyordum. Gerginlikten kasılan omuzlarıma elbiseyi geçirdim. Yakalarını düzeltip sırtındaki zinciri çekmek için elimi sırtıma uzattım. Yetişmeyince sırtımı arkaya doğru iyice kırdım ve acıyla nefes nefese zinciri yukarı çekmeyi başardım. Kapı çaldı. "İçeri giriyoruz. Ya kendin aç, ya da biz açarız." "Geliyorum, geliyorum."Geriye doğru bilinçsiz bir adım artınca gözlerim karardı, başım döndü. Öne doğru sendeledim. Küvettin içine yığılmamak için ani bir hareketle yana çekilince dengem bozuldu ve yere devrildim. Pencerenin aralığında soğuk hava içeri girdi, perdeleri dalgalandırdı ve doğrudan gelip yüzüme çarptı. Göğsümde bir sıkışma vardı. Kapıda ki kadınlar iyice sabırsızlanıp bağırmaya başladı. Yardım dilenmek için kolum kaldırınca yorgun düşüp yere düştü elim. Boğazım kupkuruydu. Bir damla suya ihtiyacım vardı. Kapı aniden büyük bir güç tarafından ittirilmiş gibi açıldı. Ed'in şaşkın ve dehşetle yamulan yüzüyle karşılaşınca belli belirsiz gülümsedim. İçeri girip yanıma koştu. Hemen ardından Ahter'in içeri girdiğini az çok aralıklı gözlerimle fark ettim. Ed,başımdan tutup kaldırdı. "Ivy ne oldu sana?" diye endişe ile sordu. Alnımda ki yaranın tekrardan kanamaya başladığını anlamıştım. Çünkü Ahter'in baktığı yerden akan ılık sıvıyı tekrardan hissettim. "Hastalığa yakalanmış!"dedi arkadan içeri giren efendim."Çabuk onu doktorun yanına götürün." Ed, bir an düşünmeden beni kucağına aldı ve kapıdan geçirip koşturarak Ahter'in onu yönlendiridiği yöne doğru beni taşıdı. Beyaz bir kapının önünde duyduğumuzda Ahter hızlıca kapıyı açtı, Ed beni içer taşıdı. Koltuğunda dalgınca oturmakta olan doktor ani gelişimizle hızlıca ayağa fırlayıp şaşkınca bir kaç saniye ne olduğunu anlamaya çalıştı ve her şeyin farkına vardığı gibi beni yaptırmaları için pembe çarşaflı bir yatağı işaret etti. Ed beni hızlıca oraya taşıdı. Yarı açık gözlerimi irice aralayıp gözlerimin içine baktı. Başımdaki yarayı kontrol etti. Sonra boğazıma dokunduğunda acı hissettim. "Henüz bulaşmış. Yapılmadan önce sadece hastalığı yavaşlatabilirim ama onu kurtararamam." Etraftaki herkes yavaş yavaş silikleşip birer gölgeye dönüştükten sonra tek tek kaybolmaya başladı. Seslerini hâlâ duyuyordum ama çok uzaktan ve anlamsız kelimelerle konuşuyorlardı sanki. Dumansı siyah şey belirdi başımda. Kıvrıla kıvrıla etrafımda dolanmaya başladı. Uzun pençelerini bir saçlarıma uzattı, bir geri çekti. Kulağıma eğildi. "Seni bırakmayacağım."diye fısıldadı. Sivri tırnağı yanağımdan çeneme kaydı."Seni koruyacağım. Sana hiçbir şey olmayacak." Kafamda ki kanayan yaraya uzattı ağzını ve öper gibi tüm kanı çekti. Göğsümde ki acının dinmeye başladığını hissettim az çok. Daha sonra dudakları boynuma dokundu ve orada ki yarayı ağzıyla tedavi etti. Havada dalgalanan saçları tüm yüzümü örtüyordu. Sonra yavaş yavaş benden uzaklaşmaya başladı. Kırmızı gözleri hüzünle küçülüp varlığıyla beraber kayboldu. Bir kaç gün sonra... Başımda şiddetli bir ağrıyla gözlerimi araladım. Parlak ışık gözlerimi kamaştırınca onları hemen kıstım ve bir süre ışığa alışmalarını bekledim. Kendimi çok fazla yorgun ve ağır hissediyordum. Etrafa bakmaya çalıştım. Doktorun askılıkta ki önlüğü, içi ilaç dolu dolabı ve en sonunda pencere önünde bekleyen Ahter'in uzun siluetini gördüm. Sırtı bana dönük, dalgınca dışarda yağmaya başlayan karı seyrediyordu. "Su,"diye güç bela konuştum. Hızlıca bana döndü, yanıma geldi ve hemen sürahiden bir bardak su doldurdu. İçebilmem için elini başımın altında geçirip kaldırıdı ve demir tası çatlayan dudaklarıma yasladı. Suyun bir kısmı çenemden süzüldü. Ahter bardağı geri çekip ıslanan yanağımı ve çenemi çarşafın ucuyla kuruladı. Gözlerimi tekrardan kapattım." Nasıl hissediyorsun?"diye sordu. Onu gördüğümden beri ilk kez benimle yumuşak bir sesle konuşuyordu. Hafiften dudaklarım kıvrıldı. "İtiraf et," Kısa bir öksürük sözümü böldü. "Bana bir şey olacak diye çok korktun." Gözlerimi aralayıp yüzüne baktım. Sırıttı. "Kendini çok fazla değerli hissediyorsun. Sadece hesap vermeden gidecek olman biraz canımı sıktı." Kollarını göğsünde bağladı. "Ki bakıyorum da çok iyi görünüyorsun." Gözleri her yerimde dikkatlice gezindi. Gizli bir ilgiyle en sonunda göz kırpıp dışarı çıktı. Gülüp gözlerimi kapattım. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD