TOPRAĞIN ÇAĞRISI

1007 Words
Ormanın kuytu derinliklerinden sessizliği yaran bir köpek uluması duyuldu. Sağ taraftan ıssız bir yerlerden boğazadan yükselen bir ulumaydı. Ya acı çekiyordu ya da bir sevdiğini, ailesini kaybetmişti. Bir kez daha bağırdı. Tepemdeki ağaçların yaprakları üstüme döküldü.  Avuçlarımı yere dayayıp güç topladıktan sonra sarılsamda kendi ayaklarımın üstünde durmayı başarabildim. Ahter ve Sahra'nın hâlâ orada oluşu benim için büyük bir yıkımken hiçbir şey umurumda değilmiş gibi davranmak ekstradan harcanan bir enerji kaybıydı benim. Kabullenmekse açık bir intihar taburesine bile bile yürümek gibi bir şeydi benim için.  "Büyük annem benden mantar toplamamı istemişti."dedim dalgınca. Göğsümdeki acı hafiften hâlâ orada olduğunu hissettirdi. Onların görmemesi için başımı diğer yana çevirip dişlerimi sıktım." Buralarda çok yetiştiklerini duymuştum ama hiç karşılaşmadım. Gidip biraz ortamının içine bakayım. Belki oralarda bir yerde bulurum." İleriye doğru beceriksiz ve düşüncesiz bir adım attınca ayağım çamurlu suyun içine batı. Başımı eğip baktım. Bunu umursamadan diğer bir adımı attım ve o adımın da balçık yığının kenarına geldi. Topuğuna arkaya kaydı ve sol bacağım da çamura saplandı.  Gök gürledi. Hemen ardından bir kaç damla yağmur saçlarıma çarptı. Çamura saplanan bacaklarımı kurtarmak için ayağımı kaldırmayı denedim ama ayakkabıma yapışan yoğun kıvamlı çamur buna izin vermekte biraz inatçıydı.Yine de her şeye rağmen pes etmedim. Bir kaç kez denedikten sonra daha da derine saplandı ayaklarım. Ahter'in Sahra'yı kendinden uzaklaşırdığını göz ucuyla gördüm. Bana yaklaşıyordu. Bunu isteyip istemediğimi o an bilmediğimi fark ettim. Bana söylediği o kadar aşağılıyıcı ve az önce gördüklerimden sonra hâlâ kararsız kalırım aslında hiç gururumun kalmadığını gösteriyordu.  Karşıma geçti. "Bana elini uzat." Bana doğru yaklaştırdığı koluna baktım. Belki içimde bir belirsizlik olabilirdi ama bu bir anda canlanan kibar hareketine nasıl bir karşılık vermem gerektiğini çok iyi biliyordum.  Sağa sola baktım. Hemen bir kaç santim uzağımda dalı fark ettiğimde tüm dikkatimi oraya çektim. Elimi uzattım ama yetişemedim. Vücudumu biraz öne yatırdım ve dala tutulabilme umuduyla elimi tekrardan uzattım ama yine yetişmedi.  Ahter hâlâ kolunu indirmemişti. Oysaki cevabını çoktan almıştı. Aniden öne uzatığım kolumdan tutu ve ben daha ne olduğunu anlamadan diğer elini belime yerleştirdi ve beni hızlıca kendine doğru çekti. Onu omuzlarından ittirip kendimden uzağa çekmeyi çalıştım. "Bırak!" "Rahat dur!"dedi, sesi tüm kibarlığını kaybetmişti. Zorla bir şeylere el koyan bir serseri gibiydi çoktan. Beni havaya kaldırıdı, ayaklarım balçıktan sıyrılıp kurtuldu ve ben ona tekmelemeyi planladığım o anda yer büyük bir şiddetle sarsıldı. Tüm dengelerimiz alt üst oldu.  Ahter geriye doğru düşerken beni daha da sıkı tutunca üst üste yere devrildik. Göğüslerimiz sertçe birbirine çarptı, burnu burnuma değdi ve kısacık bir an için göz göze geldik. Sonra yandan yüksek tiz bir çığlık duyunca aynı anda oraya doğru baktık.  Benim kurtulmayı başardığım balçığa Sahra, yüzü koyun bir şekilde devrilmişti. Ahter ile birlikte ona ulaşmak için harekete geçtik. Bir sarsıntı daha oldu o an. Çabucak toparlanıp Sahra'yı düştüğü yerden kurtarmak için var gücümüzle onu çektik. Gerçi Ahter'in pek bir çaba göstermesi gerekmiyordu. Sadece bir kaç saniye sonra titreyip ağlayan çamurlar içindeki Sahra onun kucağında uzanıyordu. "Tamam ağlama,bir şey olmadı."diye Ahter onu avutmayı denedi. Karşısında bir çoçuk varmış gibi davranıyordu. Gözlerimi devirip ayağa kalktım.  Henüz bir kaç adım atmışken Ahter," Sakın kıpırdama!"diye uyardı."Yerin altında hareket eden bir şey var. Onu bize çekme." Dehşetle büyüdüğüm gözlerimi ona çevirdim.  "Ne-ne gibi bir şey." Korkudan dudaklarım kurudu. Ağır ağır yutkunup toprağa baktım. Doğa ana sakin görünüyordu.  "Basit bir depremdir."dedim.  Başını sallayıp bana katılmadığını belirti. Bir şeylerden emindi."Bu bir tür lanet."dedi, etrafına uzun ve dikkatli baktıktan sonra yüzüme çevirdi gözlerini."Yanıma gel."diye kısık sesle buyurdu.  Onu dinledim ve hafif adımlarla yaklaştım. Belli belirsiz bir titreme oluştuğunda Ahter,"Dur!"diye emretti. Titreme durunca,"Yaklaş," dedi.  Her attığım adımda durup bekliyordum. Tehlikenin olmadığını hissettiğim an yeni bir adım attıyordum. Gerçi pusuda bekleyen şeyin gerçekten bir canlı olup olmadığını bilmiyordum ve eğer gerçekten toprağın altında hareket eden bir şeyler varsa bizimle oyun oynandığını nasıl anlayacaktık? Belki çoktan yerimizi keşfetmişti. Saldırıya geçmeden önce biraz eğlenmek istiyordu sadece.  Ahter'in yanına gelince, "Otur,"dedi. Dizimi burkup dibinde oturdum.  "Çok korkuyorum."dedi sahra. Deli gibi titriyordu."İlk defa böyle bir şeyle karşılaşılaşıyorum." Ahter'e daha çok sokuldu. Saçlarında ki tüm çamur Ahter'in çenesine yapıştı. Ahter bundan rahatsız olsa da hiçbir şey demedi.  "Orada bir şey olduğunu nereden anladın?"Kısık konuştuğum için beni duyması adına kulağına doğru eğilmiş, fısıldamıştım.  Yüzünü bana çevirdiğinde yüzlerim arsında hiçbir mesafe kalmamıştı. Sorularımız yüzlerimize değiyordu."Kuşağını yere daya ve dinle."Dediğini yaptım ve ilk başta hiçbir şey duymaydım. Biraz daha bekledim ve sonra aniden nefes sesleri gelmeyi başladı. Aniden doğrulup inanamıyormuş gibi Ahter'e baktım.  "Yüce Yaratıcı, merhamet et." Hızlıca içimden dualar mırıldandım.  Sahra, "Böyle bir şey nasıl var olabilir?"diye sordu. Çamura bulanmış yüzünden net görünen göz bebekleri kocamadı. Ela rengi gözleri daha koyu bir tona bürünmüştü. Küçük,korunmaya muhtaç bir çoçuk kadar saf ve masum görünüyordu.  Eteğimin dikişlerini çözdüğüm yerden bir parça kumaş kesmek için çekiştirdim. O sırada ikisi beni izlemeye koyuldu. Az biraz zorlansam da sonuna küçük bir parça koparabilmiştim.  Sahra'ya doğru eğildim ve onun şaşkın bakışları eşliğinde yüzünde ki çamuru onu incitmemeye özen göstererek sildim."Böyle daha iyi." diyip gülümsedin ve geri çekildim. Ama Ahter, "Beni unuttun."değince şaşırma sırası bana gelmişti. Başını arkaya doğru yatırıp çamurlu çenesini ortaya çıkardı. Bunu yapabileceğimi sanmıyordum ama... Yavaşça yaklaştım ve bezin temiz ucunu cesaretsizce çenesine dokundurdum. Ahter'in kasıldığını hissettim ve içimde tuhaf bir kıpırtı oluştu o an. Geçmişin hisseleri tekrardan gün yüzüne çıkmak için bana baskı yapıyordu. Bunun olmasına izin veremezdim. Telaşla bezi Sahra'nın avuçlarına koydum. Ahter bana baktı." Al,sen yap."dedim ve dikkatlice ses yapmamaya özen göstererek onlara sırtımı çevirip ormana baktım. İlerde bir kaç ağaç devrilmişti ve değirmenlerden yaşlı olanları taşlarını toprağa dönmüştü.  Daha orada ne kadar beklemem gerekiyordu, bilmiyordum ama bir an önce eve gidip kardeşimin iyi olup olmadığını öğrenmem gerekiyordu. İkisinin yanında, az önce o değirmende ne yaptıklarını bir türlü aklımdan çıkaramazken baş başa kalamazdım.  Eğilip yere kulağımı verdim. Ses gelmiyordu. Bu uzun süre böyle devam edince o şeyin artık orada olmadığına karar verdim."Orada bir şey yok gibi. Ben eve gidiyorum."Ayaklandığım sırads Ahter arkadan eteğimi tutu."Otur!"dedi sert bir dille." Hiçbir yere gittiği yok. Bizi arıyor."  Omzumun üstünden ona baktım. "Oradan hiç ses gelmiyor. Belli ki gitmiş."  "Orada."Gözleri ile geride bir noktayı işaret ettiğinde dönüp baktım. Yengeç kıskacı gibi bir şey yüzeye çıkmış,etrafına kulaç atıp duruyordu. Korkudan Ahter'e sokuldum."Biz bittik. Artık buradan kurtulmamız bir mucize olur." 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD