ZORAKİ ALIŞVERİŞ

1137 Words
"Seni ağa gelini yapıyorum. Bana minnet borcun var. Sesini keseceksin." O an anladım. Daha doğrusu emin oldum. Bu bir tuzaktı. Üvey annem ve Aslan’ ın üvey annesi birlikte kurmuştu bu oyunu. Ama neden? Bilmiyorum. Evinde misafir olduğum üvey annemin akrabası olan bu kadın sadece bir aracıydı. Beni neden bu kadar kolay harcadılar? Ya da Aslan' ı? Üvey annem başka bir şey söylemeden gitti. Aradan zaman geçmeye devam etti. Kapı tokmağı üç kez vuruldu. Gelenler oldu. Bana yemek getirirken yine aynı şeyleri söylemişti üvey annem. Sesimi kesmek zorundaydım. Yoksa Reşat beni satmak için bekliyordu. Köyün erkekleri de sikmek için. Bana tecavüz edilmesine sessiz kalan o değilmiş gibi rahattı. Gerçekten ona minnet duymamı bekliyordu. Ağa gelini olacaktım ve namusum temizlenecekti. Başıma talih kuşu onun sayesinde konmuştu falan filan. Ona tuzak kurduğumu düşünecek olan Aslan bana nasıl bir koca olacak onu düşünen yoktu. İçim ürperdi. Odada yalnızdım, ama dışarıda benim hayatımı karara bağlamak için toplanmış insanlar vardı. Ellerim terledi, avuçlarımı eteğime sürdüm. Midem bulanıyordu. Ayak sesleri duyuldu. Kapının önünde fısıldaşmalar… Sonra, kapı açıldı. Üvey annem içeriye başını uzattı. Gözlerindeki bakışı görünce içimi nefret kapladı. "Kalk." dedi sertçe. "Geldiler." Bacaklarım titredi ama itiraz edemedim. Beni odada tutan da, oraya sürükleyen de onlardı. Dirensem ne olacaktı? Kapalı kapılar ardında benimle ilgili karar verilmeyecek miydi yine? Yavaşça yerimden kalktım. Aynada kendime son kez baktım. Solgun tenime, kocaman açılmış ama içi boş gözlerime… Sonra, ayaklarımı sürüyerek dışarı çıktım. Salonun ortasında oturuyorlardı. Şervan Ağa geniş koltukta, yanındaki kadının yüzü buz gibiydi. Aslan biraz ileride, yüzü asık ama gözlerinde karanlık bir hiddet vardı. Tanımadığım bir adam da onun yanında oturuyordu, belli ki aileden biriydi. Ben içeri girince herkes sustu. Ev sahibi kadın çayları getirdi. Büyük bir tepsiye konmuş, ince belli bardaklarda fokurdayan çaylar… Üvey annem kolumdan tutup beni yanına çekti. Oturduk. En azından kimse benden kahve beklemedi. Sanırım herkesin acelesi vardı. Sonunda, Şervan Ağa tok sesiyle konuşmaya başladı. "Allah' ın emri, peygamberin kavliyle, kızınız Sarya' yı oğlum Aslan’ a istiyoruz." Adımı bile yeni öğrendiğinden emindim. Sadece Şervan Ağa ' nın değil Aslan' ın da. Boğazıma bir şey düğümlendi. Beni istiyorlardı. Ama kimden? Ben kimdim? Kendi kararımı vermek için orada mıydım, yoksa sadece bir mal gibi birilerinden birilerine mi devrediliyordum? Kimse bana senin düşüncen ne diyecek miydi? O an üvey annemin sesi duyuldu. "Başımızın tacıdır Sarya. Mutlu olsun isteriz. " dedi, yüzünde sinsi bir gülümsemeyle. "Bize düşen, hayırlısı demek." Bitti. O tek kelimeyle her şey mühürlenmiş oldu. Babam elbette ki ona uydu ve bir bardak şeker istenmiş gibi " Verdim gitti. " dedi. Çaylar dağıtıldı. Şervan Ağa ilk yudumunu aldıktan sonra herkes çayına uzandı. Çünkü çay içilmişse, söz kesilmiş demekti. Öyle hissettim. Herkesin üzerinden yük kalkmış gibi bir an oldu o an. Herkesin ağzının tadı yerine geldi. Çayda bunun sembolü oldu. Gözlerim Aslan ’a kaydı. O da sessizdi. Sinirliydi. Ama ağzını açmıyordu. Sonra, küçük bir kutu açıldı. İçinden iki altın yüzük çıktı. Biri bana, biri Aslan ’a takıldı. Kelepçe ya da zincir gibi bir şeydi benim için. Sanırım Aslan içinde öyleydi. Şervan Ağa dua okudu, herkes "Amin." dedi. Benim sesim çıkmadı. Çünkü içimden hiçbir şey gelmiyordu. O gece, benim kaderim başkalarının dudaklarından dökülen kelimelerle yazıldı. .... Her şey hızla oluyordu. Şırnak ’ın çarşısına çıktığımızda her şey aynıydı. Kalabalık, koşturan insanlar, dükkanların önünde oturmuş sohbet eden adamlar… Mardin' den bir farkı yoktu sanki ama ben aynı değildim. Üvey annem ve Aslan ’ın üvey annesi beni yanlarına alarak dükkân dükkân dolaşmaya başladılar. Kendi aralarında gizli gizli konuşup fısıldaşıyor, sonra kahkahalar atıyorlardı. Beni bir süs bebeği gibi oradan oraya sürüklüyorlardı. Yaptıkları onları mutlu ediyordu orası belliydi. Burası benim dünyam değildi. Ama buradaydım. Bugün düğün alışverişim yapılıyordu. Önce kumaşçılara gittik. Büyük bir dükkana girdik. Tezgahların üzerinde çeşit çeşit kumaşlar yığılmıştı. Parlak ipekler, işlemeli kadifeler, tüller, satenler… Satıcı bizi görünce hemen ayağa kalktı. "Hoş geldiniz hanımlar. Ne arzu edersiniz?" Üvey annem başını dikleştirerek konuştu: "Ağa gelinine kumaş bakıyoruz. En iyilerini çıkar." Satıcının gözleri büyüdü. Hemen dükkanın iç tarafına geçti, en özel kumaşları çıkardı. Birbiri ardına kumaşları tezgaha serdi. Kırmızı, bordo, zümrüt yeşili, gece mavisi, altın işlemeli siyah kadifeler… Ellerimi birinin üzerine koydum. O kadar yumuşaktı ki parmaklarım kumaşa gömülüyordu. Ama içimde hiçbir şey hissetmiyordum. "Şu kırmızı ipeği alalım." dedi Aslan ’ın üvey annesi. "İlk gece için güzel bir gecelik diktiririz. Hazır da alınır ama diktirmek şart. " İçim sıkıştı. Kendi aralarında konuşup fısıldaştılar. Kahkahalar atarak bir şeyler söylediler ama ben artık duymuyordum. Beni benden alıp başka bir dünyanın içine sokuyorlardı. Sonra gelinlik için bir dükkana girdik. Kapıdan içeri adım atar atmaz büyüleyici bir manzara ile karşılaştım. Duvardan duvara asılmış gelinlikler, büyük aynalar, ışıl ışıl bir salon… Kadınlar sağda solda gelinlikleri deneyip birbirlerine gösteriyorlardı. Buraya sevdiğim bir adam için gelip hayaller kurmak vardı. Nasip olmadı. Kızlar gülüyor, gelinlik üzerlerinde kendi etraflarında sanki uçar gibi dönüyorlardı. Ama benim içim bomboştu. Birbirinden gösterişli gelinlikler önüme serildi. Sade, şık, zarif… Ama Aslan ’ın üvey annesi en kabarık olanı seçti. "Ağa gelini dediğin ihtişamlı olmalı. Girdiği yerde dikkat çekecek. Şervan Ağa 'nın gelini belli olmalı. " Satıcı, taşlarla işlenmiş, uzun kuyruğu olan bir gelinliği çıkardı. Kolları işlemeli, göğsü incilerle süslenmişti. Çevresi altın rengi nakışlarla bezenmişti. "Tam size göre." dedi. Beni deneme kabinine soktular. Üzerimdeki kıyafetleri çıkardım, gelinliği giydim. Aynaya baktım. Bu ben miydim? Beyazın içinde, yüzü solmuş bir hayalet gibi duruyordum. Ama onlar memnundu. "Tam oldu!" dedi üvey annem. "Şervan Ağa bunu görünce çok mutlu olacak." Onlar mutluysa benim hissettiklerimin bir önemi yoktu. Gelip başıma bir duvak taktılar. Ağırdı. Sanki beni bu dünyadan koparıp bambaşka bir yere sürüklüyordu. Gelinlik alınmıştı. Şimdi sıra kaftana gelmişti. Bir diğer dükkana girdik. İçerisi rengarenk kaftanlarla doluydu. Bordo kadifeden, altın işlemeli, uzun kollu kaftanlar… Gösterişli, ağır, ihtişamlı… "Ağa gelinine yakışan budur." dedi Aslan’ ın üvey annesi. Denemem için önüme bir kaftan koydular. Kolları uzun, bilekleri dantelli, etekleri genişti. Omuzları taşlarla süslenmişti. Ağırdı. Üzerime geçirildiğinde sırtıma bir yük binmiş gibi hissettim. Kaftan da alınmıştı. Şimdi sıra takılara gelmişti. Kuyumcuya girdiğimizde içimi bir ürperti sardı. Tezgahın üstü bileziklerle doluydu. Her biri kalın kalın, işlemeli… Bir kadının kollarına takılmıştı, ağırdan ağırdan ellerini kaldırıp indiriyordu. Bileklerinden gelen şıkırtılar dükkanın içinde yankılanıyordu. Şimdi sıra bendeydi. Önce beşi bir yerdeyi boynuma taktılar. Ağırdı. Kalbimin üzerinde bir yük gibi duruyordu. Sonra altın kemer takıldı. İnce belimi sararken adeta beni esir alıyordu. Bileklerime kalın, ağır bilezikler geçirildi. Her biri bir servet değerindeydi. Birkaç adım atsam düşeceğim gibi hissediyordum. Ama Aslan’ ın üvey annesi mutluydu. "Ağa gelini böyle olur. Gelin dediğin altınlarıyla belli olur." Üvey annem de ona katıldı. "Ne kadar çok altını olursa o kadar saygın olur." Gülüşerek bana baktılar. Ama ben sadece bu ağırlığın altında eziliyordum. Tüm takılar tamamlandıktan sonra çeyiz dükkanına geçtik. Bohçalar, nevresimler, yatak örtüleri, işlemeli havlular, yorganlar… Her şey alınmıştı. Gözüm bir bohçaya takıldı. Üzerinde ince ince işlenmiş kırmızı güller vardı. Annemin sandığından hatırladığım bir desene benziyordu. Ama o sandık artık benim değildi. Bana vermeyeceğini biliyordum. Üvey annem beni mutlu edecek hiçbir şey yapmazdı. Beni alıp götürüyorlardı. Gelin yapıyorlardı. Ama ben bir gelin değildim. Bir esirdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD